1. YAZARLAR

  2. Misafir Kalem

  3. Bayındır, Bediüzzaman’dan helallik istemeli
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Yazarın Tüm Yazıları >

Bayındır, Bediüzzaman’dan helallik istemeli

A+A-

İddia ediyorum ki, Hülefa-yi Raşidin döneminin hitamından bugüne değin, Bediüzzaman’a atılan iftiralar kadar başka bir din alimine iftira atılmamıştır.  
Peygamberlik iddia ettiğinden tutun da, Kürt devleti kurmak istediğine, rakı içtiğinden alın da İngiliz ajanı olduğuna kadar yüzlerce saçma iftiraya maruz kaldı Bediüzzaman.

O hâla kimi çevrelerce Şeyh Said ve İngiliz ajanı Molla Said’le aynı kişiymiş gibi gösterilmeye çalışılır. Gerçeğe kasteden en vahşi karalama katliamları Bediüzzaman hakkındaki iftiralarla yapılmıştır.

Bütün ömrü boyunca Hz. Muhammed’in (SAV) Peygamberliğini, mucizelerini ve üstünlüğünü anlattığı halde, onun Peygamberlik ilan ettiğini savunmak, hakikate yapılmış ahlaksızca bir tecavüzdür.

“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez bir nur olduğunu tüm dünyaya ispat edeceğim” diyerek mücadelesine başladığı ve bütün eserlerinde bu gerçeği haykırdığı halde, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’lara “vahiy” dediği iftirasını atacak kadar alçalanları da gördü bu felek.

Bir insanın büyüklüğünü anlamak için onun hakkındaki övgülere bakmaktan ziyade, üzerine atılan iftiraların büyüklüğüne bakmak yeterli. İftira adı üstünde, o kişi sahiplenmediği ve asla savunmadığı halde, üzerine zorla başka bir algı elbisesini giydirmek demek.

Kendisini açıkça Ehl-i Sünnete dahil gören ve bütün ömrü boyunca Ehl-i Sünnet’in görüşlerini savunan bir din alimine iftira atmak, zalimce bir hakikat cinayeti değil midir?

Geçenlerde Risale Haber sitesinde ülkemizin saygın kabul ettiğim hocalarından Abdülaziz Bayındır’ın Bediüzzaman hakkındaki şok edici iddialarını gördüm.

Onun da Bediüzzaman İftiracıları güruhuna katıldığını düşündüm önce. Sonra bu su-i zannı yakıştıramadım kendime. Herhalde bilmeden böyle bir iddiada bulunmuştur dedim sessizce.

Bediüzzaman’ın Ehl-i Sünnet akidesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu bilmeyen yoktu. Buna rağmen internetteki Risale Arama motorlarından günler boyu araştırdım. Bediüzzaman’ın tenasühe (reenkarnasyona) inandığını ortaya koyacak hiçbir ifadeye rastlamadım.

Daha sonra Abdülkadir Badıllı gibi Risale-i Nur’u çok iyi bilen Risale-i Nur araştırmacılarının da böyle bir iddiayı kabul etmediklerini açıkça gördüm. Halbuki tabileri Bediüzzaman ne demişse düşünmeden kabul ettikleri için eleştiriliyorlardı her zaman.

Hatta Bayındır Hoca’ya çok nezih ve kibar ifadelerle kırıcı olmayan itirazlar da yazmışlar, Bediüzzaman’ın İslam dışı sapık bir görüşünün olmadığını örneklerle açıklamışlar.

Süleymaniye Vakfı  internet sitesinde bu mektupların bir kısmı yayınlanmasına rağmen, hoca mesnetsiz iddialarına devam etmiş. Maalesef kul hakkına inanmasına rağmen bunu yapıyor. 

Halbuki Bayındır, Bediüzzaman’ı ve Risaleleri bilmediğini daha yazısının başında açıklıyor: “Nitekim Said Nursi’nin doğum tarihini, benim baktığım kaynak 1873 olarak gösterdiği halde kabul etmemişsiniz. Bu konuda ihtilaf olduğunu şimdi öğrenmiş oldum.”

Onun doğum tarihi hakkındaki tartışmalara bile uzak olan birisinin Bediüzzaman’ın inançları hakkında bu kadar kesin konuşabilmesi çok üzücü.

Bayındır, delil olarak gösterdiği metinde geçen “istinsah” kelimesinin Risale-i Nur külliyatının tamamında pek çok farklı anlamlarda kullanıldığından habersiz olduğunu bu kelimeyi hatalı olarak “tenasüh” anlamında çevirmesiyle gösteriyor…

Halbuki Bediüzzaman, Risalelerde “istinsah” kelimesini, Kâinat Kitabında, yani yaratılmışlar aleminde Kudret kaleminin gerçekleştirdiği kesretli yaratmaları ifade etmek için kullanmıştır:

“Hava aynasında, bir kelime milyonlar kelimat olur; kalem-i kudret, şu sırr-ı tenasülü pek acip istinsah ediyor.”(Mektubat)

Hoca, bir hatasını anlamış ki önceleri tenasühe delil olarak algıladığı bir ifadenin tenasühü (reenkarnasyonu) anlatmadığını sitesinde sonradan şöyle itiraf etmiş:

“Şu var ki, o beldelerde oturanların iki hicreti sebebiyle ben her yıl elbise değiştiririm; yeni  Said’i giyer, eski Said’i atarım” sözü ile de bu dünyada yaşadığı sırada, hücrelerdeki yenilenmeyi anlatmaktadır.”Abdülaziz Bayındır

Halbuki yazının başında da sonunda aynı mesele anlatılmaktadır ki, bu örnekler “haşir ve neşri” (kıyamet ve ahireti) ispat için Risale-i Nur’un her yerinde verilen örneklerdir:

“Bir şahsın müddet-i ömründe başına gelmiş birçok kıyamet çeşitleri vardır. Her gece bir nevi ölmekle, her sabah bir nevi dirilmekle emârât-ı haşriye gördüğü gibi, beş-altı senede bil-ittifak bütün zerratını değiştirerek, hattâ bir senede iki def'a tedricî bir kıyâmet ve haşir taklidini görmüş.” (29. Söz)

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Risale-i Nurların her tarafında enfüsi ve afaki örnekler vererek Kıyameti ve ahreti ispat etmeye çalışmıştır:

 … herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, bir ruh-u bâkiyi (baki bir ruhu) anlar. Evet herbir ruh, kaç sene yaşamış ise o kadar beden değiştirdiği halde, bilbedâhe aynen bâki kalmıştır. Öyle ise; mâdem cesed gelip geçicidir. Mevt (ölüm) ile bütün bütün çıplak olmak dahi ruhun bekasına te'sir etmez ve mahiyetini de bozmaz. Yalnız, müddet-i hayatta (yaşadıkça), tedricî cesed libasını değiştiriyor. Mevtte ise birden soyunur.

Gerçekten de bir insanın hücrelerden oluşan maddi bedeni, hayatı boyunca defalarca değişmektedir. Ancak buna rağmen değişmeyen bir hakikat vardır. O da ruhtur, hayattır.

Hiçbir başka açık emare yokken, ruhun varlığını, kıyameti ve dirilmeyi ispat eden bu delilleri getirip de “tenasüh” gibi İslam dışı bir inanca bağlamak hakikat ehline yakışmaz.

Risale-i Nurları önyargısız okuyanlar ise, Bediüzzaman’ın neye inandığını, neye inanmadığını çok iyi bilmektedirler. Bediüzzaman’ın ahret inancı hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde:

O yol ise, hayat yoludur ki, âlem-i ervâhtan gelip, kabirden geçer, âhirete gider.

4. söz, 7. Söz, 10. Söz, 23. söz, 25. Söz, 32. Söz (Benzer ifadelerle pek çok yerde…)

…mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.(16. Mektup)

Bayındır Hoca’nın birkaç Nur talebesine sorup öğrenebileceği “şahs-ı manevi” terimini oldukça yanlış anlamlandırması ise gülünç. Halbuki aynı anlamda TBMM için de kullanılmıştı bu sosyolojik terim.  Anlamı İbn-i Haldun ve Farabi’ye dek giden bir terim…

“Şu Said yetmiş dokuz meyyit, bir hayy-ı nâtıkın fihristesidir. Eğer zamanın suyu donup dursa, mütemessil olan o Said’ler birbirlerini görseler, şiddet-i tehalüften (farklılığın şiddetinden) birbirlerini tanımayacaklardır .”

Bediüzzaman’ın bu sözünü de anlamamış hoca. Aslında burada kısaca şu söylenmekteydi:

“Zaman su gibi akmaktayken bedenimizdeki değişimin farkına varamayız. Bütün o değişim merhalelerinin donmuş görüntüleri yan yana konulsa, her bir yeni merhalede farklı görünümde bir Said ortaya çıkar.”

Bediüzzaman’ın bahsettiği değişimi anlamak için aşağıdaki meşhur videoyu izlemek yeterli:

Hayatını Kur’an’ın hakikatlerini yaşamaya ve ispata adamış bir din aliminin birkaç ifadesini yanlış anlamak elbette mümkündür. Bundan dolayı da Bayındır hocaya “iftiracı” diyemeyiz.

Ancak bunca apaçık gerçek kendisine gösterilmesine rağmen, kendi yanlış anladığından hareketle “ben kesinlikle haklıyım ve ne derseniz deyin Nursi kesinlikle böyle inanıyor” derse o zaman iş, iftira, haset, bühtan ve su-i zan boyutunu çoktan aşmış demektir.

Bir zamanlar Cübbeli Ahmet Hoca da Bediüzzaman hakkında ortaya attığı haksız iddialarının yanlışlığını anlayarak özür dilemişti hatırlarsanız. Çünkü kul hakkı önemlidir.

Ahirete ve kul hakkına tüm kalbiyle inanan Abdülaziz Bayındır Hoca da, öncelikle “şirkle” itham ettiği İman ve Kur’an savunucusu Bediüzzaman’dan helallik istemeli. Çünkü ahret âlemindeki hesaplaşma oldukça çetin bir hesaplaşma olacaktır.

Hakiki bir Kur’an tefsiriolan Risale-i Nurlarda anlatılanlar, hulul ya da tenasüh gibi sapık safsatalar değil, zerre kadar kul hakkının zayi edilmeyeceği kıyamet ve ahiret gerçeğidir. Yani ot, böcek olup o mahkemedeki davalardan kurtulamayacağız.

“Öyleyse, adalet-i İlahiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.” (İşaret’ül İcaz) (OD)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum