Atina’nın tutsağı olacağımıza Türkiye’nin ortağı olalım

Atina’nın tutsağı olacağımıza Türkiye’nin ortağı olalım

Avrupa Birliği’nin iki büyük başarısı vardı. Biri ortak para birimi euro, diğeri ulusal sınırları ortadan kaldıran Shengen düzeni.

İbrahim Kiras'ın yazısı...

Birkaç devlet AB çatısı altında bir araya gelmişlerdi gelmesine ama ancak bu iki dev adım, tarih boyunca birbirleriyle didişip durmuş olan Avrupalıların gerçek anlamda birleşme iradesinin varlığına kanıt olmuştu.

AB projesine başından beri kuşkuyla yaklaşanların hiç de beklemedikleri başarılardı bunlar. Mesela Amerikalılar çok şaşırdılar Avrupa’nın bu işi başarabilmiş olmasına. Shengen düzeni yavaş yavaş gelişmişti; ama euroya geçiş 12 ülkede birden, aynı anda gerçekleştirildi. O günlerde Amerika’nın ciddi gazetelerinde “Biz Avrupa’nın gücünü ve enerjisini anlayamamışız. Galiba iki kutuplu dünya sistemi sonrasında ABD’nin en büyük rakibi AB olacak” mealinde yorumlar çıkıyordu.

Nitekim çok kısa bir süre sonra AB liderleri o günlerde neo-con egemenliğindeki ABD politikalarına karşı seslerini yükselttiler; Irak’ın işgaline karşı çıktılar. (Ne var ki o günün ABD karşıtlarının hiçbiri iktidarda kalamadı. Onların yerine Merkel ve Sarkozy gibi işbirlikçiler geldi kısa süre içinde. Bu ayrıntıyı da atlamayalım!)

Dolayısıyla bir Avrupa karşıtlığı da belirgin hale geldi yeni kıtada. Shengen ve Euro başarılarından gözleri kamaşarak “İstikbal Avrupa’nın” diye heyecan- lanan iyimserlerin yanında, Fransa ve Almanya liderliğindeki birliği “eski dünya” diye küçümseyenler de belirdi.

Aradan on yıl geçmeden bu kesimin “biz haklı çıktık” diyebilecekleri bir ortam oluştu. Vaktiyle dünya tarihinin en önemli gelişmelerinden biri diye övülen Shengen düzeninin devam edip edemeyeceği tartışılıyor şimdilerde.

Haberiniz var mı bilmiyorum: Danimarka birkaç aydır kendi “ulusal” sınırlarında yeniden gümrük kontrollerine başladı. Kuzey Afrika’dan mülteci akını beklentisini ileri süren başka bazı Avrupalı devletler de Schengen Bölgesi’ndeki seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasını öngören yeni düzenlemeler istiyor.

Diğer yandan Avrupa Birliği’ne 2007’de kabul edilen Romanya ve Bulgaristan, hâlâ Schengen Bölgesi’ne dâhil edilmedi. Özellikle Hollanda ve Finlandiya gibi ülkeler bu yeni üyelerin Shengen imtiyazından yararlandırılmasına karşı çıkıyor.

Oysa Monako, Norveç, İsviçre ve İzlanda gibi ülkeler Avrupa Birliği’ne üye olmadıkları halde Shengen sistemine dâhiller. Birlik üyelerinin bir kısmının kabul edilmediği, buna mukabil üye olmayan bazı devletlerin kabul edildiği böylesi bir işleyiş aslında Avrupa Birliği’nin temel çelişkilerini ve birlik projesinin bugün itibarıyla geldiği yeri de çok güzel özetliyor.

Shengen konusundaki tartışmanın katbekat fazlası euro konusunda yaşanıyor. Bildiğiniz gibi, belli başlı bazı AB ülkelerini derinden sarsan finansal kriz aynı zamanda Avrupa’nın ortak para sisteminin de akıbetini tartışma konusu haline getirdi.

Euro Bölgesinin tamamının bu krizin altında kalıp ezilmesi tehlikesi var. Bu yüzden Alman Merkez Bankası’nın yeniden mark sistemine dönme hazırlığı yaptığı, hatta bunun için mark banknotlarının basılmış olduğu şeklindeki söylentiler çok ciddi kişilerin ağzında dolaşıyor. Ama buna ihtimal vermemek lazım. AB kurucusu Almanya’nın en büyük prestij eseri olan eurodan kolay kolay vazgeçebileceğini düşünmek akıllıca değil.

Ama özellikle Yunanistan’la ilgili problem çözülemezse sistemin sürdürülebilmesi zora girecek gibi görünüyor. Onun için AB kurucularının, özellikle de Almanların işi zor. Almanların işi özellikle zor. Çünkü Yunanistan gibi üyeleri sisteme dahil etmek için bugüne kadar harcanan ve yüz milyarlarla ifade edilen fonları çoğunlukla Alman ekonomisi finanse etti; bundan sonra da finansal zararların büyük bölümünü yine Alman ekonomisi finanse edecek.

Bu yüzden Almanlar şimdilerde “biz nerede hata yaptık” sorusunu sormaya başladılar. Hatta bazı üyelerin AB’ye ne katkısı olduğu, zamanında neden Birliğe üye yapıldığı bile sorgulanır oldu.

Geçenlerde ciddi bir Alman gazeteci “Vaktiyle büyük hata yapmışız. Hiç değilse şimdi bu hatadan dönelim. Atina’yı atıp Ankara’yı alalım. Yunanistan’ın tutsağı olacağımıza Türkiye’nin ortağı olalım” diye yazdı.

Böylesi durumlarda eskiler “ba’de harabi’l-Basra” derlerdi. Biz de “şimdiye kadar aklınız neredeydi” diyoruz.

Star

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.