Ahmet AKCAN

Ahmet AKCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Esma Dersleri-5

A+A-

Açan ve Açıklayan Fettah’ül Mübin Allah’ın adıyla.

İsm-i A’zam

Esma’ül Hüsna’dan birisi; Ya Zât-ı Akdesi ve vahdaniyet-i İlahiyeyi doğrudan göstermesiyle, (Allah û Ehad)

Ya her şeyin kendisine muhtaç olması, kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmaması yönüyle, (Es-Samed)

Ya her şeyin aslı ve esası, bütün sıfatlara menba olması ve devamı cihetiyle, (El-Hayy’ul Kayyum)

Ya Nübüvvet müessesesi ve din-i Hak ile yakın alakadarlığı sebebiyle, (Es-Selam)

Ya kıyamet-i kübrayı ve haşr-i ekberi istilzam edip istemesiyle, (El-Hakk’ul Mübin)

Ya hayat-ı insaniyenin kayyum değeri, olmazsa olmaz müessesesi “adaleti” iktiza etmesiyle, (El-Adl)

Ya hilkat-i kâinatın en mühim gayesi olan ubudiyet-i insaniyeyi icab ettirmesiyle, (El-Mucib-Er-Rahim)

Ya her şeye nüfuzu ve hıfzı, tecellisinin ihatası cihetiyle (El-Hafîz) yahud idrak edemediğimiz diğer sırlar ve hikmetleri itibarı ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden biri İsm-i A’zam’dır. Yani en büyük isimdir.

İlahi isimlerin her biri bir İsm-i A’zam olabilecek hususiyetleri ihtiva ettiği gibi, zamanın şartlarına, mekânın unsurlarına, şahısların fıtratlarına göre her bir isim bir İsm-i A’zam olabilir.

Evet, nefs’ül emirde Zat-ı Ehad-i Samed’i gösteren bir İsm-i A’zam bulunduğu gibi, insanın fıtratına bakan yönüyle, yani mazhariyet ve tecelliyat itibarı ile Rabbimizi bize kemal-i vuzuh ile gösteren bir isim İsm-i A’zam’dır denilebilir. Hülasa;

İlahi isimlerin kendisine tabi olmasıyla “İsm-i İmam” olan İsm-i A’zam, bütün esmanın öncesi olması yönüyle Evvel, bütün esmanın ona rücu etmesi cihetiyle Ahir, bütün esmanın onu göstermesi itibarıyla Zahir, bütün esmanın menbası yani kendisinden neş’et etmesi itibarı ile Batını temsil eden isimdir.

Diğer isimlerin kendisine tabi olduğu, kendisinde göründüğü ve kendisini gösterdiği, bütün isimlerin kendinde cem edildiği isim azami isimdir. Yani bütün isimleri göstermesi cihetiyle camiiyeti ve külliyeti temsil eden isim İsm-i A’zamdır.

İsm-i Azam; menba-ı hakikisine kıyasla en büyük isim, muhatap ve mazharına nispetle o isme temessük ile tefevvük edilen isimdir. Yani İsm-i A’zam tefekkür cihetiyle külliyete, kemalat itibarıyla insanı camiiyete mazhar kılan isimdir.

İsm-i A’zam; Makasıd-ı Kur’aniyeyi tazammun eden ve asrın mizacına, insanın fıtratına göre tenevvü eden, insanı manen büyüten azami kılan, külliyete intikal ile camiiyete ulaştıran isimdir.

Hasılı; nefs’ül emirdeki İsm-i A’zam ehline muayyen, her insanın aklına yahut kalbine zahir olan İsm-i A’zam ise mülevvendir. O halde bir müminin tefekkür dünyasında hangi ismin tecelli ve tezahür mertebeleri iman-ı billâh noktasında ona daha vazıh görünüyorsa, onun terakki ve tealisine vesile oluyorsa onun âleminde en has isim, hatta ism-i azam odur denilebilir.

İsm-i azamın diğer isimler arasında öne çıkarılmaması ve meçhul bırakılması, Allah’a bütün isimlerle ilticayı netice vermesi içindir. İsm-i A’zam biliniyor olsaydı, insanın nazarında Allah’ın diğer isimlerine lazım olan ehemmiyet gösterilmeyecekti.

Bu manaya işareten nurlu külliyatta; “Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadri, umum ramazanda; saat-ı icabe-i duayı, Cum'a gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve kıyametin vaktini, ömr-ü dünya içinde saklamış.” denilmiştir. (Sözler, 343)

Demek İsm-i A’zamın gizli bırakılması, her hâlimizde, her derdimizde, Allah’a sığınmaya, O’na dayanmaya, dua ile yalvarmamıza vesile olması içindir.

Esma-i Sitte

Üveysi bir surette alınan hakikat dersinin bir nüshası, belki bir hülasası olan Otuzuncu Lem’a Esma-i Sitte risalesi; “İsm-i İmam” olan İsm-i A’zamı azami surette gösteren yahut mukteziyatını tazammun eden isimlerin kâinattaki tecellilerini izah etmektedir.

Yani Esma-i Sitte’nin talimi içinde marifet cihetiyle diğer isimlere ait icmalli hakikatler de gösterilmektedir. Evet, Esma-i Sitte’yi talim, diğer isimler ile aklen ve kalben alakalanmak, talib-i hakikate kendi miracını tahakkuk ettirmek için manevi basamaklar hükmündedir. Esma-i Sitte’nin nurlu külliyatta tarifi izahtan varestedir. Enfüsi ve dâhili açıdan Esma-i Sitte’nin tecelliyatı aşağıdaki tarzda tefekkür edilebilir. Ezcümle:

Kalbin şerden iğrenmesi, takva ile seyyiattan temizlenmesi (Kuddusûn), iman ile tezyin edilmesi, manen hayat verilmesi (Hayyûn), manen hayatlanan kalbin akıl ile yaratılış gayesini öğrenmesi, ubudiyet ile imanın istikrar peyda etmesi (Kayyumûn), kâinattaki kesretten fikrin sırr-ı vahdeti görmesi, gönlün tevhid kıblesine yönelmesi (Ferdûn), insanın hakikate (esma-i ilahiyeye) teveccühü ile akla hikmetin verilmesi (Hakemûn), i’ta-yı hikmet ile insanın ifrat ve tefritten azade fikirde istikamete ermesi, itidalli bir hayat ile fiillerde hakiki adalete erişmesi (Adlûn).

Elhasıl; takva ile seyyiattan uzak durmadan (Kuddusûn), iman ile manevi hayata ulaşmadan (Hayyun), iman hayata hayat olmadan (Kayyumûn), ilim ve hikmete kavuşmadan (Hakemûn), fiil ve amelde i’tidal ve enfüsi adalet olmadan (Adlûn), şahsi ve manevi kemalat  (Ferdûn) hâsıl olamaz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum