Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Derin düşünce, insan ve hayvanı eşitler mi?

A+A-

Şu paylaşımlara bakar mısınız? 

"İki yol var ya sonuna kadar düşüneceksin ya sonuna kadar inanacaksın. Birincisinin sonu cehennem, ikincisinin sonu cennettir."

"Bazen derin düşününce, insan ile hayvan arasındaki fark kalkıyor ortadan."

"Düşünen zekâların kaderidir düşmek. Düşünen, düşer."

Yukarıdaki cümleler, kendisini sevdiğim hatta ilim ve irfanına da saygı duyduğum, sizin de yazılarından biraz tanıdığınız Urfalı dostumuza ait. Bu yazımızda, diğer güzel bazı paylaşımları ve yazılarına takdirlerimizi saklı tutarak, bunları açıkça tenkit ve ona yakıştıramamak hakkımızı kullanmak istiyoruz. Anlayabildiğimiz kadarıyla, bu üç cümle ile ilgili kısa da olsa bir yolculuk denemek istiyoruz.

Düşünmek, Rabbimiz tarafından sadece insan fıtratına takılan soylu; bir o kadar da insanı değerli kılan, eşyayı anlama ve anlamlandırma mükellefiyetidir. Kelâm-ı Ezeli'de de yerini bulan, insanın, insana kendini tanıması ve "ben" deme hürriyeti hususiyeti verilmesi ile birlikte kazandığı düşünme ameliyesi, "seni" keşifle de ayrı bir yön ve istikamet kazanmış ve asıl görevinin de bu "seni" keşif olduğunun anlaşılmasıyla da düşünme âmeliyesi kanatlanmıştır. Yani önce düşünerek, kendini keşfedecek olan insan; burada durmayacak varlığı, yokluğu, üzerindeki tecellileri ve bariz merhameti, şuursuza yüklenen şuurlu hareketin kaynağını da bu düşünceyle keşfedecektir.

Kendini, dünyadaki yerini, acz ve fakr ile yoğrulmuş mahiyetini, başkasına işaret eden ve kâinatı versen bile doymayan vicdanını, paha biçilmez cihaz ve duygularının fiyatını düşünecek; bunların insana takılma hikmet ve gayelerini enesi sayesinde onların kazandıkları yüksek kıymetleri, idrâk edecektir.

Düşünme olmadan bunlar olur mu? Bu düşünme sayesinde kendini yücelerin yücesine götüren kamet-i kıymetini kazanacaktır insan. Yani bu düşüncesindeki derinliği nispetinde hayvanlıktan ayrılıp uzaklaşacak; bu da kendini kâinatla birlikte terbiye edeni bulmasını netice verecektir. Bu düşünceyle şeffaflamasını sağlayan insanoğlu; belki bir peygamber olarak geceleri mehtabı seyredecek, bir seyyah-ı âlem yolculuğu ile yıldızların armonili hareketlerine eşlik edecek, bir filozof kılığında insanların arasında yalnızlaşarak, düşüncenin bedelini, bedenini kaybedip ruhunu kurtararak ödeyecek, fakat her zaman en yücede en kutside yerini alacaktır.

Şimdi bu arkadaş ne diyor paylaşımında? "Derin düşününce insan ve hayvan arasındaki fark kalkıyor ortadan."

İnsan geçmiş ve geleceğini yok sayıp anlık lezzetler peşinde koşunca; ne kadar derin düşünürse düşünsün, elbette o düşünce kendisini sıfırlayacak, anın peşindeki hayvanla eşitlenecektir. Buraya kadar doğru. 

Fakat bizim düşünceden kastımız soylu ve mazi ve istikbali kanatları altına alan, insan denen "misal-i musağğarın" acz ve fakrıyla yoğrulmuş mahiyetinde dolaşan düşüncedir. Bu düşüncede derinleşmek, insanı daha da ulvîleştirir, derinleştirir, sevimli ve dinlenir hâle getirir. Bu düşünce peşinde koşanlar, dünya durdukça yaşamışlar; asırları delen sesleri ile gönül tellerine dokunmuşlar, belki  anlaşılmayı asırlarca beklemişler ama neticede zafere ulaşmışlardır. 

İnsan derin düşününce hayvanla eşitleniri savunanlar; aklı nereye koyacak? Sadece insana verilen akıl, düşünerek kanatlanır; kıvamını bulur, ademden kurtulur ve vücut âleminde yerini alır. Derin düşünüp aklın hakkını teslim edenler her dâim kanat çırpmış, geçici arızalar onlara mâni olamamıştır. 

Kâinatın ekser envaına muhtaç, ihtiyacı ebede kadar uzanmış, her şeyin mahiyetinin anlaşılmasının da ilme bağlı olduğu bir âlemin misafiri için düşünmemek; ulvî mahiyetini çözememek, eşyanın hakikatini keşif yolculuğu hükmündeki tefekkürü yapmamak, nasıl bir ızdıraptır? İşte o zaman kendini sıfırladığı gibi hayvaniyet mertebesinde de kalamaz.

Evet, yolu çatallaştırıp bir ucuna inancı, diğer ucuna da düşünceyi koymak da acip ve antika bir gabavet ve hızlandır. Hele asrımızın mâlum durumunun bizden sahih bir iman istediği ortada iken. Halbuki selim bir düşünce, bizi doğrudan imana götürür. Aksi ise, tecrübelerle mumkün degildir. Evet, meselenin kayyumu imandır ama unutmayalım ki iman akıl ve tefekkür sahiplerine farzdır.  

Yarım asra yaklaşan okuma ve okutmalarımızda insanları, özellikle gençleri sahih ve geri çekilmez bir imana çağırırken; asrın sahibinden aldığımız yön ve cesaretle, bir ayağımız daima düşüncede, düşünceye davette; diğer ayağımız da bu düşünceyi kanatlandıraracak âmellerin teşvikindeydi.

Ne demek düşünceyle inancı, ters istikamette göstermek, feleğe çarığını tersinden giydirmek? Olabildiğince düşün, aklı kâinatın âfakına icmalen at; kendi nefsinde tafsilen dolaş bakalım. Ya da dolaşanlara eşlik et. Ama Maarri gibi ağlayıp Hayyam gibi kâinata tek gözle bakarak, nefs-i emmareyi okşayıp edep sınırlarını aşma.

Felsefenin sana taktığı mânây-ı ismi gözlüğü, eşyanın fâniye bakan yüzünü gösterip kalbi hikmete  kapatır, ona aldanma. Onu düşünce sırasına bile koyma. Doğru; bu düşünce seni hayvaniyet derecesine indirir. Ama bu, bir düşünce değildir. Çünkü içinde hikmetten pırıltılar, inayetten lemalar yoktur. Bu tarz ile gidenler, sadece abes, karmakarışıklık görür. 

Hikmetten lemaların kaynağı olan eşyanın arkasındaki muazzam işleyişi gösteren bakış açısı ile bak her şeye. Gaflet ve isyanın, ülfet ve sathî nazarın, maddiyat ve hikmetsizliğin camitleştirdiği, kalınlaştırıp sersemleştirdiği enenin ve gururun burnunu kırarak gir düşünce âlemine. 

Bunu da beceremiyorsan; kırk sene ömrünü, otuz senelik tahsilini böyle bir kutsal yolculuk için harcayan ve çıktığı bu yolculukta düşüncenin hakkını her nefes ile veren Said Nursi'ye elini uzat, teslim ol, korkma. Bak o seni sonuna kadar düşüncenin yolculuğuna çıkaracak ve yorulduğunda inancın gölgesinde dinlendirecektir.

Az ya da çok onu okuyanda böyle boğuk ve garip sesler duymak dilhun eder bizi.

Bir de düşünen düşermiş. Nereye düşer, bilmek hakkımızdır. Altın düşmekle pula döner mi? Düşün de düş kardesim. Düşünmediği için düşenlerden daha iyi durumda olursun. Sonra düşmek, izafî bir şey. Bin  metreden beş yüze düşen de düşer; yere çakılan da. Yere çakılma da biraz düş, korkma. Yürümek için azıcık bunu göze almak lazım. Hiç düşünmeyenler, hiç yürümeyenlerdir. Adem içredirler. Yol almayı göze kestirenler düşmeye de razıdır. Yiğit, düştüğü yerden kalkandır.

Evet dostlar, yüce Rabbimiz Kelâm-ı Ezelisinde de önümüze nihayetsiz tefekkür levhaları sermiştir. Nefis  bunları göz ardı edince, kuruntularını düşünce zannediyor ve gerçekten düşüyor.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum