Bediüzzaman Farsça demedi Kürtçe dedi

Bediüzzaman Farsça demedi Kürtçe dedi

Münazarat adlı eserdeki orjinal cümlede farklılık var

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Medya Yazarlar Derneği Başkanı Abdulkadir İkbal, Diyanet Dergisi'nde Medresetüzzehra ile ilgili yer alan bir yazıdaki yanlışlıktan dolayı Başkan Mehmet Görmez'e mektup gönderdi.

Milat Gazetesinde yer alan mektupta İkbal, Diyanetin 288  sayılı aylık “Diyanet Dergisi”nin 37.inci sayfasında “Sürgünde Bir Ömür”  yazısını kaleme alan Diyanet İşleri Uzmanı Dr. Elif Arslan’a ait makalede Bediüzzaman Said Nursinin “Medrezütü’z- Zehra Projesi”nin anlatıldığı, din ilimleriyle müspet ilimlerin birlikte okutulacağı ve doğuda kurulacak eğitim kurumlarında mahalli dillere önem verilmesi gerektiğine işaret edilerek “Eğitimin; Arapça, Türkçe ve Farsça verileceği bir Darülfünun gibi tasarlanmıştı” ifadesinin yer aldığını hatırlattı.

İkbal, Bediüzzaman Said Nursi'nin “Münazarat” adlı eserinde söz konusu ifadede Farsça'nın geçmediğini Kürtçe kelimesinin geçtiğini belirterek yanlışlığın düzeltilmesini istedi.

BEDİÜZZAMAN'IN ORJİNAL CÜMLESİ NASIL?

Münazarat adlı eserde ilgili bölüm şöyle:

Sual: Maksadını müphem bırakma, ne istersin?

Cevap: Câmiü’l-Ezher’in kızkardeşi olan, “Medresetü’z-Zehrâ” namıyla dârülfünunu mutazammın pek âli bir medresenin Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbakır’da tesisini isteriz. Emin olunuz, biz Kürtler başkalara benzemiyoruz. Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder.

Sual: Nasıl? Ne gibi? Niçin?

Cevap: Ona bazı şerait ve varidat ve semerat vardır.

Sual: Şeraiti nedir?

Cevap: Sekizdir.

Birincisi: Medrese-nâm melûf ve menus ve cazibedar ve şevk-engiz itibarı olduğu halde büyük bir hakikati tazammun ettiğinden, rağabatı uyandıran o mübarek medrese ismiyle tesmiye.

İkincisi: Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc; ve lisân-ı Arabî vâcip, Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak.

Sual: Şu mezcde ne hikmet var ki, o kadar taraftarsın, daima söylüyorsun?

Cevap: Dört kıyas-ı fâsit ile hâsıl olan safsatanın zulmünden muhakeme i zihniyeyi halâs etmek, meleke-i feylesofanenin taklid-i tufeylâneye ettiği mugalâtayı izâle etmek...

Sual: Ne gibi?

Cevap: Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.

Üçüncü şart: Zülcenaheyn ve Kürtlerin ve Türklerin mûtemedi olan Ekrad ulemasını veya istinâs etmek için lisân-ı mahallîye aşina olanları müderris olarak intihap etmektir.

Dördüncüsü: Ekradın istidatları ile istişare etmek, onların sabavet ve besatetlerini nazara almaktır. Zira çok libas var; bir kamete güzel, başkasına çirkin gelir. Çocukların talimi, ya cebirle, ya hevesatlarını okşamakla olur.

Beşinci şart: Taksimü’l-a’mâl kaidesini bitamamihâ tatbik etmek—tâ şubeler birbirine medhal ve mahreç olmakla beraber, her bir şubeden mütehassıs çıkabilsin.

Altıncı şart: Bir mahreç bulmak ve müdavimlerin tefeyyüzünü temin etmek; hem de mekâtib-i âliye-i resmiyeye müsavi tutmak ve imtihanları, onların imtihanları gibi müntiç kılmak, akîm bırakmamaktır.

Yedinci şart: Dâru’l-muallimîni muvakkaten şu dârülfünun dairesinde merkez kılmak, mezc etmektir. Ta ki, intizam ve tefeyyüz ondan buna geçsin ve fazilet ve diyanet, bundan ona geçsin; tebâdül ile her biri ötekine bir kanat verip zülcenaheyn olsun.

Sekizinci şart: Kürdistan’da âdet-i müstemirre olan talim-i infiradiyi halka ve daireye tebdil etmek.

saidnursi_dil.jpg

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum