1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Yusuf Kaplan: Kur'an'ın dilindeki üçlü yapıyı hayata geçiren Said Nursi'dir
Yusuf Kaplan: Kur'an'ın dilindeki üçlü yapıyı hayata geçiren Said Nursi'dir

Yusuf Kaplan: Kur'an'ın dilindeki üçlü yapıyı hayata geçiren Said Nursi'dir

Bediüzzaman, İslâmi düşünce geleneği ve tasavvuftan besleniyor...

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Fikir Atölyesi'nde konuşan Gazeteci Yusuf Kaplan, "Bediüzzaman, İslâmi düşünce geleneği ve tasavvuftan besleniyor. Üçlü mekanizmaları da Mesnevi-i Nuriye kitabında işliyor" dedi.

Kişi, Kur'an'ı hayatı haline getirerek tabiata müdahalede bulunabilir

Esenler Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü'nün düzenlediği “Fikir Atölyesi” programı Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleşti. Gazeteci Yusuf Kaplan programda Kur'an'ın dili ve sünnetin insan hayatındaki yeri üzerine konuştu. Kur'an-ı Kerim'in dilinin bütün varlığı kuşatan bir dil olduğunu söyleyen Kaplan, "Kişi, Kur'an'ı hayatı haline getirerek tabiata müdahalede bulunabilir" dedi.

Kur'an'ın dilindeki üçlü yapıyı hayata geçiren Said Nursi'dir

Kur'an-ı Kerim'in dilinde en az üçlü yapı ve katlarının bulunduğunu ve bu üçlü yapının katları meselesini metinlerinde hayata geçiren bir kişi olduğunu söyleyen Kaplan, "Çağımızda bunu hayata geçiren ve metinleri ete kemiğe büründüren kişi Said Nursi'dir. Bediüzzaman, İslâmi düşünce geleneği ve tasavvuftan besleniyor. Üçlü mekanizmaları da Mesnevi-i Nuriye kitabında işliyor. Orda üç kişiden bahseder; eski Said, yeni Said ve gelecekteki Said. İşte bu üçlü yapının katmanlarına güzel bir örnektir" diye konuştu.

Müslümanız diyoruz ama Müslümanın yapmaması gereken şeyleri yapıyoruz

Sünnetin iki boyutu olduğundan bahseden Kaplan, sünnetin bir şekil olduğunu; fakat o şeklin özümsenerek sîret haline getirilmesi gerektiğini ifade ederek şunları aktardı:

"Sadece ruhani olana ilişkin bilgilenme çabası cismani olan olmadan gerçekleşmez çünkü ruhani olan kendisini mülk aleminde tecelli ettiriyor. Eğer öyle olmamış olsaydı 'La ilahe illallah', derdik ve biterdi ama 'Muhammedün resulullah' olmak zorunda. Böyle olduğu zaman ubudiyet boyutunun ne anlam ifade ettiğini anlarız. Hz. Muhammed (s.a.v.) önce kul, ondan sonra resuldür. Hakikat ve kulluk meselesi, resullük meselesine şöyle bakabiliriz; hakikat surette tezahür eder, sîrette tahakküm eder. Yani sünnetin iki boyutundan bahsetmiş oluyoruz böylece. Sünnet bir şekil ama o şeklin özümsenerek sîret haline gelmesi gerekir yani suret yetmez, suretin sîrete dönüşmesi lâzım. Hakikat sîrete dönüşmediği sürece, özümüz ve kişiliğimiz haline gelmediği sürece bizde tahakküm etmez. Zaten yaşadığımız belalar bundan kaynaklanıyor. Müslümanız diyoruz ama Müslümanın yapmaması gereken şeyleri yapıyoruz."

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum