Dr. Bilal TANRIVERDİ

Dr. Bilal TANRIVERDİ

Adaletin Zamanı

Geciken Hak Eksilen Hayat

Bir işçinin hak ettiği ücret aylar sonra ödendiğinde yalnız bir borç kapanmış olmaz. O arada aksayan geçim, ertelenen tedavi, karşılanamayan ihtiyaç da vardır. Bir çocuğun nafakası yıllar sonra tahsil edildiğinde ise çocukluk geri gelmez. Hakkın geç teslim edilmesi, bazen hakkın korumak istediği hayatı eksiltir.

Bu nedenle adaletin yalnız sonucu değil, zamanı da önemlidir. Doğru karar vermek kadar, o kararın insanın hayatında karşılık bulabileceği zamanda verilmesi ve uygulanması gerekir.

Makul süre bir hukuk güvencesidir

Anayasa’nın 141. maddesi açık bir görev yükler: “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi de makul sürede yargılanmayı güvence altına alır. Bu, vatandaşın sabırsızlığına gösterilen bir anlayış değil, adil yargılanmanın gereğidir. [1]

Ancak makul süre, her davanın aynı takvimde bitmesi demek değildir. Anayasa Mahkemesi; uyuşmazlığın karmaşıklığını, yargılama aşamalarını, tarafların ve makamların tutumunu, kişinin süratli sonuç almaktaki menfaatini birlikte değerlendirir. Delillerin incelenmesi ve savunmanın dinlenmesi için gereken zaman korunmalıdır. Gereksiz bekleme ise bu zorunluluklarla karıştırılmamalıdır. [1]

Adalet Bakanlığının 2026’da yayımladığı Adalet İstatistikleri 2025’te, bir dosyanın ortalama görülme süresi hukuk mahkemelerinde 243, bölge adliye mahkemelerinin hukuk birimlerinde 371 gün olarak yer alıyor. Bunlar farklı aşamaların genel göstergeleridir; toplanarak bir davanın kesin süresi bulunamaz. Her dosyada ihlal olduğu sonucunu da vermez. Fakat zamanı, adalet hizmetinin somut bir ölçüsü olarak görünür kılar. [2]

Bekleyen insan için süre yalnız gün sayısı değildir. Alacağını kullanamamak, geleceğini planlayamamak, belirsizliğin içinde yaşamak demektir. Hukuk, dosyanın işlem gördüğünü kaydetmekle yetinmemeli; hakkın fiilen kullanılabilir olup olmadığını da gözetmelidir.

Hakkın kıymeti beklemekle azalmaz

Bediüzzaman, On Beşinci Mektup’ta adalet-i mahzayı açıklarken şöyle der: “Cenâb-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz.” [3]

Bu cümle doğrudan bir yargılama süresi kuralı koymaz. Fakat hakkın değerini güç, sayı veya menfaat hesabına göre azaltmayan bir ölçü verir. Buradan hareketle şu soruyu sorabiliriz: Küçük görülen bir alacağın gecikmesi, o parayla geçinen insan için de küçük müdür?

Kur’ân, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini birlikte emreder (Nisâ, 4/58). Adalet vazifesinin emanet oluşu, yalnız kararın içeriğini değil, görevin özenle yerine getirilmesini de düşünmeyi gerektirir. Gereksiz gecikmenin önlenmesi bu sorumluluğun hukukî karşılıklarından biridir. [4]

Zamanın adaletle ilişkisi mahkemelerin dışında da başlar. Peygamber Efendimiz, ödeme gücü bulunan kişinin borcunu geciktirmesini zulüm olarak niteler (Buhârî, hadis no. 2400). Buradaki ölçü, gerçekten ödeme imkânı bulunmayan insanı suçlamak değildir; imkânı olduğu hâlde hak sahibini bekletenin sorumluluğudur. [5]

Pişmanlık hakkın teslimini ertelememelidir

İmam Gazâlî, İhyâ’nın tövbe bölümünde, anlamıyla, “Ömür, Allah’ın kulundaki emanetidir” der. Bu uyarı, insanın kendi hayatını sürekli yarına bırakmasına yöneliktir. Adalet bakımından bize hatırlattığı ise şudur: İşlemler beklerken insanların ömrü durmaz. [6]

İmam Rabbânî de Mektûbât’ın ikinci cildindeki 66. mektupta, kullara yapılan haksızlıktan tövbenin hakların sahiplerine geri verilmesi ve helâllik istenmesiyle ilişkisini açıklar. Onun bu yaklaşımı, pişmanlığın hak sahibinin kaybını giderecek davranışla tamamlanması gerektiğini gösterir. Haksızlığı kabul etmek, hakkı teslim etmenin yerine geçmez. [7]

Bu sebeple alacaklının hakkını geciktiren kişi de işlemi gereksiz yere sürüncemede bırakan görevli de yalnız kendi takvimini düşünemez. Beklemenin karşı tarafta hangi ihtiyacı karşılıksız bıraktığını hesaba katmalıdır.

Sabır sorumluluğu ortadan kaldırmaz

Risale-i Nur’da Yirmi Üçüncü Mektup, sabrı günahlardan sakınma, musibetlere dayanma ve ibadette sebat yönleriyle ele alır. Bu tasnif, sabrın ahlâkî ve manevî boyutunu gösterir; yargı makamlarının makul sürede karar verme yükümlülüğünü kaldıran bir hüküm değildir. Bekleyen insana sabır tavsiye etmek, bekletenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. [8]

Öte yandan Kur’ân, gerçekten darlık içindeki borçluya eli genişleyinceye kadar mühlet verilmesini ister (Bakara, 2/280). Demek ki her bekleme haksızlık değildir. Merhamet gereği tanınan mühletle, imkân varken hakkı oyalamak birbirinden ayrılmalıdır. [9]

Adaletin aradığı, delilden ve savunmadan vazgeçen bir hız değildir. Gereken incelemeyi yaparken gereksiz gecikmeyi önleyen bir özendir. Kararın uygulanması da aynı ciddiyeti ister; kâğıt üzerindeki hak, sahibinin hayatına ulaşmalıdır.

Çünkü hak sahibinin yalnız dosyası değil, ömrü de vardır. Adalet, o ömrü de gözetmek zorundadır.

Kaynaklar

Kaynak kontrol tarihi 7 Ekim 2026

[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141/4; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6/1; Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkına ilişkin emsal kararlar, makul süre ölçütleri. Anayasa Mahkemesi emsal kararlar

[2] Adalet Bakanlığı, Adalet İstatistikleri 2025, Tarihi Tablolar, basılı s. 15, Tablo 2; PDF s. 67. 2026 tarihli resmî yayın. Resmî istatistik kitabı

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, On Beşinci Mektup, adalet-i mahza ile adalet-i izafiye açıklaması. Alıntı özgün metindendir. İlgili külliyat metni

[4] Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ 4/58; Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu meali ve tefsiri. Yazıda anlamı özetlenmiştir. Âyet ve tefsir

[5] Buhârî, el-Câmiʿu’s-sahîh, İstikrâz, “Matlü’l-ganiyyi zulmün” babı; hadis no. 2400. Yazıda hadis anlam olarak aktarılmıştır. Hadisin Arapça metni ve kaydı

[6] Gazâlî, İhyâʾü ʿulûmi’d-dîn, Kitâbü’t-tevbe, tövbeyi erteleme bahsi; erişilen Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî nüshası, c. 11, s. 162. “والعمر أمانة الله عنده” cümlesi Türkçeye anlamıyla çevrilmiştir. İhyâ metni

[7] İmam Rabbânî Ahmed es-Sirhindî, el-Mektûbât, c. II, 66. mektup, tövbe ve kul hakları bölümü. Arapça tercüme nüshası, çevrim içi s. 727–728. Yazıdaki ifade doğrudan alıntı değil, anlam özetidir. Mektubun ilgili sayfası

[8] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, Dördüncü Sual, sabrın üç çeşidi. Yazıda anlamı özetlenmiştir. İlgili külliyat metni

[9] Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/280; Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu meali ve tefsiri. Yazıda anlamı özetlenmiştir. Âyet ve tefsir

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.