Zafer AKGÜL

Zafer AKGÜL

‘Ağustos böceği bir meş’aledir’

A+A-

Prof. Dr. Himmet Uç hocama ithafen…

Himmet hocam Sezai Karakoç ile ilgili bir-iki kritize edici yazı yazmış, farklı yorumlara maruz kalmıştı. Bu fakir de kendisinden mülhem bir yazıyı yeniden revize ederek yayınlamayı uygun gördüm. Takdir hocamındır.”

Ağustos Böceği Bir Meş’aledir” şiiri Sezai Karakoç’un en kolay anlaşılır şiirlerinden biridir. Şiirin adı ilk elde şaşırtır insanı. Çünkü alışılagelen bir şiir başlığı değildir ve tema bir böcek üstüne kuruludur. Bir kibrit çöpü, bir çivi, bir çakıl taşı ya da bir böcek üstüne şiir yazmak, bir meşhur olay ya da şahıs üstüne şiir yazmaktan daha zordur. Ama şiire, hangi tür şiir olursa olsun, şiirin içeriği ve kullanılan dil ve üslup açısından dikkatle eğilmek gerektiği sanatsal bir zorunluluktur. Aslına bakarsak bu tür şiirler, şairin dünya görüşü ve felsefi yaklaşımına dair çok kuvvetli ipuçları verebilmektedir.

Böcek ki akıtıyor damla damla ağzından
Üzüm ballarında süzülmüş ağustosu
Titreyen şıngırdayan bir çocuk oyuncağı
Çam diyor ağustos böceği
Çamlara kasideler söylüyor.
(679)

Girizgahı böyle olan şiirde, satırlar ilerledikçe bir çocuk üslubu içinde ciddi mesajlar gelmeye başlar:

Ey masalcı amca iftira ettin
Bu harikalar harikası böceğe
Onu suçladın tembellikle
En çalışkan onu görüyorum ben
. (680)

Önce şu hususları belirtmede fayda mülahaza görüyorum. Bizim bu yazımız, bir şiir incelemesi değildir. Şiir inceleme yazıları furyasına pek de pozitif bakmam. Şiir incelemesi, özellikle yüksek lisans tezlerindeki şiir incelemeleri, sınırları zorladığı kadar sabırları da zorlayan ahkam kesmelerle doludur. Şiir incelemeleri, şairin hayatına bakarak onun üzerinden şiir anlayışını ispatlamak, onun dünya görüşünden ve imgelerinden yol bularak şiirinde ne demeye çalıştığını irdelemek; estetik felsefesindeki kavramların kuru sıkı sallanmasıyla oluşturulan, cafcaflı laflarla bilinenleri yineleyen bir metin yazmak ve edebiyat parçalamak demek değildir.

Şair, bu şiirinde “Ağustos böceği ile karınca” masalına telmihte bulunur. La Fontaine’nden hareketle Tabiatçı, Determinist, Materyalist ve Evrimci anlayışı; Batı medeniyetinin genlerine sinmiş arzî, pragmatist, egoist insan merkezli bakış açısına bir isyan, bir itiraz ve tashih mesajını gönderir.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında pozitivist ve materyalist felsefe, koluna gelişen bilimleri de alarak tüm beşerî ve semavî dinlere savaş açmıştır. Özünü kaybetmiş ve sekülerleşmiş Hristiyanlık başta olmak üzere mevcut dinler, bu cereyanlara karşı direnememişlerdir. Ekonomiden siyasete, bilimden sanata kadar hemen her alanda hakimiyetini olanca ağırlığıyla hissettiren ve yeryüzü coğrafyasına salgın hastalık gibi yayılan bu akım fertlerin kalp ve akıl aynasında mâkes bulmuştur. Tarih boyunca süregelen Teizm ve Ateizm çatışmalarına 19. yüzyılda Yaratıcıyı “ilk muharrik” olarak görüp, yarattıkları üzerinde tasarrufta bulunmayan, buna gücü yetmeyen, nötr bir Tanrı ve makinalaşmış bir evren anlayışının doğurduğu Deizm de eklenince iman-küfür çatışması daha da kızışmıştır.

Bu fikir savaşı, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem’den beri verilen mücadelenin düğüm noktası olmuştur. Allah-Tabiat-İnsan üçgeninde açı eksiltme ve kutup dışlama çabaları; Yeni Çağ’da artık arzî-beşerî bakış ile Semavî-İlahî bakış ayrışması filozoflardan sanatçılara, entelektüellerden halk tabakalarına kadar yayılmış ve neticede devletler-milletler arası arenaya dönüşmüştür.

Osmanlı’nın son ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde her coğrafyada olduğu gibi insanımız etkilenmiştir bu akımlardan. Tamamıyla ezbere ve tahlil yapılmaksızın Batı’ya açıldığımız bu dönemde aydınlarımız materyalist ve evrimci teorileri işlemeye başlamışlardır. Bu menhus hava ders kitaplarından çocuk masallarına; günlük gazete haberlerinden köy odalarına kadar her yere sinmiştir. Bu görüşe göre mürşit, göksel değil yerseldir. İlahî kitap yerine, bilimsel (!) kitaplar devri başlamıştır. İnanç düzeni yerine Tabiat Ana ve İdeoloji düzeni vardır. Nefsi terbiye yerine İd/Ben/Ego ve hedonist ahlak anlayışı uygulanmıştır.

“Varlıklar mucizevî değil, doğal ve olağandır. Her şey kendine malik ve sahiptir. Hayat, kuvvetlilerin zayıfları elediği, güçsüzlerin tabii seleksiyonu uğradığı bir kavgadan ibarettir. Hayat mücadeledir, yaşamak için öldüreceksin; yardımlaşmak yoktur, rekabet vardır.” Bu ilkelerle varlığın manifestosu yeniden belirlenmiştir.

Bilim-Akıl-İdeoloji diyerek başlatılan bu savaş galibâne sürerken öncelikle Türkiye’de bitmiş, sönmüş, tükenmiş sayılan inanç umulmadık ve beklenmedik bir şekilde yeniden sur üflenmiş gibi dirilişe geçer. Tam da bu noktada teze karşılık antitez sürülür cepheye. Sindirilmiş, sürgün edilmiş, yasaklanmış İslam alimleri yeni bir silkiniş ve filizleniş devrini başlatmışlardır. Asırların tozları sinmiş ezelî ve ebedî hakikatlere saykal vurulur. Yavaş yavaş epistemolojik, ontolojik ve estetik alanda tezler sunulur çağın insanına.

Sezai Karakoç da bu iman hizmetinden nasibini alıp estetik alanda Kur’an referansıyla ortaya çıkan talebelerden biridir.

“Kur’an’sa arşın manifestosu
Reddin reddi manifestosu” (
280)

Kelime-i Tevhid’deki “Lâ” reddidir bu. Tevhid penceresinden yeni bir silkiniş ve diriliş hareketidir. Artık eşya ve varlıklar bu bakış açısıyla yeniden insan aklıyla incelenmeli ve yorumlanmalıdır. Kainattaki hakikat ve hikmet aranıp bulunmalıdır. Akıl, Allah’ı sorgulama ve isyan aleti değil, bilme ve tanıma aleti olacaktır yeniden.

Matematik metafiziktir. Ama metafizik matematik değildir.” (484)

Sezai Karakoç, hakikatleri gizleyen, yeni masallarla “yeni nesli” yanlışa sürükleyenlere isyan eder, onların diliyle konuşur:

Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğini öğretmişti
Ben de gün geçmez ki patlatmayayım
Ama siz kağıttaki ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi bana öğretmediniz.” (
177)

“Kağıt, sözler ve kelimeler” Bediüzaman’ın Risaleleri telif ederken en çok kullandığı terimlerden biridir. Ve özellikle “Sözler”i akla getirir. Karakoç’un telmihi elbette bu dediğim için değildir ama işe kelimeler ve terimlerle hatta harflerle başlandığını da unutmamak gerekir.

(Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum