Misafir Kalem

Misafir Kalem

En büyük imtihan ve en büyük sermayemiz

A+A-

Eyyüp Ay’ın yazısı

Cenab-ı Hak Celle Celaluhu bizi neslimizle imtihan edip bu vecihle Kur’an-ı Kerim’de bizim için onların birer fitne olduğunu da açıkça belirtmektedir. Yani nasıl ki biz insanoğlu yaratılış itibariyle Ahsen-i takvimde yaratıldığımız halde; esfel-i safiline düşme ihtimalimiz de varsa, işte bu hakikat bizim evlatlarımız için de geçerlidir. Bizim için hayat, iman ve İslam ni’metinden sonra en büyük sermayemiz ve en büyük ni’met evlatlarımızdır. Biz onları nasıl şekillendirirsek öyle olurlar, bunu bilmeyen yok ama; bunun yolunu, yordamını, usulunu ne yazık ki bilenlerimiz çok az. Ve bu sebeplerdendir ki toplumda insan-ı kamil olarak İslam sıfatına layık olan evlatlarımız maalesef ki yaratılış gaye ve fıtratlarından uzaklaşarak toplumda tehlikeli birer varlık haline geliyorlar.

İnsanoğlu öldükten sonra üç açıdan sevap defterleri kapanmaz der Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem. İlmi bir eser, sadak-i cariye denilen yol, köprü, okul, cami gibi eserler ve salih evlat. Bu üç konuda amel defterimiz kapanmaz. İlmi bir eser her yiğidin harcı değil. İlim adamlarına hastır. Sakaka-i cariye ise ekseriyetle zenginlerin işi. Ama salih bir evlat ise her anne babanın yapabileceği bir iş. Ve yine sanıyorum ki en zor olanı da budur. Çünkü bana göre bu en fazla sabır ve tahammül ile beraber cüz’i de olsa bir donanım gerektiriyor. Neden cüz’i dediğime gelince, en fazla işin içinde rol oynayan niyettir. Niyetimize gelince; evlatlarımızın insanlığa faydalı birer evlat olması niyetinin taşınması. Dinini, diyanetini koruması, mukaddesatına sahip çıkması. Ve bunun için de bol bol onlara dua etmek gerekir. Tabi ondan evvel çocuklar için somut olan adımlar şart.

Nedir o somut adımlar; “Yedi yaşına kadar çocuklarla oyun oynanması gerekir. Yedi yaşından on beş yaşına kadar onlarla arkadaş gibi olmak lazım ve on beş yaşından sonra da onlarla istişare etmek lazım.” Buyuruyor Hazreti Ali. İşin asıl temelini oluşturan bu yaklaşım. Bu asıl temelin temeli de ilk yedi yıl. Günümüz pedagoglar her ne kadar ilk altı yıl dese de ben burada Hazreti Ali (r.a.)’ın verdiği bilgiyi esas alıyorum. Bu yedi yıllık süreçte biz ebeveynler çocuğun yeme içmeden sonra en asıl ihtiyacı olan onlarla oyun oynamıyoruz.  Oyunlarla onlara verilmesi gereken eğitimi vermiyoruz. Ya da veremiyoruz. Çünkü bu konuda yeterli bilgiye sahip değiliz ve kendimizi geliştirdiğimiz de yok. En önemlisi de şudur; kocaman adam ya da kadın, çocukla oyun mu oynar yahu, bu da nerden çıktı? Yaklaşımı. Bu asıl temelin temeli eksik olunca diğer temeller de sağlam olmuyor ve bina bir türlü vücuda gelmiyor. İlk yedi yıl oyun terapisini almayan, alamayan çocukta eksiklikler meydana geliyor, yetersizlik ve hırçınlık oluşuyor. Derken yedi ile on beş yaş arasındaki süreçte de onlarla arkadaş gibi olmak istense de tam manada olunamıyor. Çünkü temel su sızdırıyor. Bu evre de böyle geçince on beş yaşından sonraki evrede kendisiyle istişare edilmesi gereken, kararlarına saygı duyulması gereken, görüşüne baş vurulması geren gencimiz, hala çocuk gibi davranıyor ve karar verme mekanizmasından mahrum bir şekil alıyor. Biz de göğsümüzü gere gere “Valla ben anne babalık görevimi yaptım. Gerisi, kendisinin bileceği iş. Adam olsun işte. Ne yapabilirim ki.” Ardından başlıyor kıyaslar; “Ben onun yaşınayken var ya şöyle yapardım, böyle yapardım.” Ardından pervasızca hayırsız evlat yaftasıyla karşı karşıya kalıyor çocuk.

Bir eğitimci ve bir baba olarak anne babalara çok yüklendiğimi biliyorum. Burada en fazla pay da bana aittir, itiraf ediyorum. Ama bu iş var ya en büyük ihlası taşıyan bir iştir. Biz bunu da görmezden geliyoruz. Neden mi? Çünkü yukarıdaki Hadis-i Şerif’te bahsettiğim gibi, sadaka-i cariye ve ilmi bir eser somuttur, gözle görünür, taktir toplar. Ve maalesef ki beraberinde riyakarlığı da getirebilir bir tehlike ile karşı karşıya. Ama evlat terbiyesi, Salih evlat yetiştirme, yine bana göre, böyle değildir. Anne baba kendisini görmez kılıp, evladını görünür kılıyor. Bir duvar olup kendisini göstererek evladını setretmiyor. Bir ayna olup, evladını gösterirken kendisini görünmez kılıyor. İşte işin sırrı, püf noktası da burası. Bu o kadar zevkli ve yüksek bir haslettir ki, civcivi için ite saldırıp evladını korurken kafasını kaptıran bir tavuğun misali gibidir. Kendisi ölür ya da yara alır amma, civcivi sağ olur. Onun için önemli olan da odur. Maddi yara ve yok oluş onun için bir varlıktır, şereftir, haysiyettir. Sevk-i İlahi ile bunu yapar. Ama biz insanoğluna bu konuda davranış iradeye bırakılmıştır. Maddi olarak bir çok anne baba bunu yapar, yapıyoruz da ama işin içine eğitim, maneviyat, din, ahlak girdi mi; şeytan bu konuda bizi aldatmayı çok iyi biliyor ve başarıyor. Gelin buna fırsat vermeyelim.

1- Çocuklarımızla günlük 10-15 dakika da olsa oyun oynayalım. Bu oyun esnasında, ayet, hadis, veciz bir söz, sure, dua gibi en güzel sözler sarf edelim. Onların bilinçaltına bu oyun terapisiyle bu güzellikleri kavratalım.

2-Çocuklarımızla yürüyüş yapalım, spor yapalım, ısınma hareketlerini yapalım ve bu esnada onlarla sohbet edelim.

3-Onlarla sohbet edelim, onları dinleyelim, bizim onları anladığımızı hissettirelim. Empati kuralım.

4-Onları başta kendi hayatımızda olmak üzere geçmişimizdeki güzellikleri anlatalım. Hayat hikayemizi bilsinler. Bizi tanısınlar. Ve ardından büyüklerimizin örnek hayatlarını anlatalım. Bu öyle bir iksirdir ki, çocuğa kendisini tanıma fırsatını verir. Çocuk geçmişini nerden geldiğini bilir. Köklerini tanır. Bu onu aşırı motive eder.

5-Çocuklarımıza asla yalan söylemeyelim. Verdiğimiz sözleri yerine getirelim. Onların isteklerini yerine getirirken, geçici şeylerle oyalayıp kandırmayalım. İstedikleri zararlı şeylerse güzel bir şekilde izah edelim. Zararlı olduğunu söyleyelim. O esnada ağlar sızlar. Milletin sizi belki de cimri ya da çocuk düşmanı zannetmesine neden olur. Ama siz buna aldırmayın. Kararlılığınızı gösterin. Ama mutlaka istediği şeyin faydalı olan kısmını da ihmal etmeyelim. Örneğin, cips istediyse, “Yavrum o çok zararlı, dişlerine, midene zarar verir. Onun yerine sana çilek alsam” gibi.

6-Onlarla günlük yarım saat sessizlik ortamını oluşturalım. O esnada elektronik tüm aletlerden uzak duralım. Ve herkes kendine göre sessizce bir işle uğraşsın. Bu saati genelde bireysel ders çalışma veya kitap okuma olarak belirleyelim.

7-Çocuklarımızı internetin, televizyonun çirkefliklerinden koruyalım. Zira onlar bize Yüce Allah’ın emaneti. Bu emanete ihanet etmeyelim. Para, şöhret ve sefih tacirlerinin her türlü dizi ve oyunlarından uzak durup, onları da uzak tutalım. Bu alanda da başarılı olmak için büyüklerimizin hayat hikayelerini anlatalım. Beraber kitap okuyup seviyelerine göre müsbet kitaplar okutalım. Bunun için illa belli bir yaşa gelmelerine gerek yoktur, anne karnındaki bebeğe bile kitap okuyabileceğimizi ve bu konuda onların çok olumlu etkilendiklerini unutmayalım. Gelişmiş ülkelerin, gelişmiş insanları bunu fazlasıyla yapıyorlar. Onun için dinimiz evlat terbiyesini ta evlilikten öncesine kadar götürüyor.

8-Çocuklarımızla bizim belirlediğimiz maneviyatımıza, ahlaki değerlerimize ters olmayan ya da daha doğrusu bunları ele alan animasyon gibi kısa filmleri beraber izleyelim. Ama bu süre 15-20 dakika ile sınırlı kalsın.

9-Çocuklarımıza paylaşmayı öğretelim. Çocuk bencil olarak büyümesin. Kumbarada biriktirdiğini kendisi için değil, fakir fukara için harcamasını öğretelim. Aksi taktirde kumbara etkinliği çocuğa zarar verecektir.

10- Gerekirse çocuklarımız ihtiyaç olmasa dahi zaman zaman çalışsın. Ev işlerini, para kazanmanın gerçek zorluklarını öğrensin. Tabi bunu da yaş ve duygusal seviyelerine göre belirleyelim. Kendilerinin yapamayacağı işe onları yaptırmak özgüvenlerini yok eder. Yapabilecekleri işleri yaptırmak onları hayatta güçlü kılar ve özgüvenlerinin olmasını sağlar. Seçeceğimiz iş bizim gözetimimizde olsun. Maneviyattan uzak, ahlaki değerlere önem vermeyen ortamlarda asla çalışmalarına fırsat vermeyelim. Güvenilir bir esnaf ortamını bunun için seçelim.

11-Çocuklarımızın annesi babası olan eşimize değer verelim. Zira bu durum çocuklar için en büyük mutluluklardan biridir. Anne baba arasındaki çekemezlik, tartışma ve kavga evin en büyük huzursuzluk nedenidir. Ve bu durum çocuğun mutsuz bir kişiliğe bürünmesine neden olur. Allah korusun zaman zaman da zararlı kişilere ve örgütlere yaklaşmalarına neden olur.

12-En önemlisi ve görünmez en büyük bir güç, bir kuvvet ise, çocuklarımıza, eşimize ismen dua etmektir. Bu öyle bir iksirdir ki; toplumun küçük bir numunesi olan aile fertlerini birbirine bağlayan çok kuvvetli görünmez bir rabıtadır.

Cenab-ı Allah bu mübarek Ramazan ayı hürmetine çocuklarımıza faydalı olmayı, onları kendi rızasına uygun birer birey olarak büyütmeyi ve terbiye etmeyi nasip etsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.