Bediüzzaman'dan hafız için tâziye mesajı: Âlem-i İslâm’a büyük bir zâyiattır

Bediüzzaman'dan hafız için tâziye mesajı: Âlem-i İslâm’a büyük bir zâyiattır

Çanakkale gazisi Hafız vefat ettiğinde Bediüzzaman bir taziye mektubu yayınlamıştı

A+A-

RİSALEHABER

76 yıl önce bugün vefat eden Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi Hafız Mehmed Gül'ü rahmetle anıyoruz. 

Hâfız Mehmed Gül, Risale-i Nur’da adı çok geçen bir nur hadimidir. Isparta’nın Sav Kasabasındandır. 1890 doğumlu olup 31 Mart 1944’de üzerine bir ağaç devrilerek vefat etmiştir. 

Sav’a Risale-i Nur’u ilk defa getiren Merkez Camii İmamı Hacı Hafız Mehmed Avşar’dır. Risale-i Nur’da Hacı Hafız şeklinde ismi geçer. İsim benzerliğinden dolayı Hafız Mehmed Gül ile ikisi karıştırılmamalıdır. Hafız Mehmed, aynı zamanda merhum Mustafa Gül’ün ağabeyidir.

Merhum Hafız Mehmed Gül hakkındaki bilgileri “Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarım için, oğlu merhum Tevfik Gül ve kızı tarafından torunu olan Abdülkadir Zeybek ve Savlı merhum Hasan Kurt ağabeyden aldım. Hepsi de ittifak ettiler… Hatıraların tamamı ilgili kitaptan okunabilir… 
 
Merhum Hafız Mehmed’in Nur’lara çok hizmetleri var, bizlerde çok hakkı var… Vefatından sonra 76 sene gibi uzun bir zaman geçen bu Sav kahramanı ağabeyimizi unutmayalım, unutturmayalım diye Risale Haber okuyucularına hakkında hazırladığım çalışmalarımdan kısa bir bölümünü takdim ediyorum.  (Ömer Özcan)

mehmed_gul_elyazisi-001.jpg“Hafız Mehmed Gül”ün ustalık döneminde yazdığı Risalelerden 9.  Mektub'un ilk sayfası.

SAV KASABASININ GÜLLER AİLESİ BÜTÜNÜYLE HİZMETİN İÇİNDEYDİ

Hâfız Mehmed Gül, Mustafa Gül, Ali Gül; yaş sırasına göre üç kardeş, üçü de ayrı meziyetlerde Sav kahramanları. Bir de, küçükleri, dördüncü kardeş Ahmed Gül vardır. Ahmed Gül hizmete muhalif değil, fakat çok ilgilenmiyor... Bir de amcaoğulları İbrahim Gül ve İsmail Gül vardır. Hepsi de o en korkulu günlerde matbaa gibi Nurları yazıp çoğaltmışlardır. Hepsinin de adları Risale-i Nur’da muhtelif vesilelerle sitayişle bahsedilmektedir.

HAFIZ MEHMED, ÇANAKKALE GAZİSİDİR TOPALLAYARAK YÜRÜRDÜ

Hafız Mehmed, Çanakkale Zaferinden Gazidir. Cephede yerde sürünerek ilerleme yaparlarken üzerine bir şarapnel isabet ediyor. Bacağında büyük bir yara açılıyor. Hastaneye kaldırıyorlar. Doktorlar bacağını kesip kesmeme müzakereleri yaparlarken; bir tanesi: “Bu askerin eti sıkı, bu yarayı kavuşturur” diyerek bacağın tedavisine bakıyorlar. Ve tedavi oluyor. Lâkin Mehmed Gül topallayarak yürümeye başlıyor.

DEFALARCA TAKİBATA VE BASKINLARA MARUZ KALMIŞTIR

Hâfız Mehmed Gül, ilk defa 1938’de Fihrist Risalesini yazarak hizmete başlamıştır. Bu kitabı ve son yazdığı kitabı 60 sene saklamış olan oğlu Tevfik Gül, bize hediye etti. Aradaki yazı kalitesi hemen fark edilmektedir. Bir zaman sonra münzevi bir hayata geçen Mehmed Gül, evini dersane-i nuriye olarak kullanmış, matbaa gibi kalemiyle, Risalelerin yazılıp çoğaltılmasına hizmet etmiştir. Çok da talebe yetiştirmiştir. O devirde bütün bunlar kolay yapılmamış, kendisi ve ailesi defalarca takibata ve baskınlara maruz kalmıştır.

VEFAT ETTİĞİNDE BEDİÜZZAMAN TÂZİYE MEKTUBU NEŞRETTİ

Hafız Mehmed, 1944’de üzerine bir ağacın devrilmesiyle Sav’da şehid olmuştur. Hem de, 17 Mart 1944’de Denizli Hapishanesinde iken hastanede vefat eden İslamköylü Hâfız Ali Efendiden tam onbeş gün sonra. 

Hâfız Mehmed’in, Hâfız Ali’den onbeş gün sonra vefat etmesiyle Üstad Bediüzzaman Hazretleri Denizli Hapishanesinden bir tâziye mektubu neşretmiştir. Üstad, mektubunda bu çok kıymetli talebesini aktaplar arasına kattığını ifade etmektedir. Şöyle diyor Bediüzzaman: 
 
“Hakikaten Hâfız Ali, Hâfız Mehmed ve Mehmed Zühtü’nün vefatları; değil yalnız bize ve Isparta’ya, belki bu memlekete ve Âlem-i İslâm’a büyük bir zâyiattır...  ...Benim tarafımdan o Hâfız Mehmed’in akrabasını ve mübarek köyünü tâziye ediniz. Ben de onu Hâfız Ali ve Hâfız Zühtü’ye arkadaş edip, üstadlarımın aktap kısmının isimleri içinde o üçünün isimlerini dâhil edip, Hâfız Akif’i dahi Asım ve Lütfi’ye arkadaş ettim.” (Şuâlar 338)

ÜSTAD: BABANIN MAKAMINI BİLİYOR MUSUN?

Babasının vefatından sonra Bediüzzaman Hazretlerine giden oğul Tevfik Gül şöyle anlatmıştı:

Üstad, Sav’dan geldiğimizi öğrenince, “oturun bakalım” deyip oturttu bizi.

“Babanın makamını biliyor musun?” diye bana sordu.

“Ben ne bileyim Üstadım” dedim.

“Hacı Hâfız, baban Hâfız Muhammed, Savalı Hâfız Ahmed, onları ismen ecdadımla beraber duamın içine alıyorum. Siz de onlar gibi olmalısınız, onlar az zamanda çok vazife yaptılar, o merâtibe yetiştiler, siz de onlar gibi olmalısınız. Baban aktapların içindedir. Hâfız Ali ve Mehmed Zühtü ile beraber Aktap ve Kutuplarla bir çizgide geçiyorlar” diyerek gökyüzünde eliyle şöyle bir yay çizdi.

Sonra Üstad: “Kardeşlerim! Bütün Âlem-i İslâm Türkiye’ye bağlıdır; Türkiye Isparta’ya bağlıdır; Isparta Sav’a bağlıdır; Sav Risale-i Nur’a bağlıdır; Risale-i Nur Kur’an-ı Azîmüşşân’a bağlıdır; Kur’an-ı Azîmüşşân da Arş-ı Âlâya bağlıdır” diyerek bin kalemle yazan Sav’a verdiği ehemmiyeti belirtti. 

SAVA KARYESİNİ CÂMİ-ÜL EZHER OLARAK KABUL EDİYORUM

Sonra Üstad: “Bu gelişimde Sav’a gelecektim, fakat Sav köy olması dolayısı ile ziyarete gelecekler, kabul etsem tahammülüm yok, kabul etmesem gücenecekler, hem nazar-ı dikkati celp edecek. Onun için benim gelemediğimi ve selâmımı söylersiniz. Ben Sav’a Karyesini küçük-büyük, avam-havas, taşına-toprağına dua ediyorum. Ben Sav’a Karyesini Câmi-ül Ezher olarak kabul ediyorum” dedi. 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.