Gerçekten siz bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

Gerçekten siz bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Mü'minun 112-118. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

112 . (Allah, inkâr edenlere:) “Yeryüzünde seneler adediyle ne kadar kaldınız?” buyurur.

113 . (Onlar:) “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık; artık o sayanlara (hesab tutan o meleklere) sor!” derler.

114 . (Allah şöyle) buyurur: “Ancak pek az kaldınız; eğer gerçekten siz biliyor olsaydınız!” (*)

115 . “Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten siz bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (**)

116 . İşte gerçek hükümdâr olan Allah, pek yücedir; O’ndan başka ilâh yoktur.(O,) kerîm olan arşın Rabbidir.

117 . Kim Allah ile berâber, hakkında hiçbir delil bulunmayan başka bir ilâha yalvarırsa, artık onun hesâbı ancak Rabbinin katındadır. Şu şübhesiz ki, kâfirler kurtuluşa ermez.

118 . (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Rabbim! Bağışla! Merhamet eyle! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!”

(*) “Ey dünyaperest (dünyaya tapan) insan! Çok geniş tasavvur ettiğin (zannettiğin) senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir. Fakat, o dar kabir gibi menzilin (odanın) duvarları şişeden olduğu için, birbiri içinde in‘ikâs edip (aksedip) göz görünceye kadar genişliyor. Kabir gibi dar iken, bir şehir kadar görünür. Çünki o dünyanın sağ duvarı olan geçmiş zaman ve sol duvarı olan gelecek zaman, ma‘dum (yok) ve gayr-ı mevcûd oldukları (mevcûd olmadıkları) hâlde, birbiri içinde in‘ikâs edip gāyet kısa ve dar olan hâzır (şimdiki) zamânın kanatlarını açarlar. Hakîkat hayâle karışır, ma‘dum bir dünyayı mevcud zannedersin. (...) Senin zamânın ve ömrün, berkten (şimşekten) daha çabuk geçer; hayâtın, çaydan daha sür‘atli akar.” (Lem‘alar, 17. Lem‘a, 143-144)

(**) “Hatıra gelmesin ki, bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki bu azîm (büyük) dünya onun muhâsebe-i a‘mâli (amellerinin hesâba çekilmesi) için kapansın. Başka bir dâire açılsın. Çünki bu küçücük insan, câmiiyet-i fıtrat (yaratılışında çok kābiliyetler bulunması) i‘tibâriyle şumevcûdât içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı İlâhiye (Allah’ın saltanatının i‘lâncısı) ve bir ubûdiyet-i külliye (yüce bir kulluğun) mazharı olduğundan büyük ehemmiyeti vardır.” (Zülfikār, 10. Söz, 15)