Kur’an Kültürü: Hidayet Kitabının İnsan ve Toplum Hayatındaki İnşa Edici Tesiri

Kur’an kültürü, Kur’an’ın hidayetinin insanın imanına, nazarına, düşüncesine, ahlâkına, davranışlarına ve nihayet aile ve toplum hayatına yansımasıyla meydana gelen değerler ve hayat anlayışıdır.

Bu sürecin temel mantığı da şöyledir:

Hidayet insanın imanını şekillendirir; iman insanın nazarını ve zihniyetini değiştirir; değişen nazar ahlâk ve davranışlara yansır; bu davranışlar aile ve toplum hayatında süreklilik kazandığında bir değerler kültürü meydana gelir. Buradaki kültür, Kur’an’ın hidayetinin insan üzerindeki inşa edici tesirinin hayat ve toplum içinde görünür hâle gelmesidir.

1.Kur’an Önce İnsanın Hidayetini Hedefler

Kur’an kültüründen söz etmeden önce Kur’an’ın asli vazifesini belirlemek gerekir. Kur’an’ın amacı öncelikle bir toplumun sanatını, mimarisini, ekonomik düzenini veya geleneklerini belirleyen bir kültür kitabı olmak değildir. Onun temel gayesi insanı hakikate, imana, tevhide, kulluğa, güzel amele ve doğru yola yöneltmektir. İsrâ sûresinin 9. âyetinde ise: “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür.” buyrulur.

Kur’an’ın asli fonksiyonunun hidayet olduğu, Risale-i Nur’un Kur’an tarifinde de açıkça görülür:

“İçi, bilbedâhe, hâlis hidayet…”

Yirmi Beşinci Söz’de Kur’an’ın insanı saadete sevk eden “hakiki mürşidi ve hâdîsi” olduğu ifade edilir. Bu sebeple Kur’an kültürünün başlangıç noktası hidayettir.

2. Hidayet İnsanın Nazarını ve Tefekkürünü Değiştirir

Kur’an’ın insan üzerindeki ilk büyük tesirlerinden biri, onun varlığa bakışını değiştirmesidir.

Âl-i İmrân sûresinin 190 ve 191. âyetlerinde göklerin ve yerin yaratılışı ile gece ve gündüzün değişmesi üzerinde düşünülmesi istenir. Âyetlerde Allah’ı zikreden ve kâinatın yaratılışı üzerinde tefekkür eden akıl sahiplerinin tavrı ortaya konulur. Bu yalnızca tabiatı seyretmek değildir. Kur’an’ın teşvik ettiği tefekkür, varlıkta Allah’ın kudretini, hikmetini ve yaratılışındaki mânâyı görmeye yönelen bir düşünmedir.

Böylece Kur’an’ın oluşturduğu zihniyet, kâinata yalnızca kullanılacak veya tüketilecek nesneler bütünü olarak bakmaz. Varlığı, Allah’ın kudret ve hikmetini gösteren bir yaratılış âlemi olarak okumaya yönelir.

Risale-i Nur’un Kur’an tasavvurunda da bu husus belirgindir. Kur’an, kâinat kitabının mânâsını açıklayan ve insanın yaratılışındaki maksadı ve hayatındaki istikameti gösteren bir hidayet kaynağı olarak ele alınır.

Bu sebeple Kur’an’ın insan üzerinde meydana getirdiği ilk kültürel tesirlerden biri tefekkür eden ve anlam arayan bir insan tipi oluşturmasıdır.

3. Kur’an İnsana Hayatının Gayesini Öğretir

Kur’an’ın insan üzerindeki temel tesirlerinden biri de hayatın anlamını ve gayesini belirlemesidir.

Zâriyât sûresinde:

“Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyrulur.

Bu anlayış insan hayatını yalnızca maddî başarı, tüketim, makam veya dünyevî menfaat üzerinden değerlendirmeyi engeller. Hayatın merkezine kulluk yerleştiğinde çalışma, aile, ilim, ticaret ve sosyal ilişkiler de yeni bir anlam çerçevesine kavuşur. Bu noktada niyet de önem kazanır. Resûlullah’ın: “Ameller niyetlere göredir.” hadis-i şerifi, amellerin değerinde niyetin önemini ortaya koyar. Sahîh-i Buhârî’de ilk hadis olarak yer alan bu rivayet, Kur’an’ın kulluk merkezli hayat anlayışını tamamlayan önemli bir sünnet ölçüsüdür.

Dolayısıyla Kur’an kültürünün önemli bir özelliği, hayatı Allah’tan bağımsız bir alan olarak değil, kulluk ve sorumluluk perspektifi içinde anlamlandırmasıdır.

4. Kur’an Ahlâkı Şahsiyete Dönüştürür

Kur’an’ın hidayeti yalnızca zihinsel bir kabul olarak kalmaz; insanın ahlâkına ve davranışlarına yansır.

Nahl sûresinin 90. âyeti bu açıdan kapsamlı bir çerçeve sunar: “Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.”

Kur’an’ın ahlâkı Hz. Peygamber’in şahsında da somutlaşmıştır. Hz. Âişe’ye Resûlullah’ın ahlâkı sorulduğunda:

“Onun ahlâkı Kur’an’dı.” demiştir. Bu ifade, Kur’an’ın ahlâkî ölçülerinin yalnızca teorik ilkeler olmadığını; insan şahsiyetinde yaşanması gerektiğini gösteren güçlü bir örnektir.

Bu sebeple Kur’an kültürü yalnızca Kur’an hakkında bilgi sahibi olmak değildir. Kur’an’ın değerlerini şahsiyete dönüştürmektir. Doğruluk, merhamet, sabır, affetme, emanete riayet, güzel söz, adalet ve ihsan gibi değerler bu kültürün davranış alanındaki tezahürleridir.

5. Kur’an Adaleti Şahsî Menfaatin Üzerine Çıkarır

Kur’an’ın oluşturduğu değer sisteminin en belirgin özelliklerinden biri, adaletin kişisel ve grupsal menfaatlerin üzerinde tutulmasıdır. Nisâ sûresinin 135. âyetinde müminlere, kendi aleyhlerine veya anne babaları ve yakınları aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmaları emredilir. Mâide sûresinin 8. âyetinde ise bir topluluğa duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sevk etmemesi gerektiği bildirilir. Nitekim Kur’an’ın adalet anlayışı kişiye ve gruba göre değişen bir ölçü değildir. Kur’an kültüründe adalet, kişinin kendi aleyhine bile olsa korunması gereken bir ahlâkî ilkedir.

Bu anlayış toplum hayatına yerleştiğinde adalet yalnızca hukuk kurumlarının görevi olmaktan çıkar; bireyin kendi davranışlarından başlayan bir ahlâk hâline gelir.

6. Kur’an İlim ve Tefekkür Şuurunu Besler

İlk vahyin:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” emriyle başlaması son derece anlamlıdır. Alak sûresinin ilk beş âyeti okumayı, kalemi ve insanın bilmediğini öğrenmesini zikreder. Kur’an ayrıca: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diye sorar. Böylece Kur’an insanı cehalete değil; okumaya, öğrenmeye, akletmeye ve tefekkür etmeye yönelten bir zihniyet meydana getirir. Zira Kur’an kültüründe ilim, yalnızca dünyevî fayda sağlayan bilgi değil; hakikati tanımaya ve insanın sorumluluğunu kavramaya hizmet eden bir değer olarak görülür.

7. Kur’an Aile Hayatını Sevgi, Merhamet ve Sorumluluk Üzerine Kurar

Kur’an’ın oluşturduğu hayat anlayışı aileyi de şekillendirir. İsrâ sûresinde Allah’a kulluk emrinin hemen ardından anne babaya iyilik emredilir:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti.” Rûm sûresinde ise eşler arasındaki sevgi ve merhamet Allah’ın âyetlerinden biri olarak zikredilir:

“Aranıza sevgi ve merhamet koyması da O’nun delillerindendir.”

Bu nedenle Kur’an’ın aile anlayışı yalnızca biyolojik veya hukukî bir birlik değildir. Merhamet, sorumluluk, sadakat, anne babaya hürmet ve eşler arasındaki sevgi aile hayatının temel ahlâkî unsurlarıdır.

Kur’an’ın aileye ilişkin hükümleri böylece yalnızca hukuk düzenlemeleri değil, aynı zamanda bir aile ahlâkının temelini oluşturur.

8. Kur’an Uhuvvet ve Toplumsal Dayanışma Meydana Getirir

Kur’an insanı yalnızca bireysel bir varlık olarak ele almaz. Onu aile, akrabalık, kardeşlik ve toplum ilişkileri içerisinde sorumluluk taşıyan bir varlık olarak değerlendirir.

Hucurât sûresinde: “Müminler ancak kardeştirler.” buyurulur ve hemen ardından kardeşlerin arasının düzeltilmesi emredilir. Hadis-i şeriflerde de müminlerin birbirlerine karşı merhamet ve dayanışmaları bir bedenin organlarına benzetilir.

Bu anlayış, imanın sosyal sorumluluk doğurduğunu gösterir.

Dolayısıyla Kur’an kültürünün toplumsal boyutunda uhuvvet, yardımlaşma, sulh, dayanışma ve kardeşlik sorumluluğu önemli bir yer tutar.

9. Kur’an İnfak ve Merhamet Kültürünü Besler

Kur’an’ın sosyal ahlâkının temel unsurlarından biri infaktır.

Âl-i İmrân sûresinde:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” buyurulur.

İnsan sûresinde ise ihtiyaç sahiplerine yemek yediren kimselerin bunu Allah rızası için yaptıkları anlatılır.

Bu anlayış, malı yalnızca bireysel bir birikim aracı olarak görmeyen bir ahlâk meydana getirir. İnsan sahip olduğu imkânlarla başkalarına karşı sorumluluk taşır. Böylece yardım yalnızca ekonomik bir işlem olmaktan çıkar; merhamet, fedakârlık, infak ve Allah rızasını gözetme ahlâkına dönüşür. Bu değerlerin toplumda sürekli yaşanması, dayanışma ve sosyal yardım kurumlarının gelişmesine uygun bir ahlâkî zemin meydana getirebilir.

Ancak tarihî vakıf veya sosyal yardım kurumlarının bütün ayrıntılarını doğrudan Kur’an’a bağlamak doğru değildir. Bu kurumlar Kur’an, Sünnet, fıkıh ve tarihî tecrübenin birlikte şekillendirdiği yapılardır.

10. Kur’an Ölçü ve İsraftan Kaçınma Şuuru Kazandırır

Kur’an insanın maddî hayatını da ölçüsüzlüğe bırakmaz.

A‘râf sûresinde:

“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyurulur. Âyetin doğrudan bağlamı yeme, içme ve giyimle ilgilidir. Bununla birlikte israfın yasaklanması, insanın nimetlerle ilişkisinde ölçülü olması gerektiğini ortaya koyar. Kur’an’ın ölçü anlayışı, nimeti küçümsemeyi değil; nimetin farkında olmayı, şükretmeyi ve onu israf etmemeyi gerektirir.

Bu bakımdan Kur’an’ın ölçü anlayışı, İslâmî ahlâkta gelişen iktisat, kanaat ve şükür anlayışlarıyla da ilişkilendirilebilir.

11. Kur’an’ın Hidayeti Ferdî Hayattan Kültüre Uzanan Bir Tesir Meydana Getirir

Buraya kadar ele alınan esaslar birbirinden bağımsız kültür unsurları değildir. Bunlar aynı hidayet kaynağının farklı insanî ve toplumsal sonuçlarıdır.

Kur’an:

  • imanı güçlendirir;
  • tevhid şuurunu yerleştirir;
  • nazarı ve tefekkürü dönüştürür;
  • hayatın gayesini belirler;
  • ahlâkı güzelleştirir;
  • adaleti yerleştirir;
  • ilim ve düşünme şuurunu besler;
  • aile sorumluluğunu güçlendirir;
  • uhuvveti ve dayanışmayı geliştirir;
  • infak ve merhameti teşvik eder;
  • ölçü ve sorumluluk bilinci kazandırır.

Bu değerler insanın şahsiyetinde yaşandığında ferdî bir dönüşüm meydana gelir. Ailede yaşandığında aile ahlâkına dönüşür. Toplumda yaygınlaştığında ortak bir değerler sistemi ve hayat anlayışı meydana gelir.

İşte “Kur’an kültürü” kavramı bu noktada anlam kazanır.

Dipnotlar

  1. Kur’an, Bakara 2/185. Kur’an’ın insanlar için hidayet rehberi oluşu.
  2. Kur’an, İsrâ 17/9. Kur’an’ın insanları en doğru yola götürmesi.
  3. Kur’an, Âl-i İmrân 3/138. Kur’an’ın insanlar için açıklama, takvâ sahipleri için hidayet ve öğüt oluşu.
  4. Said Nursî, İşârâtü’l-İ‘câz, “Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır?”, s. 16. Kur’an’ın “içi, bilbedâhe, hâlis hidayet” olarak tarif edilmesi.
  5. Said Nursî, Sözler, Yirmi Beşinci Söz. Kur’an’ın insanlığın mürebbîsi, hakiki mürşidi ve hâdîsi; ayrıca hikmet, şeriat, dua, ubudiyet, emir ve davet, zikir ve fikir kitabı olarak tarif edilmesi.
  6. Kur’an, Âl-i İmrân 3/190-191. Kâinatın yaratılışı üzerinde tefekkür ve Allah’ı zikretme.
  7. Kur’an, Zâriyât 51/56. İnsan ve cinlerin yaratılış gayesinin kulluk olarak bildirilmesi.
  8. Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1. “Ameller niyetlere göredir” hadis-i şerifi.
  9. Kur’an, Nahl 16/90. Adalet, ihsan ve akrabaya iyiliğin emredilmesi.
  10. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 746a. Hz. Âişe’nin Resûlullah’ın ahlâkını “Kur’an” olarak nitelemesi.
  11. Kur’an, Nisâ 4/135; Mâide 5/8. Adaletin kişisel ve grupsal menfaatlerin üzerinde tutulması.
  12. Kur’an, Alak 96/1-5. Okuma, kalem ve öğrenmenin ilk vahiy bağlamındaki yeri.
  13. Kur’an, Zümer 39/9. Bilginin değerine dikkat çekilmesi.
  14. Tirmizî, İlim, 2646. İlim öğrenmeye dair hadis-i şerif.
  15. Kur’an, İsrâ 17/23-24. Allah’a kulluk ile anne babaya iyiliğin birlikte zikredilmesi.
  16. Kur’an, Rûm 30/21. Eşler arasında sevgi ve merhametin Allah’ın âyetlerinden olması.
  17. Kur’an, Hucurât 49/10. Müminlerin kardeşliği ve aralarının düzeltilmesi.
  18. Müslim, Birr ve Sıla, 2586a. Müminlerin karşılıklı merhamet ve dayanışmasının tek bir bedene benzetilmesi.
  19. Kur’an, Âl-i İmrân 3/92. Sevilen şeylerden Allah yolunda harcamak ve bunun birr ile ilişkisi.
  20. Kur’an, İnsan 76/7-10. Yoksula, yetime ve esire iyilik ve Allah rızasının gözetilmesi.
  21. Kur’an, A‘râf 7/31. Yeme ve içmede israftan kaçınma.
  22. Said Nursî, Asâ-yı Mûsâ ve Sikke-i Tasdîk-i Gaybî. Kur’an’ın insanın istikametini ve gayesini hidayet perspektifiyle göstermesine dair açıklamalar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.