Yüzyılımızın yanılgısı

Yüzyılımızın yanılgısı

Hemen her dönemde insanları kendisine boyun eğdiren düşünce sistemleri var olmuş ve bundan sonra da var olmaya devam edecektir.

Mürsel Gündoğdu'nun yazısı

Yüzyılımızın yanılgısı odur ki; Hepimize “sahip olma” duygusunun en büyük erdem ve mutluluk olduğu sanki ilahi bir düstur gibi benimsetilmeye çalışılmaktadır. Bunda da maalesef çok büyük mesafeler alındığına şahit oluyoruz. Bunun doğal bir sonucu olarak da toplumumuzun, bin bir emekle elde edip benimsediğimiz bütün değerlerden hızla uzaklaştığını müşahede ediyoruz.

Bu düşüncenin altında “daha çok şeye sahip olduğumuzda daha mutlu olacağımız” ön kabulü vardır ki yanılgının merkezini bu anlayışa sahip olmak oluşturuyor.

Modern zamanların hâkim anlayışı olan kapitalizm, insanlara sahip olmayı, tüketmeyi ve tüketerek mutlu olmayı öğretmiştir.

Hemen her şeye önce sahip olup sonra da onu hızla tüketme alışkanlığımız buradan kaynaklanıyor.

Sevgiye sahip olmaya kalkıştık, saygıyı da kaybettik.

Evliliğe sahip olmaya yeltendik, aşkı da kaybettik.

“Ben”e sahip olduk, “biz”i kaybettik.

Dünyaya sahip olmaya tamah ettik, bütün insanlığı kaybettik.

Yardımseverlik, iyilik, diğergamlık, hoşgörü, büyüklere saygı, nezaket ve benzeri bütün erdemlerimizi de bu nedenle hızla tüketip kaybetmedik mi?

“Sahip olma”duygusundan önce “olma”yı düşünmediğimiz sürece bu hızlı tüketim devam edecek ve korkarım ki güçlükle elde ettiğimiz bütün kazanımlarımızı ve her şeyimizi bir çırpıda kaybedeceğiz.

Mesela evlilikte; iki yarım elmanın bir araya gelerek bir elma olması yani elma parçalarının birbirini tamamlanması anlayışımız vardı. Şimdiki evliliklerde ise bir yarımın diğerine sahip olma yaklaşımı nedeniyle zaten olmayan bir evlilikten bahsedebiliriz ki günümüzde boşanmaların hızla artmasının sebebi de böyle bir yaklaşımdan kaynaklansa gerektir.

Kapitali önceleyen sistem, sahip olma duygusuna her hangi bir fren de koymamıştır. Bu nedenle bir şeye sahip olmayı başaran her şeye sahip olmayı hayal etmeye başlıyor.

Oysa sahip olmanın sonu yok ki…

Dinimiz, zenginlerin mallarında yetimin, fakirin ve yoksulun hakkı olduğunu belirterek sahip olma duygusunu “olma” yönünde frenlemeye çalışmıştır.

Kadim edebiyatımız aşka ve sevgiye sahip olunmaması gerektiği aksine aşk ve sevgiyle var olunacağının eşsiz örnekleriyle doludur.

Birilerinin toplumuzun kulaklarına “sahip olma” cinnetinden sıyrılarak epey zamandır kaybettiğimiz “olma” duygusunu fısıldamasının zamanı geldi de geçiyor.

Daha çok şeye sahip olmak istedikçe kendimizden ne kadar çok uzaklaşıyor ve cinnetin merkezine kayıyoruz oysa.

Derin bir dostluk özlemi azdırır yaralarımı
Sevinçlerim üşür ve yalnızlıklarım
Döşüme saplanan bir oktur.

Mesai vakitlerinde kaybettim turnalarımı
Saatler gün eskitmeye kurulur insanlar dost
Zamane insanları daha çok tüketmek için yorulur
Boylu boyunca caddeler üzerine
Semt pazarları kurulur.

Onca kalabalık arasında
Dağ gibi büyür de yalnızlığım
Kalbime asma bir kilit vurulur.

Rotahaber