Habip ARTAN

Habip ARTAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Gençliğimizi geleceğe hazırlamak-4

A+A-

Seri yazımızın ilk üçünde, başta aileye, eğitimcilerimize, toplumumuza ve gençlerimize düşen görev ve sorumluluklar üzerinde görüşlerimizi ve tecrübelerimizi aktarmıştık. Bu sefer de, devletimizin konu ile ilgili organlarına ve dolayısıyla birinci derecede yönetici ve idarecilerimize, bunun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarına, medyaya bir takım görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

Eğitim sistemi baştan sona gözden geçirilmeli

Bir ülkenin insan kaynaklarının yetiştirilmesi ve yeteneklerinin açığa çıkartılmasını sağlayan ana arterlerin başında eğitim kurumları gelmektedir. Bu kurumların performansının ölçülmesi okullaşma oranı yanında yetiştirdiği insan gücüyle belirlenmektedir. Daha önceki yazılarımızda da değindiğim gibi; okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve yüksekokul eğitim basamaklarında öğrencilerimizin yeteneklerine göre doğru yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu görev birinci derece Milli Eğitim Bakanlığına düşmektedir. Her bir öğrencinin yeteneklerine göre sınıflandırılarak eğitim basamaklarında yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde yapılırsa öğrencilerin büyük bir kısmı mezun olduktan sonra hem meslek edinmiş, hem de yeteneği doğrultusunda sevdiği bir bölümü seçmiş olur. Severek ve isteyerek tercih ettiği meslek ve sanatta da hayatının ileriki basamaklarında başarı şansı yüksek olmuş olur.

Eğer bu şekilde seçmeli ve yeteneğe göre sınıflandırılmış eğitim sistemi uygulanır olursa liselere geçişte (LGS), ardından yüksek tahsilde uygulanan (YGS) sınavlarına da gerek kalmamış olur. Üniversite öncesi eğitim sisteminin sorunlarından biri de şimdiki test sınavlarıdır. İlk, orta ve lise öğreniminde uygulanan eğitim sistemi, genelde ezberci, test türü sınavların cevaplarını bulmaya alıştırılmış. İçerikli düşünemeyen, düşüncesini sözlü ve yazılı ifade edemeyen ve kitap okumayı sevmeyen gençlerimizin yetişmesine sebep olmaktadır. Bu sınav sistemi ile istedikleri üniversite ve alanlara giremeyen öğrenciler hayal kırıklığı ve motivasyon eksikliği yaşayarak bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sosyal devlet anlayışı

Çocuklarımıza, gençlerimize nasıl davranacağımız, onları topluma nasıl hazırlayacağımız ve onlara nasıl sorumluluk vereceğimiz onlardan önce bizleri ilgilendirir. Gerek idari yönden ve gerekse sosyolojik olarak bu sınırsız kaynağın, enerjiye dönüştürülecek potansiyeli çok iyi değerlendirilmelidir.

Bir yandan bu ortak sorunlara çözüm ararken; diğer yandan kalkınmanın temeli saydığımız üniversite gençliğine kaynak ve imkanlar aramak zorundayız. Çocuklarımızın eğitimi öncelikle aile içinde yani onların sıcak ilgi gösterildiği ortamda başlamakta; bu süreç okullarımızda devam etmektedir. Ancak gençliğin yetiştirilmesinde sadece okul ve aile kurumu eğitimi yetmemekte; onun çevresiyle birlikte eğitimini de kapsamaktadır. Çevre olarak köy, mahalle, sokak gibi mekanlar ile kendiliğinden oluşan arkadaş grupları, internet, sosyal medya, kitap, gazete, televizyon, dergi gibi araçlar iletişim ve etkileşim boyutunu doğrudan etkileyerek eğitimlerine katkıda bulunmaktadır.

Maneviyatına ve mukaddesatına bağlı gençlik

Gençlerimizi okul öncesi, ilk, orta, lise ve yüksek tahsil dönemlerinde maddi ve fenni bilimler ile teçhiz etmenin yanı sıra dini ilimler ve manevi değerler ile de donatmak devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın görevleri arasındadır. Özellikle gençlerimizi manevi değerler noktasında da iyi yetiştirmek zorundayız, aksi takdirde maddi ilimlerde ne kadar başarı sağlasak ta bunu muhafaza etme ve ilerletmenin çaresi manevi ve ahlaki değerlerin öğretilmesi, yaşatılması ve korunmasından geçmektedir. Albert Einstein bir sözünde “Dinsiz bilim felç, bilimsiz din de kördür” diyerek din ile bilimin yan yana verilmesi gerektiğini belirtir.

Yine bu konuda; Bediüzzaman Said Nursi ise “Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder” diyerek din ilimleri ile fen limlerinin talebelere birlikte verilmesinin faydalarına vurgu yapmaktadır. Bir diğer eserinde “Din hayatın hayatı  hem nuru, hem esası, ihyay-ı din ile olur şu milletin ihyası” diyerek dinin hayata hayat, hem hayata nur ve rehber, hem hayatın esası ve temeli olduğunu, bu nedenle milletlerin dirilmesi ve ilerleme katetmesi, dinin insan hayatında hayat bulmasına bağlı olduğunu ifade etmektedir. Ünlü düşünür Nizamülmülk ise, “Orduların mızrağı ancak bir mil öte gider, eğitim ordusunun etkisi ise yüzyılları kuşatır” diyerek eğitimin önemini bir kez daha dile getirmektedir.

Güney Kore örneğinde mesleki eğitime ağırlık

Bir Güney Koreli öğrencim ile sohbette “kalkınmayı nasıl sağladınız” dediğimde, “devlet ve millet olarak 1954 Kore savaşından çıktıktan sonra “Topyekun kalkınma hamlesi” adı altında bir meşale yaktık ve bunu devam ettirdik, hala da devam etmektedir. Yurdışına öğrenci gönderdik, ileri teknolojileri uygulayan gelişmiş ülkeleri örnek alarak daha iyisini nasıl yaparızı keşfettik ve bugünlere gelmeyi başardık” demişti. 20. yüzyılın ikincisi yarısının başında yaşamış olduğu savaştan tamamen yıkılmış ve dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline gelmiş olarak çıkan Güney Kore “Topyekun kalkınma” parolası ile mesleki eğitime ağırlık vererek meydana getirmiş olduğu nitelikli işgücü sayesinde günümüzde tüm dünyaya yüksek teknoloji satar hale gelmeyi başarmıştır.

Sivil toplum kuruluşları (STK) ve değerler eğitimi

Sağlık, eğitim, insan hakları, ekonomik kalkınma ve barış gibi pek çok toplumsal konu ile mücadelede, gerek ülkemizde gerekse de dünyada, sivil toplum kuruluşlarının önemi tartışılmaz hale gelmiştir. Avrupa’da bir ülkenin nüfusu ve etkinliği o ülkedeki insanların kaç STK’ya üye olduğu sayısı kadardır diye ifade edilmektedir. Hakikaten de öyledir, bir insan birden fazla STK’ya üye olup faliyetlerini burada gerçekleştirmektedir. Ülke olarak gençlerimizi gönüllü sivil toplum kuruluşlarına teşvik etmemiz ve onların altyapılarından faydalandırmamız gerekmektedir. Ayrıca STK bünyesinde gençlerimize eğitim safhasında iken değerler eğitimi adı altında manevi değerlerimizin kıymetini anlayacak, yaşayacak, yaşatacak eğitimlerin verilmesi teşvik edilmelidir.

Nitelikli insan kaynağına ulaşmak için

Gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutmak.

Gençlerin ruh sağlığı ve psikolojik durumlarını yakından takip etmek.

Gençlerin boş zamanlarının olumlu etkinliklerle doldurulması sayesinde kişisel alanlarını genişleterek öfke, şiddet, kin ve düşmanlıktan uzak tutulmasını sağlamak.

Müzik, sanat, spor, kitap okuma ve kültürel etkinlikler ile teşvik etmek.

Yabancı dil eğitimini sağlamak.

Yüksek öğrenimde isteyen herkese yurt, barınma ve burs imkanları sağlamak.

Kültürel ve sportif faaliyetleri teşvik etmek.

Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerini işlevsel biçime getirmek.

Her şeyden evvel üniversiteyi bitirip meslek edinen gençlerimizi alanında istahdam etmek.

İhtiyaç olmayan alanlarda gereğinden fazla öğrenci alarak alan daralması oluşturmamak.

Yetenekli öğrencilerimizi seçerek onların alanlarında yetiştirilmesine ön ayak olmak.

Meslek Yüksekokullarının teşvik edilerek oradan mezun olanlara istihdam olanağı sağlamak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum