Risale-i Nur’un İslâm İlim Geleneğindeki Yeri

Risale-i Nur’un İslâm ilim geleneğindeki yerini belirlemek için onu ne geçmişten kopuk yeni bir düşünce sistemi olarak görmek ne de klasik ilimlerden herhangi birinin sınırları içine bütünüyle yerleştirmek doğru olur. Külliyat, Kur’an ve sünnet merkezli İslâm düşüncesinin birikiminden beslenmekte; özellikle tefsir, kelâm, akaid ve İslâm mâneviyatıyla yakın ilişkiler kurmaktadır. Bununla birlikte bu birikimi, kendi döneminin iman problemleri çerçevesinde özgün bir anlatım ve delillendirme yöntemiyle ele almakta ve iman hakikatlerinin yeniden açıklanması bakımından belirgin bir tecdid yönü taşımaktadır.

Bu nedenle Risale-i Nur’un ilmî konumunu belirlerken yalnızca “hangi ilme aittir?” sorusunu sormak yeterli değildir. Külliyatın hangi meseleleri merkeze aldığı, bunları hangi yöntemle ele aldığı ve hangi ihtiyaca cevap verdiği birlikte değerlendirilmelidir.

Bediüzzaman’ın “Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır.”¹ sözü, bu konumun anlaşılması bakımından temel bir anahtar niteliğindedir. Bu ifade, Risale-i Nur’un kendisini Kur’an’dan bağımsız yeni bir dinî kaynak olarak değil, Kur’an’ın ortaya koyduğu iman hakikatlerini açıklama, delillendirme ve insanın imanına mal etme hizmeti içinde konumlandırdığını göstermektedir. Nitekim söz konusu ifade Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’u “mucize-i mâneviye-i Kur’âniye” bağlamında değerlendirdiği bölümde yer almaktadır.¹

1. Kur’an Merkezli Yaklaşım ve Mânâ-yı Harfî Metodu

İslâm ilim geleneğinin temel kaynakları Kur’an ve sünnettir. Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve diğer İslâmî ilimler, farklı yöntemlerle bu kaynakları anlamaya, açıklamaya ve sistemleştirmeye çalışmıştır.

Risale-i Nur da bu gelenek içerisinde yer alır. Külliyatta Kur’an ayetleri yalnızca açıklanacak metinler olarak değil, iman ve tefekkürün temel hareket noktaları olarak ele alınır. Allah’ın varlığı ve birliği, ilâhî isim ve sıfatlar, nübüvvet, âhiret, kader, insanın yaratılış gayesi ve kulluk gibi konuların merkezde bulunması bunun açık göstergesidir.

Bediüzzaman’ın yöntemi, ayetin anlamını yalnızca lafız ve dil tahliliyle sınırlı bırakmaz. Ayetin işaret ettiği hakikati insan, kâinat ve hayatla ilişkilendirir. Bu noktada mânâ-yı harfî kavramı önemli bir metodolojik anahtar hâline gelir. Varlıklara yalnızca kendi varlıkları ve özellikleri açısından değil, onları yaratan ve meydana getiren Zât’a işaret eden birer delil olarak bakmak, bu yaklaşımın temelini oluşturur. Risale-i Nur araştırmalarında mânâ-yı harfî ve mânâ-yı ismî kavramlarının Külliyatın düşünce yapısında merkezi bir konuma sahip olduğu ayrıca vurgulanmıştır.²

Mânâ-yı harfî yaklaşımı kâinatı bağımsız ve kendi kendine yeterli bir varlık alanı olarak değil, Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret eden bir âyetler bütünü olarak okumaya yöneltir. Böylece tefekkür, yalnızca felsefî bir faaliyet olmaktan çıkar ve imanî bir okuma biçimine dönüşür.

Bu bakımdan Risale-i Nur’da Kur’an, başvurulan kaynaklardan biri olmanın ötesinde, bütün iman hizmetinin temel ölçüsünü, tefekkür yönünü ve istikametini belirleyen ana kaynaktır.

2. Kelâm ve Akaid Geleneğiyle İlişkisi

Risale-i Nur’un kelâm ve akaid ilimleriyle ilişkisi, özellikle iman esaslarını ele alışında belirginleşir.

Allah’ın varlığı ve birliği, ilâhî isim ve sıfatlar, nübüvvet, âhiret ve kader gibi meseleler klasik kelâmın da temel konuları arasındadır. Kelâm âlimleri bu meseleleri aklî ve naklî delillerle açıklamış, farklı dönemlerde ortaya çıkan itirazlara cevap vermişlerdir.

Risale-i Nur aynı temel meseleleri ele almakla birlikte klasik kelâm eserlerinin bütün yöntem ve terminolojisini aynen takip etmez. Bediüzzaman, aklî istidlali kâinat ve insan üzerindeki tefekkürle birleştirir. Varlık âlemindeki düzen, insanın mahiyeti, yaratılıştaki hikmetler ve insanın kendi vicdanî tecrübesi, iman esaslarının anlaşılmasında delil olarak kullanılır.

Dolayısıyla Risale-i Nur’un kelâm ve akaidle ilişkisi, yalnızca konu ortaklığına değil, iman esaslarının aklî delillerle açıklanmasına ve tahkik edilmesine de dayanmaktadır.

3. Tefsir Geleneği İçindeki Yeri

Risale-i Nur’un tefsirle ilişkisi, Külliyatın ilmî mahiyetini belirleyen en önemli unsurlardan biridir.

Bununla birlikte Risale-i Nur, klasik tefsirlerde olduğu gibi Kur’an’ın tamamını sûre ve ayet sırasına göre açıklayan Mushaf tertipli bir tefsir değildir. Bu husus, onun tefsir yönünün bulunmadığı anlamına gelmez. Külliyatın önemli bir kısmı Kur’an ayetlerinin iman, tefekkür ve hidayet açısından taşıdığı anlamların açıklanmasına ayrılmıştır.

Bediüzzaman’ın farklılığı, ayeti yalnızca metin içindeki lafız ve cümle yapısıyla açıklamakla yetinmeyip onun işaret ettiği iman hakikatini insan, kâinat ve hayatla ilişkilendirmesinde görülür. Bu sebeple Külliyatın tefsir anlayışı, özellikle iman meselelerini konu merkezli biçimde ele alan bir yapı göstermektedir.

Prof. Dr. İshak Özgel, Bediüzzaman’ın Kur’an ayetlerini tefsir ettiğini, tefsir usulü ve tefsir problemleri hakkında görüşler ortaya koyduğunu belirterek onun kendine özgü bir tefsir yönteminden söz edilebileceğini ifade etmektedir. Özgel bu yöntemin kapsamlı bir vasfı olarak “şuhûdî tefsir” kavramını kullanmakta; özellikle imanla ilgili ayetlerin kâinatta gözlemlenebilen gerçeklikler ve derunî tecrübeler üzerinden açıklanmasına dikkat çekmektedir.⁴Bu açıdan Risale-i Nur, klasik mushaf tertipli tefsir anlayışından farklı olmakla birlikte, Kur’an’ın özellikle imanî muhtevasını açıklayan ve ayetlerin gösterdiği hakikatleri insanın iman dünyasıyla ilişkilendiren özgün bir tefsir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

4. İşârâtü’l-İ‘câz’ın Özel Yeri

İşârâtü’l-İ‘câz, Risale-i Nur’un tefsir yönü bakımından özel bir yere sahiptir.

Eser, Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi’nin ilk otuz iki ayeti üzerinde yoğunlaşmakta ve özellikle Kur’an’ın nazmındaki i‘câzı göstermeye yönelmektedir. Bu yönüyle Külliyatın diğer eserlerine göre klasik tefsir faaliyetine daha yakın bir görünüm arz eder.³

Bununla birlikte eserin amacı yalnızca dil ve belâgat tahlili değildir. Ayetlerin nazmı ve ifade yapısı üzerinden tevhid, nübüvvet, haşir ve diğer iman hakikatleri açıklanmaktadır.

Bu nedenle İşârâtü’l-İ‘câz, Risale-i Nur’un tefsir yönünün en doğrudan örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda Bediüzzaman’ın Kur’an’ın lafzî ve nazmî özellikleriyle iman hakikatleri arasında nasıl bir ilişki kurduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

5. İslâm Mâneviyatı, Mârifetullah ve Tefekkür

Risale-i Nur’un İslâm mâneviyatıyla ilişkisi özellikle ihlas, şükür, sabır, tevekkül, ubudiyet, mârifetullah ve muhabbetullah gibi kavramlarda görülür.

İslâm düşünce geleneğinde ilim yalnızca zihinsel bilgi biriktirmekten ibaret görülmemiş; insanın Allah’ı tanımasına, hakikati kavramasına ve amelî hayatını dönüştürmesine hizmet eden bir değer olarak değerlendirilmiştir. Bu durum İmam Gazzâlî’nin, mârifetullahı ilimlerin en yücesi ve en şereflisi olarak değerlendirdiği TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki ilgili maddede de açıkça belirtilmektedir.⁵

Risale-i Nur da mârifetullahı iman hayatının merkezî hedeflerinden biri olarak ele alır. Bediüzzaman’ın yaklaşımında mânevî hayat, doğrudan iman tefekkürüyle birlikte ele alınır. Zira iman hakikatinin anlaşılması ve güçlenmesi, insanın kulluk ve ahlâk hayatını da etkiler.İmanda derinleşen kul Allah’ın rızasına uygun hale gelir, ıslaha ve hayra yönelik bir hayat sürer.

6. Klasik Miras, Tecdid ve Modern Dönemin Soruları

Risale-i Nur’un özgünlüğü yalnızca klasik ilimlerden yararlanmasında değil, bu mirası modern dönemin zihnî problemleri karşısında yeniden işlemesinde görülür.

Materyalizm, tabiatçılık, pozitivist düşünce, inkâr ve âhiretle ilgili şüpheler Bediüzzaman’ın eserlerinde farklı boyutlarıyla ele alınır. Ancak burada amaç yeni bir iman esası ortaya koymak değildir. Temel mesele, Kur’an’ın ortaya koyduğu iman hakikatlerini çağın zihnî şartları ve sorgulamaları içerisinde anlaşılır, temellendirilebilir ve tahkik edilebilir hâle getirmektir.

Bu nedenle Risale-i Nur’daki tecdid boyutu, İslâm’ın temel inanç esaslarının açıklanma, delillendirilme ve insanın zihnî dünyasına sunulma biçiminde aranmalıdır.

Dolayısıyla burada gelenek ile bir karşıtlık değil, geleneksel iman meselelerinin çağdaş dönemin yeni soruları karşısında yeniden açıklanması söz konusudur.

7. Risale-i Nur’un Özgün Konumu

Bütün bu değerlendirmeler bir arada düşünüldüğünde Risale-i Nur’u yalnızca tefsir, kelâm, akaid veya tasavvuf başlıklarından biriyle açıklamak mümkün değildir.

Tefsirle ilişkisi, Kur’an ayetlerinin anlam dünyasını açıklamasından; kelâmla ilişkisi, iman esaslarını aklî ve naklî delillerle temellendirmesinden; akaidle ilişkisi, temel inanç meselelerini tahkik etmesinden; İslâm mâneviyatıyla ilişkisi ise iman ile kulluk ve ahlâk arasında bağ kurmasından kaynaklanmaktadır.

Fakat bu alanların hiçbiri tek başına Risale-i Nur’un bütün mahiyetini açıklamaz. Külliyatın ayırt edici tarafı, farklı ilim alanlarının birikimini özellikle iman hizmeti ekseninde bir araya getirmesi ve bunu mânâ-yı harfî gibi temel kavramlarla sistematik bir tefekkür tarzına dönüştürmesidir.

Bu sebeple Risale-i Nur’u klasik ilimlerin yerine geçen bağımsız bir ilim sistemi olarak değil, İslâm ilim geleneğiyle irtibatını koruyan ve özellikle iman hakikatlerinin anlaşılması, delillendirilmesi ve tahkik edilmesi için özgün bir yöntem geliştiren bir tefsir ve irşad külliyatı olarak değerlendirmek daha isabetlidir.

Buradaki özgünlük, yeni bir dinî bilgi kaynağı ortaya koymakta değil; Kur’an’ın iman merkezli mesajını farklı ilimlerin birikiminden yararlanarak çağının insanına ulaştıran özgün bir yöntem ve üslup geliştirmektedir.

Dipnotlar

  1. Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Sekizinci Şuâ, Eddâî”. İlgili pasajda “Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır.” ifadesi açıkça yer almaktadır.
  2. Mustafa Said İşeri, “Risale-i Nur’un İki ‘Odak Kelime’si: Mânâ-yı İsmî ve Mânâ-yı Harfî”, Köprü, sy. 141, 2018, s. 23-38.
  3. Veysel Güllüce, “Bir İ‘caz Tefsiri: İşârâtü’l-İ‘câz fî Mezânni’l-Îcâz”, Katre Uluslararası İnsan Araştırmaları Dergisi, sy. 12, 2021, s. 80-100.
  4. İshak Özgel, “Çağdaş Tefsir Yönelişleri Açısından Bediüzzaman Said Nursî’nin Tefsir Yöntemi (Şuhûdî Tefsir)”, EKEV Akademi Dergisi, sy. 61, 2015, s. 299-321.
  5. Mustafa Çağrıcı, “Gazzâlî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Temel Konulardaki Görüşleri” bölümü.
  6. Bediüzzaman Said Nursî, Beyanat ve Tenvirler, ilgili bölüm. Bediüzzaman burada özellikle iman hakikatlerinin muhafazası noktasındaki tecdid vazifesinin önemine dikkat çekmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.