Hz. İbrahim’e (AS) Gelen Sayfalar

Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-2

Hz. İbrahim’e (AS) Gelen Sayfalar:

Ebu Zerr-i Gıfârî, A’lâ ve Necm surelerinde içeriğinden biraz bahsedilen Hz. İbrahim’in (SA) sayfaları hakkında bilgi edinmek ister. Buna yönelik Hz. Peygamber’e (SAV) şöyle sorar:

-”Ey Allah’ın resulü! İbrahim’in sahifelerinde mevcut olan şey ne idi?” Allah’ın Resulü (SAV):

-”Tamamı mesellerle dolu idi: ‘Ey güçlü, imtihan edilen mağrur hükümdar! Doğrusu Ben, seni, kat kat dünya malını toplaman için göndermedim. Fakat Ben seni mazlumun duasını Benden çevirmen için gönderdim. Doğrusu Ben, kâfir bile olsa, mazlumun duasını geri çevirmem.

Akıllı kimseye gereken şudur: (Aklına galebe çalınmadığı sürece) kendisi için birçok zamanı vardır. Rabbine yalvaracağı zaman, nefsini hesaba çekeceği zaman, Allah’ın işleri üzerinde düşüneceği zaman, yeme-içme gibi ihtiyaçlarına ayıracağı zaman.

Akıllı bir kimsenin, şu üç şeyden başkasına meyletmemesi gerekir: ‘‘Âhireti için azık hazırlama; hayatını düzene sokma ve haram olmayan bir lezzet alma.’’ Akıllı kişi, zamanını iyi görmeli, (zamanında basiret sahibi olmalı), işlerine yönelmeli ve dilini (kötü sözlerden) korumalıdır. Sözünü, amelinden hesaplı tutan kişinin, kendisini ilgilendiren hususlar dışında sözü az olur.’” buyurdu.

[Dikkat edilirse metinde tevhidi sosyal hayat boyutunda okutacak birçok vurgu ve cümle metinde yer almaktadır. Nemrud’a hitaben söylenen “Ey güçlü, imtihan edilen mağrur hükümdar! Doğrusu Ben, seni, kat kat dünya malını toplaman için göndermedim” ifadesi, insanlık dünyasının kurduğu iktidarların farkında olsunlar veya olmasınlar İlahi bir vazifelendirme olduğu metinde vurgulanmaktadır. Vazifesinin ne olduğu ise hemen arkadaki cümlede ifade edilmektedir: “Fakat Ben seni mazlumun duasını Benden çevirmen için gönderdim.” Yani iktidarların vazifesi, var olan zulmü engellemek, adaleti tesis etmek, muhtemel zulümlerin başlamasını engellemektir. Bir iktidarın yönetimi altında olan kişiler, metinde vurgulandığı üzere, ister imanlı ister imansız olsun zulme maruz kaldığında çaresizlik içinde duaya sığınır. Bediüzzaman’ın tabiriyle eğer imansızsa, çaresizliğinin verdiği bir gözle bir Hami-i Meçhul olarak Allah’ı görmeye başlayıp ona sığınmaya, eğer imanlı ise Rabb-i Rahîm’i olarak Allah’ı bulup ona dayanmaya başlar.[1] Bu durumda meydana gelecekleri metin şöyle ifade ediyor: “Doğrusu Ben, kâfir bile olsa, mazlumun duasını geri çevirmem.” Hami-i Meçhul ünvanıyla bir umut Allah’a sığınan ve Ondan zulmü engellemesini isteyene dahi cevap vereceğini Rabbü’l-âlemîn bu cümlesiyle ifade etmektedir. Ki Cahiliye devrinin müşrik bir babasının evladının zulmüne uğradığında yaptığı kabul olmuş bedduayı İbn-i Hacer el-Askalani şöyle aktarır:

Ömer b. Hattab, eli bükülmüş bir adam gördü ve “Ne oldu eline?” diye sordu. Adam, şöyle cevap verdi: “Babam bir müşrik idi. Çok malı vardı. Malından biraz istedim; vermedi. Ben de elini büktüm. Malından istediği kadarını aldım. Bunun üzerine bir şiir söyleyerek aban şöyle beddua etti:

“Münâzil ile benim aramda akrabalık olmuştur

Bana alacağını isteyenden farksız davranmıştır

Onu büyüttüm, yetiştirdim.

Uzun boylu, sür’atli kıvırcık deve gibi oldu.

Kalktığı zaman boğanın sırtı gibi görünürdü bana.

Acıktığı veya ağladığı zaman, yanımdaki en tatlı azıklarla gelir,

Ona yedirirdim

Bir şahsı birkaç kişi olarak gördüğümü,

Uzak ve yakını ayırt edemediğimi anlayınca,

Elimi büküp malımı aldı. Kendisine gücü yeten Allah da,

Onun elini büksün ve onu çolak yapsın.”

Adam dedi ki: “Ey müminlerin emiri! İşten bundan sonra böyle eli bükük bir çolak oluverdim.” Bunun üzerine Ömer, şöyle demekten kendini alamadı: “Allahu Ekber! Bu, Cahiliye devrindeki babalarınızın size yaptığı beddua! Ya İslam devrinde bunun etkisi nasıl olu?”[2]

Metinde “akıllı kimse” vurgusunun tekrarlanması, Orta Doğu toplumlarının akıldan ziyade duygularının esiri olduğu, duygularına aldandığına dair vurgudur. Ki bu aldanışa kapılanlardan biri de Nemrud’dur. Metindeki “mağrur” lafzı bu aldanışı ifade etmektedir. Çünkü mağrur lafzı, kendinde güneş yansıyan şuurlu bir ayna gibi, kendinde gördüğü İlâhî nur parıltılarını kendinin zâtî malı zannedip önce İlahlık iddia eden, akabinde de İlahlığını ispat derdine düşüp rezil olan kişi demektir. Nemrud’un Kur’anda Hz. İbrahim’e (AS) karşı “Ben de öldürür diriltirim”[3] sözünde bu mağruriyeti ve aldanışı rahatça görebiliyoruz. Evet insanda İlâhî tecelliler taşıyan bir ruh vardır, ama ruh İlah değildir, insan da İlah değildir. Fakat insan Allah’a iman ve islamiyeti, ihlas ve takvası, ilmi ve hikmeti, salih amel ve adaleti, Allah’ın kullarına karşı merhamet ve şefkati, cömertlik ve ihsanı ile Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren şuurlu mütevazı bir ayna olabilir. Hz. İbrahim’in (AS) suhufu, insaniyete has bu hedefin tahakkuku için hislerin verdiği gurura değil, akıl ve ilmin gösterdiği tevazu ve şuura tabi olmayı salık verir.

Metne göre adalet ve hakkaniyet, merhamet ve şefkat üzere olan iktidarlar, Cenab-ı Hakk katında makbul ve meşrudur. Aynı zamanda bu iktidarlar evrendeki sünnetullah kanunlarına kendilerini intibak ettikleri için İlâhî iktidarın insanlık dünyasında gölgesi mahiyetindedirler. Bu cihetten metinde bir “krallık” şeklinde bir sembolizasyon da dolayısıyla bulunmaktadır.]

Devam edecek

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 23. Söz, 1. Mebhas, 5. Nokta.

[2] İbn-i Hacer el-Askalani, Sahabe-i Kiram Ansiklopedisi (el-İsâbe tercümesi), c.4, s. 462, el-Münâzil maddesi.

[3] Bakara suresi, 258.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.