Bediüzzaman'ın Barla'da çizdiği yeni yol haritası

Bediüzzaman'ın Barla'da çizdiği yeni yol haritası

Barla'da, Bediüzzaman'ın yıllar önce tehlikeli addedilip sürgün edildiği köyde 12-14 Haziran 2015 tarihlerinde Barla Lahikası Sempozyumu yapıldı.

A+A-

Risale Haber - Haber Merkezi

Risale Akademi tarafından Haziran ayı içerisinde düzenlenen Barla Lahikası sempozyumunda sunulan tebliğler yayımlanmaya devam ediyor. "Bediüzzaman Said Nursi’nin Barla Dönemindeki Hizmet Metodu" başlığıyla sunulan Prof. Dr. Ali Bakkal'ın tebliği Risale Akademi resmi web sitesinde yayımlandı. Dönemin siyasi panoromasının bilinmesi gerektiğine işaret eden Bakkal, değişen Türkiye şartlarında Bediüzzaman'ın Barla'da çizdiği yeni yol haritasını anlattı.

Prof. Dr. Ali Bakkal'ın tebliğinden bazı kısımlar şöyle:

"Osmanlıdan Cumhuriyet'e geçilen dönemde tek adam ve tek parti iktidarına dayanan Cumhuriyet rejimi dini ve din adamlarını kendine düşman belledi. Yoktan bahanelerle kimisi öldürüldü, kimisi susturuldu, kimisi de sürgüne yollandı. Bu zulümden Bediüzzaman Said Nursî’nin hissesine düşen sürgündü. Şeyh Said hadisesi bahane edilerek Van’dan alındı, o zaman için Anadolu’nun en ücra yerlerinden biri olan Barla’ya sürüldü.

Bediüzzaman bütün bu zulümler ve mahrumiyetler karşısında yılmadı. Barla’da yeni şartlarda imanı kurtarmaya en uygun eserler olan Risale-i Nur’u telif etmeye başladı ve Risale-i Nur Mesleği dediği yeni bir hizmet metoduyla İslâm’a hizmet yoluna koyuldu. Onun bu metodu günümüzde daha da önem kazanmış bulunmaktadır.

Bir jandarma eşliğinde Eğirdir Gölü kayıkla geçilerek 1927 yılı başlarında Barla’ya getirildi. Bütün bu sürgünler esnasında, yanından ayırmadığı küçük sepetinde çay demliği, birkaç bardak ve bir sahan, elinde de Kur’ân-ı Kerîm’den başka hiçbir şeyi yoktu. Dünyadaki mal varlığı sadece bunlardan ibaretti.

İlk haftalarda, Muhacir Hafız Ahmed’in evinde kalan Said Nursî, daha sonra, tamir edilerek köylüler tarafından kendisine verilen ve önünde büyük bir çınar ağacı bulunan köy odasına taşındı.

Anadolu’nun bu en ıssız, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerinden biri olan Barla, bir iman inkılâbına beşiklik ediyordu. Eğirdir Gölü kenarında, dağlarda, tepelerde bahar mevsiminin yeniden canlandırdığı kâinatı seyreden ve Rum Suresinin 50. ayetini defalarca okuyan Bediüzzaman, öldükten sonra dirilişi ispatlayan Haşir Risalesi’ni yazdı. Bu eser asırlardır yerinde sayan ve son iki asırdır Batı karşısında ezik bir duruş sergileyen İslâmî tefekkürün yeniden dirilişinin müjdecisiydi. Bu eseri, yine Kur’ân-ı Kerîm’i esas alan ve insanların imanlarını kurtarmalarına vesile olan diğer Nur Risaleleri takip etti. Sözler ve Mektubat tamamen, Lem’alar ise Yirmi Altıncı Lem’a’ya kadar Barla’da yazıldı. Önünde ulu bir çınar ağacı olan ev, Nurun ilk medresesi olmuştu.

Said Nursî’nin Nur Risalelerini önlerinde engel gibi gören çevreler, onu sürgünle durduramadıklarını anlayınca, bu defa imha yollarını denemeye karar verdiler. Hükümet, daha yakından kontrol edebilmek amacıyla Bediüzzaman’ı, 1934 yılı yaz aylarında Isparta’nın merkezine getirtti.

Bediüzzaman burada da iman hizmetinden geri durmadı. Sürgünle istediklerini elde edemeyen muhalifleri, onu mahkûm etmek için bahane aramaya başladılar. Aranan bahane bulundu ve Said Nursî’ye hayranlık duyan yarı meczup bir zatın jandarma çavuşu ile yaptığı tartışmayı bahane eden Ankara hükümeti harekete geçti. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Ankara’dan Emniyet Genel Müdürü, Jandarma Genel Komutanı ve 120 askerle, 20 polisi beraberine alarak trenle Isparta’ya geldi.

Bediüzzaman, “vatana ihanet” iddiasıyla yargılandığı dava süresince tutuklu kaldı. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ağustos 1935 tarihinde verdiği kararla Said Nursî'ye 11 ay hapisle birlikte Kastamonu’da mecburî ikamet, 15 talebesine de altışar ay hapis cezası verildi. Bediüzzaman ve ceza alan talebeleri tutuklu olarak kaldıkları cezaevinde bu süreyi doldurdukları, diğer talebeleri ise beraat ettikleri için tahliye edildiler."

Barla’da Çizilen Yeni Yol Haritası

Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur hizmeti için Barla'da çizdiği yeni yol haritasını açıklayan Prof. Dr. Ali Bakkal özellikle şu noktalar üzerinde durdu:

a. Risale-i Nur’un Telifi

b. Risâle-i Nur’un Neşri

c. Talebe Yetiştirme

d. Çevre ile Müsbet İlişkiler

e. İhtiyati tedbirler

aa. Ziyaretçi Kabul Etmemesi

bb. Görüşme Yerine Mektuplaşmayı Tercih Etmesi

cc. Topluluk Halinde Bulunmamaya Özen Göstermesi

ff. Siyasetle İlgilenmemesi

g. Yapılan Haksızlıklardan Şikayet Etmemesi

h. Eski Dost Yeni Düşmanları Latîfâne İkaz

Bediüzzaman'ın bu dönemdeki duruş ve tavrının toplumsal huzurun sağlanmasında muhtaç olunan bir yol olduğunu belirten Bakkal bu metodun iyi anlaşılması gerektiğinin altını çizerek şöyle dedi:

"Bediüzzaman Said Nursî’nin ihtiyat, sabır, şükür ve müsbet hareket üzerine dayanan metodu toplumsal huzurun sağlanmasında bütün İslâm ülkelerinin muhtaç olduğu bir yoldur. Yarım asır içinde filizlenip İslâm aleminin her yanında varlığını hissettiren Said Nursî’nin bu metodunu iyi anlamak ve doğru tatbik etmek gerekir."

Makalenin tamamını okumak için TIKLAYINIZ

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.