2018 yılının muhasebesi

Coğrafya kaderdir diyor, Tanpınar. (Bu söz lafzen Tanpınar’a ait, İbn-i Haldun’a değil.) Sadece coğrafya mı? Din, dil, ırk ve hatta mezhep, hatta cemaat… Bunlar da kader değil mi? Hangisinin seçiminde herhangi bir dahlimiz oldu?  Hiçbirimiz Müslümanlığımızı seçmedik, kendimizi Müslüman olarak bulduk sadece.

Aslına bakılırsa, yani dürüst olmak icap ederse tarihsel, yani cebri olmayan hiçbir şey yok. En azından birçok şey tarihsel. Kaderimizi çizen cemiyet diyor Cemil Meriç, haksız mı? Ne münasebet! Sonuna kadar haklı, zira insan bütün hüviyetiyle mazisinin çocuğudur.

Mes’elenin farkında olanlar umutsuzluk pençesi içerisinde biteviye kıvranırken; henüz farkında olmayanlar aldatıcı bir cennet havası içerisinde yüzüp gidiyor. ‘Yazan yaşayamaz, yaşayan yazamaz.’  Acı ama asıl acı olan hem yaşayamamak, hem yazamamak.

Yeni yıl, eski yıl. Birbirinin tekrarı. Daha doğrusu devamı. Satıhta değişen hiçbir şey yok, derunda ise değişmeyen hiçbir şey. Okuna okuna artık kabak tadı veren bazı eski kitaplar, kadim mevzular, daima cevapsız kalan müşkil sorular, kahrolası egsiztansiyel sancılar ve bitmeyen melankoli…

“Ezeli Mağluplar” bu yılın meyvesi. Ama ekşi, ama mü’mini kalmamış bir eski zaman mabedi. Birkaç nazik kaleme sehven misafirlik ve sonra “sûkut suikasti”ne kurban oluş. 2017 yılının meyvesi “Entelektüel Yalnızlık” idi. Okuyanı geç, adını hatırlayan var mı?

Hangi muammanın üzerine gidersen git, sonunda karşına aşılması olanaksız bir bilinmezlik engeli çıkıyor. Adsız bir engel. Birkaç tenkit yazısı. “Yahya Kemal’i Tanımak” başlıklı tenkit yazısı küstürdü bazı dostları. İçinden geçeni söyledi, başka ne yapabilirdi ki!

Yaz boyunca müzmin bir hastalık ile kıyasıya cebelleşti. Hastalık devam ediyor hala. “Hakikatin İzinde”, İz Yayınları’nda aylardır baskıda bekliyor. Kağıt fiyatlarının düşmesi bekleniyor. İkisi yetim kaldı belki bunun bahtı açık olur.

Tarihselcilik ve Kur'an Vahyinin Mahiyeti bu yılın son ayının en hararetli tartışması oldu. Katkısı oldu mu, bilmiyor. Tekfirler, tahkirler, linçler uçuştu havada. Maalesef bu yıl da düşünmenin hakkını veremedi, inanmanın hakkını ise hiç veremedi.

Takip ettiği yazarlar değişmedi: Dücane Cündioğlu, Mücahit Bilici, Beşir Ayvazoğlu, Alaattin Karaca, İhsan Fazlıoğlu, Mustafa Öztürk, Yusuf Kaplan, Himmet Uç, Hamdi Tayfur… Sevdikleri kaçıyordu ondan, sevmedikleri ise peşini bırakmıyordu.  

Dünyada neler yaşandı? Onları yazmaya lüzum yok. Zaten malumu herkesin. 2018’in hasılatı: biraz daha acı, biraz daha açlık, biraz daha yalnızlık, biraz daha barbarlık, biraz daha tahammülsüzlük, biraz daha bağnazlık… Biz ne aralar bu hale geldik!

Güzel şeyler yok mu? Elbette var. Kitap fuarı, Büyükşehir Belediyesi’nin her Urfalı yazardan yüz adet kitap alacağını taahhüt etmesi. Taşrada ikamet etmeye mecbur 'taşralı'  yazarlara devletlûlarca bundan daha âla, daha şahane bir ihsan olabilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.