Ahirzamanda Gözü Korumanın Önemi

Ahirzamanda harama ulaşmanın kolaylaşması, nazarın muhafazasını daha önemli hâle getirmektedir. Risale-i Nur’da mesele yalnız gözün gördüğü şey olarak değil, nazarın nefis, hayal ve mânevî hayat üzerindeki tesiri bakımından da ele alınır.(1)

Kur’ân-ı Kerîm buyurur: “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nûr, 24/30) Gözün korunması ile iffetin korunmasının birlikte zikredilmesi, nazar ile ahlâkî hayat arasındaki münasebeti gösterir.

1. Nazar Bir Bakıştan Fazlasıdır

Bediüzzaman, temel kavramlar arasında “mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar” ifadelerini zikreder.(2)

Aynı yerde:

“Nazarla niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder.” der.

Buradaki nazar, yalnız gözle görme değil, eşyanın hangi bakış açısıyla değerlendirildiğini de ifade eder.

2. Haram Nazar ve Nefis

Bediüzzaman doğrudan:

“Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme.” der ve devamında “nazar-ı haram”ın nefsânî hevesleri tahrik edebileceğini belirtir.(1)

Bu sebeple gözün muhafazası, nefsin muhafazasının da bir parçasıdır.

3. Bakışı Sürdürmemek

Resûlullah Efendimizden rivayet edilen hadis-i şerifte, bakışın sürdürülmemesi öğütlenir:

“Bir bakışın ardından diğer bakışı sürdürme. İlk bakış senin lehine, ikincisi senin aleyhinedir.”(3)

Buradaki temel ölçü, iradeli ve kasıtlı bakışı devam ettirmemektir.

4. Nazar ve Hayal

Görüntü gözden geçse de zihinde ve hayalde kalabilir. Risale-i Nur’un haram nazar bahsinde hafıza ve hıfz-ı Kur’ân meselesinin de nazara alınması, Bediüzzaman’ın bu meseleyi yalnız dış görünüşle sınırlamadığını gösterir.(1)

Ancak bu açıklama, modern tıbbın genel ve kesin bir hükmü olarak değil, Bediüzzaman’ın ilgili bahisteki değerlendirmesi olarak anlaşılmalıdır.

5. Suretten Mânâya

Risale-i Nur’un nazar terbiyesi yalnız haramdan kaçınmakla sınırlı değildir. Bediüzzaman şöyle der:

“Nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.”(2)

İman nazarı surette takılı kalmaz; suretten mânâya geçer.

6. Mânâ-yı Harfî ile Bakmak

Bediüzzaman:

“Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır.”(2) der.

Böylece göz, yalnız gördüğünü değil, gördüğü şeyin Allah’a bakan mânâsını da okumaya başlar.

7. Nefsin Nazarı ve İman Nazarı

Nefis surette takılabilir; iman nazarı mânâya geçer.

Bir çiçeğin yalnız güzelliğini görmek başka, o güzellikte Sâni-i Hakîm’in sanatını okumak başkadır.

8. Haram Nazardan Kalbi Korumak

Haram nazar, gözle başlayan bir meşguliyetin zihinde ve hayalde devam etmesine sebep olabilir.

Bu sebeple nazarın korunması, kalbin meşguliyetinin korunmasına da hizmet eder.

9. Takvanın Nazardaki Tecellisi

Takva, nefsin her arzusuna tâbi olmamaktır.

Gözün takvası, her gördüğüne bakmamak ve her merakı takip etmemektir.

10. Nazarı Güzelleştirmek

Nazarın terbiyesi iki yönlüdür:

Haramdan kaçınmak ve helâl dairesinde tefekkür etmek.

Böylece göz, yalnız nefsin arzularına açılan bir pencere olmaktan çıkar; ibret, tefekkür ve mârifet vasıtası hâline gelir.(2)

11. Gözden Kalbe, Suretten Mânâya

Bütün bahisler şu noktada birleşir:

Gözün muhafazası takvayı, nazarın terbiyesi iradeyi, mânâ-yı harfî ise tefekkürü güçlendirir.

Ahirzamanın nefsânî tahriklerinin yoğunlaştığı bir ortamda müminin vazifesi, gözünü haramdan sakındırmak, hayalini korumak ve nazarını imanla güzelleştirmektir.

Göz sadece görmek için değil, gördüğünü doğru okumak için de vardır. Nitekim suretten mânâya geçen nazar, gafletten tefekküre açılan bir pencere olur.

Dipnotlar

(1) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, “Dört-Beş Kardeşlerime Ait Birer Kısacık Konuşacağım”, s. 96. Burada “Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme” tavsiyesi ile nazar-ı haram, nefsânî hevesler, hafıza ve hıfz-ı Kur’ân meselesi birlikte ele alınmaktadır.

(2) Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, Mukaddeme, s. 45. “Mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar”; “nazarla niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder”; “nimete bakıldığı zaman Mün’im...” ve kâinata mânâ-yı harfî ile bakma ölçüsü aynı bahiste açıklanmaktadır.

(3) Ebû Dâvûd, Nikâh, 43; Tirmizî, Edeb, 28. Hadis-i şerifin farklı rivayet lafızları bulunmaktadır. Bu nedenle metindeki ifade, yaygın rivayet lafzının Türkçe karşılığı olarak verilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.