Ey Rabbim! Güneş doğdukça, gece gündüzü takip ettikçe, kalbimde Habîbinin (asm) sevgisini eksiltme
Celcelutiye'den ilhamla dualar...
Bismillahirrahmânirrahîm
Ey zamanı ve asırları mahlukatın ömür sahifesi yapan Dâhir ve Hâlık, ey gökyüzüne güneşi asıp onu nuruyla ve hararetiyle kâinata derman kılan Nûru’l-Envâr ve Münevvir, ey Habibi'ni katına giden en sarsılmaz vesile eyleyen Müsebbibe’l-Esbâb ve Vâsi’, ey müminlerin kalplerini iman güneşiyle ebediyen aydınlatan Hâdî ve Velî!
Ya Allah, Ya Bâsıt, Ya Nûr! 'Ve sellim áleyhi dâimân mutevessilân' edebiyle ve biatiyle huzuruna durdum. Ey Rabbim! Güneş doğdukça,ay parladıkça, rüzgâr estikçe, yağmur yağdıkça,gece gündüzü takip ettikçe,kalbimde Habîbinin ﷺ sevgisini eksiltme. Beni onu tanıyanlardan, sevenlerden, izinden gidenlerden, sünnetine sarılanlardan eyle.
Mahşerde onun sancağı altında topla. Kevser havzında onun selâmına mazhar eyle. Şefaatine kabul buyur. Firdevs'te komşuluğunu nasip et. Ve onun getirdiği son hakikate ulaştır; Rızâ-yı İlâhî ve Cemâlullah'a.
Ya Rabbi! Kusurlarla dolu ömrümün her bir safhasında, nefsimin karanlık dehlizlerinden kurtulmak için Senin en sevgilini, o şanlı Mustafa’yı ﷺ ebedi bir vesile, sarsılmaz bir şefaatçi bilerek kapına geldim. O’na katından öyle dâimi, öyle nurlu, öyle selamet dolu bir selam indir ki; o selamın bereketi benim kalbimi fani evhamlardan, ahir zaman fitnelerinden temizlesin.
Peygamber Efendimiz ﷺ buyurur: "Kim bana selâm verirse Allah ruhumu bana iade eder ve onun selâmına karşılık veririm."
Bu hadisle benim ile Peygamber arasında devam eden manevî bağı kuvvetlendir. Dilimi ve ruhumu her an Sünnet-i Seniyye deryasında yıkanan ebedi zâkirlerden eyle.
Ya Kadîm, Ya Bâkî, Ya Sâni’! 'Medâd dehri vel eyyâmi mâ şemsun eşreqat' fermanının kevnî azametiyle Sana iltica ediyorum. Ya Rabbi! Zaman nehrinin akıp gittiği bütün asırlar, yıllar, aylar ve günler boyunca; ve gökyüzündeki o muazzam maddî güneş doğmaya, yeryüzünü ışık zerreleriyle beslemeye, parıldamaya devam ettikçe, o güneşin dünyaya saçtığı her bir ışık fotonu, her bir ziya zerresi sayısınca Efendimiz’e selam eyle. Maddî güneşin her sabah doğuşuyla kâinata ilan ettiği tevhid şahadetini, benim ruhumun da ebedi diriliş ve iman müjdesi eyle. O nurlu elçinin selameti hürmetine kalbimi sönmez bir iman güneşiyle tenvir et.
Ey selâmet veren Es-Selâm (السلام)!, ey Aydınlatan En-Nûr (النور)!,
ey doğru yolu gösteren El-Hâdî (الهادي)!, ey muhabbet veren El-Vedûd (الودود)!, ey hakikati zamanlar üstü olan El-Bâkî (الباقي)!
Yâ Rabbe'l-Âlemîn!
Ümmet-i Muhammed'i selâmet içinde yaşat. Kalpleri sünnet-i seniyyeye yönelt.
İslâm âlemine Selâm isminle huzur ver.Karanlık çağlarda nurunu göster. Kalpleri Habîbinin sevgisinde birleştir.
Allah’ım! Ahir zamanın zifiri karanlıkları, şüphe dalgaları ve kalpleri buz kestiren dinsizlik soğukları karşısında ümitsizliğe düşen ümmet-i Muhammed’e ﷺ acilen bu mukaddes 'Sönmez Güneş ve Ebedi Vesile' sırrıyla muazzam bir kalbi inşirah, imanî sıcaklık ve uyanış ihsan eyle. Müslümanların Muhammedî muhabbet meşalesini, güneşin zerreleri hürmetine yeniden alevlendir.Mazlum din kardeşlerimizin üzerine bu beytin sırrıyla hürriyet, adalet ve zafer güneşlerini acilen doğdur. Bizleri dünyada her doğan güneşle imanını tazeleyen sadık talebelerinden eyle; ahirette ise bu ebedi selamın mükafatı olarak, Şems-i Hakikat olan Efendimiz’in ﷺ nurani çehresini ebediyen müşahede eden mesutlardan eyle.
Ruhumuzu dehrin zikirleriyle aziz kıl.
Ya Hayy, Ya Kayyûm! Bu asırlar ve güneşin ziya zerreleri dolusu selam niyazımız, risalet penahına olan sarsılmaz bağlılığımız ve bu nurani beytin esrarı hürmetine dualarımızı kabul eyle.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مَا أَشْرَقَتْ شَمْسٌ وَمَا تَعَاقَبَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَمَا جَرَى قَلَمٌ وَمَا نَطَقَ لِسَانٌ بِذِكْرِكَ
"Allah'ım! Güneş doğdukça, gece ve gündüz birbirini takip ettikçe, kalem yazdıkça ve diller Seni zikrettikçe Efendimiz Muhammed'e salât ve selâm eyle."
وَارْزُقْنَا حُبَّهُ وَشَفَاعَتَهُ وَالْحَشْرَ تَحْتَ لِوَائِهِ
"Bize onun sevgisini, şefaatini ve sancağı altında haşrolunmayı nasip eyle."
Âmin, âmin, âmin... bi-hürmeti Anvâri Şemsi’l-Kevneyni ve bi-hürmeti Sırr-ı Celcelûtiye."
DİPNOT: Bu beyit; bir önceki beyitte şerh edilen ve akılları hayrette bırakan "İlahi ve Semavi Salat" hakikatinin ardından, bu azim bereketi kula bağlayan köprüyü kuran, zaman perdelerini tamamen kaldırarak ebediyete uzanan Kıyamete Kadar Kesintisiz Selam, Kevnî Şems-i Hakikat ve Ebedi Tevessül makamıdır. Kulun, zaman şeridinin bağrında akıp giden bütün asırlar, yıllar ve günler boyunca (medâd dehri vel eyyâmi); kâinat sarayının o en parlak lambası, maddî hayatın direği olan güneş doğmaya ve ışık saçmaya devam ettikçe (mâ şemsun eşreqat); o mukaddes rehberi Allah katında ebedi bir vesile ve sığınak bilerek sürekli ve kesintisiz bir teslimiyetle selamlamasını (ve sellim áleyhi dâimân mutevessilân) ferman buyuran, kalbe ebedi bir sadakat, sarsılmaz bir neşve ve nurani bir ufuk bahşeden muazzam bir vuslat sırrıdır. "Dehir Sahifesi ve Sönmez Şems-i Hakikat" Bu beyit, kâinatın maddî ritmi ile manevi ritmini muazzam bir müşahedede birleştirir. "Mutevessilân" kavramı, bu selamın kuru bir adetten ibaret olmadığını gösterir. Mümin, her "Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü" dediğinde, Efendimiz'i (s.a.v.) Allah'a ulaşmada, günahların affında ve hacetlerin kabulünde ebedi bir vesile, bir şefaat köprüsü edinir. Bu selam dâimidir; zamansızlığa atılan bir sadakat imzasıdır. "Medâd dehr"(Zamanın/Asırların uzanışı); Dehr, bütün zamanı ve kâinatın ömrünü içine alan geniş bir kavramdır. "Eyyâm" ise o koca nehrin içindeki günlerdir. Mümin, zamanın her bir katmanını salavata şahit tutar. "Mâ şemsun eşreqat" (Güneş doğup parıldadıkça): Güneş, arz sarayının hem maddî lambası hem de her sabah doğuşuyla haşri, dirilişi ihtar eden azim bir ayettir. Güneşin doğup ışık saçması, fotonlarının yeryüzüne yayılması, hayatı uyandırması aslında kâinat çapında bir biat tazelemedir. Beyit, güneş gökyüzünde parıldadığı, her bir zerresi yeryüzüne dokunduğu sürece bu selamın o pak ruha kesintisiz akmasını talep eder. Ayette; "Güneşi bir ışık, ayı da bir nur kılan... O'dur." (10:5).
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, "Sözler" (Otuz İkinci Söz - Üçüncü Mevkıf), "Mektubat" (On Dokuzuncu Mektup) ve hususan "Mesnevi-i Nuriye" (Katre) bünyesinde, güneşin hakiki vazifesini ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) manevi bir güneş olarak kâinatı nasıl aydınlattığını harika bir dille şerh eder. Üstad der ki: "Şu maddî güneş, kâinat sâniinin zemin yüzündeki harika bir nurlu lambasıdır. O güneş döndükçe, ışık saçtıkça (mâ şemsun eşreqat) gündüz sahifesini açar, mahlukata hayat fermanını okur. Fakat şu kâinatın manevi sefaletini, adem ve hiçlik karanlıklarını dağıtan asıl hakiki güneş, Şems-i Nübüvvet olan Zat-ı Muhammediyedir (s.a.v.). Maddî güneş batar, karanlık gelir; fakat o manevi güneşin nuru asırları ve günleri (medâd dehri vel eyyâmi) ebediyen aydınlatır. İşte mümin, getirdiği selamda güneşi şahit tuttuğunda, maddî güneşin ışık zerreleri sayısınca o Şems-i Hakikat'e minnettarlığını ve selâmını takdim etmiş olur."
Bediüzzaman, Barla’da, Çam Dağı'nın zirvesinde her sabah güneşin doğuşunu izlerken sönmez ve söndürülemeyen bir Güneş olan Kur'an'ın ve Efendimiz'in (s.a.v.) şahsiyet-i maneviyesini tefekkürle öğretir. Celcelutiye'nin bu beytini okuduğunda, asrın dinsizlik cereyanlarının o nurlu güneşi üflemekle söndüremeyeceğini bilmenin verdiği sarsılmaz imanî neşeyle dolardı. Müstebit zalimler O'nun dünyevi günlerini zindan etmeye çalışırken, Üstad "medâd dehri" sırrıyla zamanın ötesine bakmış, kıyamete kadar gelecek olan Nur talebelerinin bu selam fermanını bayraklaştıracağını müjdelemiştir.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.