Vehim İle Fehim-I

Vehim, hakikate ulaşmayı perdeleyen zanni ve hayali düşünceler, fehim ise, hakikati görmeyi tekmil ve teyit eden kat’i bilgilerdir. Vehim, hayali düşüncelere kapılmayı; fehim, hakikatten hisse almayı bildirmektedir. Vehim, aklın hayalde resmedilen asılsız düşüncelere yenilmesini; fehim, aklın hikmet mertebesine doğru yürümesini ifade etmektedir.

Hakikat, aklı kendiyle meşgul ediyor, insanı tahkike sevkediyorsa fehim kuvvetlenmekte; hayal, zihni meşgul ediyor, zanni düşünceleri besliyorsa vehim zihni ele geçirmektedir.

Fehim, anlayış mertebelerindeki seviye farkını bildirmektedir. Evet fehim manaya nüfuz ile ilgili olup hakikati anlama derinliğine işaret etmektedir. Bu itibarla her insanın fehimden nasibi muhteliftir.

Bir şahıs bir şahsa tamamen benzemediği gibi, fehim dahi fehme benzemez. Delil bir olsa da, tarz-ı telakki ve tarik-i tefehhüm ayrı ayrıdır.”[1] tespiti bu iddiayı teyit etmektedir.

Fehim, bidayeti itibarıyla zihni bir anlayış seviyesini; nihayeti ve kemali cihetiyle kalbi ve ruhi bir kavrayış mertebesini ifade etmektedir. Yani fehim evveli cihetiyle akli bir mazhariyeti, kemale müteveccih terakkisi yönüyle şuhudi ve huzuri bir keyfiyeti bildirmektedir. Demek fehimden alınan hisse, ef’al ve a’sar perdeleri arkasında hükmeden Esma-i İlahiyenin tecellilerini idrak ile kemale ermektedir.

Hiçbir zaman doğrulanamayan veya doğruluğu kat’i bir senede dayandırılamayan, çoğu zaman hakikat ile karıştırılan geçersiz ve değersiz fikirlerin tamamı vehimdir. Evet doğruluğuna bir senet gösterilemeyen, yani tahkik edilemeyen, kat’i bir delil ile ispatı mümkün görünmeyen asılsız fikirler ‘vehim’ olarak isimlendirilmektedir.

Vehim; uzak ihtimallerin vaki olacağının zannedilmesi, zanni düşüncelerin mutlak gerçekler gibi görülmesidir. Evet, vehim asılsız kanaatlerin doğru kabul edilmesi, hayali düşüncelerin hakikat olarak resmedilmesidir. Bu yönüyle vehim, insanın ruh haletini bozan bir maraz-ı hayaliyedir.

Hayalin tasvir ettiği, yani kurguladığı düşünceler doğru bilgiler zannedildiğinde, yani insan vehmine yenildiğinde ruhi sıkıntılar baş göstermekte, insan bu durumda evham hastalığına düşmektedir. Bu elim vaziyet, insanın seyrettiği bir filmin “kurgu” olduğunu unutmasına, gerçek sanıp inanmasına benzemektedir.

Demek hakkında kesin bir bilgi bulunmadığı halde indi kanaatlerinin doğru olduğuna hükmetmek, o düşüncelerin rüzgârı ile bir meçhule sürüklenmek, vehim hastalığının varlığını bildirmektedir.

Mutlak ve kat’i hakikatleri perdeleyen, görülmelerini engelleyen hislerin en sinsisi, belki de en birincisi vehimdir. Mesela, kat’i bir hakikat olan ölümü gözleriyle gördükleri halde ekser insanların fani bir dünyanın ebedi olduğu hissiyatına kapılması, ömür sermayesinin sadece dünyevi işler için kullanılması vehmin akla galip geldiğinin emarelerindendir.

Rızık mes’elesinin taahhüd-ü rabbani altında olduğunu kabullenip mütevekkilane bir halet kesbetmek fehimden haber vermekte, aç kalma endişesiyle helal haram hassasiyetini yitirmek, ilahi taahhüde rağmen rızık noktasında tevekkül edememek vehmin insana hükmettiğini göstermektedir.

Vehmin en tehlikelisi, kısa ve fani bir dünyanın ebedi olduğunun zannedilmesi, ebedi bir hayata çalışmanın terk yahut tehir edilmesidir. Nurlu eserlerde bu manaya “tevehhüm-ü ebediyet” denilmektedir.

İnsan acz, fakr ve kusurunu görmedikçe, benlik iddialarından vazgeçmedikçe, gurur ve kibir gibi kirlerden temizlenmedikçe fehimden nasibi azalmakta, vehim batağına saplanmaktadır. Vehim akla galip gelince, fani ve kısa bir dünyayı ebedi sanmak, ömür sermayesini günah masasına yatırmak kolaylaşmaktadır.

Elhasıl; asılsız fikirleri gerçek zannetmek, kat’i bir hakikatten neş’et etmeyen ihtimallere vücuda gelecekmiş gibi mâna yüklemek, zanlarına yenilmek vehimdir. Vehim, küçük ihtimalleri büyütmekte; zanni kabulleri mutlak gerçekler gibi göstermekle ruhun yükünü taşınamaz bir hale getirmektedir. Fehim arttıkça vehim küçültmekte, zihindeki değerini yitirmektedir.

Vehim, maddeye ve eşyanın suretine hasr-ı nazar sebebiyle kuvvetlenmekte, insanın halet-i ruhiyesini zehirlemektedir. Ölüm ve kıyamet gibi mutlak gerçeklerden korkan, hayali bir dünyada yaşamaktan hoşlanan ehl-i servette vehim hastalığı daha çok görülmektedir.

Nur-u marifet ile ziya-i hakikatin imtizacından neş’et eden fehim, itikadi ve içtimai mes’elelerde bütüncül bir bakışı doğurmakta, küll’ün idrakini kolaylaştırmakta, kemale müteveccih terakkiye sebep olmaktadır. Asılsız kabullere yatkınlık, nazar-ı sathi sebebiyle ihatasızlık, muhakeme-i akliyede noksanlık fehimden uzaklığın emarelerinden sayılmaktadır...

[1] Asar-ı Bediiye, 21

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.