Zeki KAMİLZÂDE

Zeki KAMİLZÂDE

Nurcuların bölünmesi nasıl nimet olur?

Aydınlık'ın haber tarzına bitiyorum muhterem kârîlerim. Sözgelimi: Bir kapkaç hâdisesi haber olsun. Hemen başlığı hazırlıyorlar: "Kapkaç yapan çocuğun eniştesinin kuzeninin baldızı bir keresinde nurcuların medresesinde Risale dersi dinlerken görülmüş." Veya trafikte iki kişinin kavgası medyaya yansısın: "Kavga edilen yolun iki sokak ilerisindeki bir apartmanın dördüncü katında sekiz sene önce bir nur medresesi varmış." Yahut, bunlardan hiçbirisi yok, yani hiçbir organik bağ yok, yalnız mevzuya karışanlardan birisinin ismi 'Said' olsun: "Hâdiseye karışan kişilerden birisinin isminin 'Said' olması dikkati nurcular üzerine çekti!" Yani akl u mantık ile bir yere bağlamaya hiç gerek yok. Bir neden-sonuç ilişkisi aramaya hiç ihtiyaç bulunmuyor. Bir şekilde, hayalî suç evrenlerine nurcuları yerleştirilebiliyorsa, mutlaka bize yazıyorlar. Nitekim son 'fon skandalında' da öyle oldu. Nurculuklarıyla da bilinen birkaç ismin skandala karışmasıyla fatura bütün nurculara kesildi gitti. Halbuki bu kişilerin nurcu olduğunu belki çoğu nurcu bile bilmiyordu. Tâ ki Aydınlık denilen karanlık haber yapana kadar.

Hani gözümün nuru Bediüzzaman'ım da bir yerde soruyor: "Hey efendiler, herbir hâdiseyi bahane tutup, bana sıkıntı vermeye sebep nedir acaba? Şarkta bir nefer hata etse garpta bir nefere askerlik münasebetiyle zahmet ve ceza vermek veya İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'ta bir dükkâncıyı esnaflık münasebetiyle mahkûm etmek nev'inden, her hâdise-i dünyeviyede bana sıkıntı vermek hangi usulledir, hangi vicdan hükmeder, hangi maslahat iktiza eder?" Yaşananlar tam da onun hicvettiği gibidir sahiden. İstanbul'da bir esnafın cinayet işlemesiyle tâ Bağdat'taki esnafa çamur sıçratılmaktadır. 'Suçun şahsîliği' denilen hakikat uçup gitmektedir. Sanki, Risale-i Nur, bir iman hakikatleri manzumesi değil de borsa kitabıdır. Talebelerine fonlarla nasıl oynanacağını göstermektedir. Nurcular da güya, namazdan dahi önce, borsada sened canbazlığı tedris etmektedirler. İşin gittiği yeri okumak güç değil muhterem kârîlerim. Abarttığımı düşünmeyin. Akış bu yöne doğru. Daha minare yokken kılıf dikiliyor. Yakında para üstünü sehven eksik veren nurcu bakkalın hesabı da bize kesilecektir.

Yalnız bu vesileyle nurcuların bir meziyetine 'elhamdülillah' dedim. Halbuki o meziyeti eskiden kusur sayardım. O da şudur: Adem-i merkeziyetçilikleridir. Yani nurcuların başında, tıpkı Fetö'de olduğu gibi, bir 'kainat imamı' yoktur. Bir 'mutlak vekil' yoktur. Bir 'sarıklı genç' yoktur. Bir 'halife' yoktur. Bediüzzaman Hazretleri bu anlamda arkasında hiçbir vekil bırakmamıştır. Onun vekaleti devri, maşaallah, tüm nur talebelerinedir. Risale-i Nur'u eline alıp hizmet yapmak isteyen her âdemoğu/kızı Bediüzzaman'ın bir vekilidir. Bu nedenle nurcular tek bir merkezin arkasında biraraya gelmezler. Şu an, saymaya kalksanız, belki onlarca nurcu grup vardır. Ve bu nurcu grupların birbirlerine hiçbir eyvallahları yoktur. Hatta, bununla övünülmez ama, kavgaları dahi vardır. Yani birbirlerinden ayrılmakla/anlaşamamakla da hizmetten ayrılmış olmazlar. Kimsenin kendilerini daireden atmasına da aldırmazlar. Böylece elinde külliyat olan, hatta Risale-i Nur'un küçük bir kitapçığı olan, en küçük yaşta bir nurcu bile, çevresindeki üç-beş kişiye bu hakikatleri okuyorsa, kendi başına bir cemaat sayılır.

Hani bu sadedde denir: "Bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse, tek başıyla küçük bir millettir." Tek başıyla küçük bir millet olmanın en nimet yanıysa 'komple girilecek hatalar'dan muaf olmaktır. Fetö'yü yakan unsurlardan birisi de, nurcuların aksine, sahip olduğu 'aşırı merkeziyetçi' yapısıdır. Bu mahiyette yukarının hatalarının sürünün geri kalanları tarafından da tekrarlanmasıdır. En azından dirençlerinin gayet azalmasıdır. 'İtirazsız itaat' vurgusu Fetö'yü güya 'güçlü' fakat 'kolay kullanılır' kılmıştır.

Stefona Mancuso, Bitki Zekası isimli eserinde, adem-i merkeziyetçiliğin 'hayatta kalmaya yaptığı katkı' üzerine şunları söylüyor:

"Başlangıçta sabit ve bu yüzden hayvanlar için av olduklarından, bitkiler, dış saldırılara karşı 'pasif direniş' geliştirmiştir. (Zeki'nin notu: Onlar geliştirmemiştir. Allah yaratmıştır.) Bedenleri modüler bir tasarımdan oluşmuştur. Her parçası önemlidir. Ancak hiçbiri gerçekten vazgeçilmez değildir. Bu yapı, hayvanlar âlemi ile karşılaştırıldığında, özellikle de gezegendeki otçulların sayısı ve onların doymak bilmez iştahlarından kaçmanın imkânsızlığı gözönüne alındığında, temel bir avantajı yansıtmaktadır. Modüler bir organizasyona sahip olmanın ilk avantajı şudur: Bir bitki için yenilmek o kadar da büyütülecek bir sorun değildir! Herhangi bir hayvan bunu söyleyebilir mi?

Bitkilerin fizyolojisi, ileride de göreceğimiz gibi, hayvanlarınkinden farklı ilkelere dayanmaktadır. Hayvanlar neredeyse tüm önemli hayatî fonksiyonlarını beyin, akciğerler, mide ve diğer pekçok organ gibi az sayıdaki dokuda toplamak için evrilirken (Zeki'nin notu: Hayır, onlar evrilmemiştir, Allah öyle takdir etmiştir.) bitkiler kolay av oldukları gerçeğini gözönünde bulundurarak, (Zeki'nin notu: Onların aklı mı var ki gözönünde bulundursunlar?) becerilerini birkaç nörolojik alanda toplamaktan kaçınmışlardır. Bu biraz, tüm paranızı aynı yere koymayıp, birkaç yere bölmek ve saklamak, böylece hırsızlık durumunda kaybı en aza indirmek ya da riski dağıtmak için yatırımlarınızı çeşitlendirmek gibidir. Kısaca: Çok zekice bir hareket!

Bir bitkinin işlevleri organlarla ilişkili değildir. Yani bitkiler akciğerleri olmadan nefes alır. Ağız ya da mideleri olmadan beslenir. İskeletleri olmadan dik durur. Ve pek yakında göreceğiniz gibi beyinleri olmadan karar verirler. Bu çok özel fizyolojilerinden dolayı bitkilerin büyük bölümleri, hayatta kalışlarını riske atmadan, gözden çıkarılabilir: Bazı bitkilerin %90-95 kadarı yenilebilir. (...) Basitçe: Bitki bir birey değildir. Aslında bir ağaç, kaktüs ya da çalı hakkında düşünmenin doğru yolu, insan ya da başka herhangi bir hayvanla kıyaslamak değil, onu bir koloni olarak görmektir. Bir ağaç tek hayvandan çok arı ya da karınca kolonisi gibidir.

Bitkilerin, çok eski zamanlardan kalmalarına rağmen, bu bakış açısında son derece modern oldukları görülür. İnternetin gelmesi ile mümkün olan ve grupların birbirine bağlanması temeline (sosyal ağlar gibi) dayanan pekçok teknolojinin altında yatan başlıca kavramlardan biri, süper-organizmalara veya sürü zekasına özgü, beliren özellikleridir. Bu özellikler, bağımsız varlıkların, yalnızca bir grubun bölünmez işleyişinin yararı için geliştirdiği özellikleridir. Bireylerin hiçbiri tek başına hâkim olmaz. Tıpkı arılar ya da karıncalar gibi, koloniler oluşturarak, kolonideki bireylerin zekasından çok daha büyük, kolektif bir zeka geliştirirler..."

Alıntıyı biraz uzun tuttum. Ama önemliydi muhterem kârilerim. Bence Bediüzzaman Hazretleri 'karıncaların cumhuriyetçiliğini' överken de böyle bir manayı işaret ediyor. Oradaki 'sürü zekasına' dikkat çekiyor. Görevler, bütünü temsil edebilen ferdlerce taşındığı için, bütünün bir parçasına verilen zararlar, sürüyü etkilemiyor. Bir kurt sürüsünden kaç kurt öldürdüğünüz önemli değil. Çünkü kurtlar yeniden organize olup sürülüklerini sürdürürler. Ama bir koyun sürüsünden çobanı aldınız mı, eyvah, uçurumları bile unuturlar.

Cenab-ı Hakkın, İslam'ı, bu kadar çok cemaatle, tarikatle, grupla sürdürmesi de aynı hikmete mebni olabilir. Bunlardan bazıları hatalara düşerse, diğerleri, o hatalara düşmeyerek yollarına devam ederler. (Yakın zamanda bölünen cemaatlere/tarikatlere üzülürken veya tefekkür ederken de bu hikmeti hesaba katın lütfen.) Bayrağı yerde bırakmazlar. Ancak merkez tek olursa, o merkez hataya düştüğü anda, bütün grup tehlikeye girer. Eskiden nurcuların bu yanına üzülürdüm dediğim gibi. Şimdi hüner olarak görüyorum. Seviniyorum. Elbette gerilimlerde zaman zaman insafı yitirecek kadar ileriye gitmeleri güzel değil. Üstelik hikmet gereği beraber refleks göstermeleri gereken yerler de var. Ancak içeride tenkidin varlığı bütünün birden yoldan çıkmasını engelliyor. Adem-i merkeziyetçilik bu manada güzel birşey.

"Ehl-i dalâlet ve tuğyan, işlerine gelmeyen bir eseri, eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek âdetleridir. Elbette, semâ-yı Kur'ân'ın yıldızlarıyla bağlanan risaleler, benim gibi çok itirazâta ve tenkidâta medar olabilen ve sukut edebilen çürük bir direkle bağlanmamalı..." Üstad'ın kendisine bile bağlamayı doğru görmediği bir hizmet de, elbette, başka şahıslara hiç bağlanmamalı. Bağlamayız da! Bu sebeple Aydınlık'a, habercilikte değil amma, mizah kariyerinde başarılar diliyorum. Hakikaten bu işi becerebilir gibi görünüyorlar. Her şüphelinin yedi silsilesini kurcalayıp, en acayip rabıtalarla cümle dindarları suça iltisaklı göstermeye çalışmak, mizanda karşılık bulmaz amma, mizahda karşılık bulabilir. Ben bir parça mizahdan anlar sayıldığım için gerekirse bu yeteneklerine şahitlik ederim muhterem kârîlerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum