Bu kadınlar size haram kılındı

Bu kadınlar size haram kılındı

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Nisâ Sûresi 23-24. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

23- Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz,(*) halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle zifâfa girdiğiniz kadınlarınızdan olup himâyenizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı.

Fakat onlarla zifâfa girmediyseniz o hâlde (boşadığınız takdirde kızlarıyla evlenmenizde) size bir günah yoktur. Hem kendi sulbünüzden olan (öz) oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi (nikâhınız altında) bir arada bulundurmanız da (size haram kılındı)! Ancak artık geçmişte olanlar müstesnâ. Muhakkak ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

24- (Harb esîri olarak) sâhibi bulunduğunuz câriyeler (**) müstesnâ, evli kadınlar da (size haram kılındı)! (Bunlar) Allah’ın üzerinize yazdığı (haramlar)dır. Bunların dışında olan (kadın)lar ise, zinâdan kaçınan kimseler ve iffetli erkekler olarak mallarınızla (mehirlerini vererek) isteyesiniz diye size helâl kılındı.

Öyle ise onlardan hangisiyle (evlenerek) faydalandıysanız, artık mehirlerini bir farîza olarak kendilerine verin! O farîzadan (mehri ta‘yîn ettikten) sonra (daha az veya daha çok vermek üzere) aranızda anlaştığınız (mikdar)da ise size bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah, Alîm (herşeyi bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.

(*) “İnsan, hemşîresi misillü (kızkardeşi gibi) mahremlerine karşı fıtraten (yaratılıştan) şehevânî hissi taşıyamıyor. Çünki mahremlerin sîmâları, karâbet (yakınlık) ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşrû‘ayı (meşru‘ sevgiyi) ihsâs ettiği (hissettirdiği) cihetle, nefsî ve şehevânî temâyülâtı (meyilleri) kırar.” (Lem‘alar, 24. Lem‘a, 208)

(**) “Suâl: (...) Esir ve köle gibi bazı mesâili (mes’eleleri), bazı ecnebîler serrişte ederek (başa kakarak), medeniyet nokta-i nazarında şeriata bazı evham ve şübehâtı (vehim ve şübheleri) îrâd ediyorlar (getiriyorlar).
El-cevab: (...) İslâmiyet’in ahkâmı (hükümleri) iki kısımdır. Birisi: Şeriat ona müessistir (o hükmün koyucusudur). Bu ise hüsn-i hakīkī (hakīkī güzellik) ve hayr-ı mahzdır (katıksız hayırdır). İkincisi: Şeriat, muaddildir (düzelticidir).

Yani gāyet vahşî ve gaddar bir sûretten (şekilden) çıkarıp, ehvenü’ş-şer (kötünün hafifi) ve muaddel (düzeltilmiş) ve tabîat-ı beşere (insanın yaratılışına) tatbîkı mümkün ve tamâmen hüsn-i hakīkīye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir sûrete ifrâğ etmiştir (çevirmiştir).

Çünki, birden tabîat-ı beşerde umûmen hüküm-fermâ (geçerli) olan bir emri (işi) birden ref‘ etmek (kaldırmak), bir tabîat-ı beşeri birden kalb etmek iktizâ eder (değiştirmek gerekir). Binâenaleyh, şeriat vâzı‘-ı esâret (esirliği koyucu) değildir; belki en vahşî sûretten, böyle tamâmen hürriyete yol açacak ve geçebilecek sûrete indirmiştir, ta‘dîl etmiştir (düzeltmiştir).” (Mektûbât, Münâzarât, 384)