Yâ Vehhâb! Bir nimetin zevaliyle rahmetinden ümidimizi kesmekten bizleri muhafaza eyle
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey fânîleri yenileyerek yeniden nimetlendiren Yâ Muîd! Bize giden nimetlerin arkasındaki dönüş ve yenilenme hakikatini göster.
Ey her şeyi yoktan var eden ve her varlığa uygun sûreti veren Yâ Bârî! Bir meyvenin arkasında yalnız o meyveyi değil, onu meydana getiren hikmetli yaratılışı görmeyi nasip eyle.
Ey nimetleri ardı ardına lütfeden Yâ Vehhâb! Bir nimetin zevaliyle rahmetinden ümidimizi kesmekten bizleri muhafaza eyle.
Ey fânî olanların yerine misallerini getiren Yâ Muîd! Gidenlerin ardından yalnız teessüf eden değil, yenilenen nimetlerini şükürle karşılayan kullarından eyle.
Ey kullarına karşı çok şefkatli ve merhametli olan Yâ Rauf! Kalbimizin fânî nimetlere bağlanmasından doğan ayrılık acılarını rahmetinin tecellilerini göstererek hafiflet.
Ey kullarını seven ve onların gönüllerine ünsiyet veren Yâ Vedûd! Bizi nimetlerin kendisinden ziyade nimetleri ihsan eden Zât-ı Akdes'e bağla.
Ey bütün fânîlerin üzerinde mutlak yüceliği ve hükümranlığı bulunan Yâ Müteâlî! Bize fânî olanın arkasındaki Bâkî olanı, zevalin arkasındaki tecdidi, ayrılığın arkasındaki kavuşma ümidini göster.
Ey varlığı devam eden ve bütün bekaların gerçek sahibi Yâ Bâkî! Fânî nimetlerin zevalinden doğan hüznümüzü, Senin rahmetinin ve lütfunun devam ettiğini bilmenin huzuruna çevir.
Ey bütün nimetleri hikmetle yenileyen Yâ Hakîm! Bize her zevalin içinde yeni bir hikmet, her ayrılığın içinde yeni bir tecelli ve her yenilenmenin içinde yeni bir marifet kapısı aç.
Ey nimetleri vererek şükre vesile kılan Yâ Şekûr! Bize verdiğin nimetlerin zevaline değil, onların bize kazandırdığı şükre ve mârifete bakmayı nasip eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
وَإِذَا عُرِفَتْ شَجَرَتُهَا وَشُوهِدَتْ، يَزُولُ الْأَلَمُ فِي زَوَالِهَا لِبَقَاءِ شَجَرَتِهَا الْحَاضِرَةِ، وَتَبْدِيلِ الثَّمَرَةِ الْفَانِيَةِ بِأَمْثَالِهَا.
“O meyvenin ağacı bilinir ve görülürse, meyvenin yok olmasıyla duyulan elem ortadan kalkar. Çünkü onun ağacı mevcut ve devam etmektedir; ayrıca fânî olan meyvenin yerine onun benzerleri getirilmektedir.”
Burada önceki cümlenin:
فَتَزُولُ بِأَكْلِهَا، وَتُورِثُ تَأَسُّفًا عَلَى فَقْدِهَا
“Yenilmekle ortadan kalkar ve kaybedilmesi teessüf bırakır.”
şeklindeki meyvenin zevali teessüf zincirine bir çözüm getiriliyor.
Buradaki anahtar nokta:
شَجَرَتُهَا وَشُوهِدَتْ “Onun ağacı bilinir ve görülürse...” Yani mesele artık meyvenin kendisine değil, meyveyi meydana getiren ağaca ve o ağacın devamlılığına bakmaktır.
“Meyve”den “ağaç”a geçiş
Bir meyveyi sadece kendi başına düşünürsek:
meyve → lezzet → yenilme → zeval → teessüf
şeklinde bir süreç ortaya çıkar.
Fakat meyvenin ağacını görürsek:
meyve → ağaç → devamlılık → yeni meyveler → nimetlerin yenilenmesi şeklinde başka bir anlam ortaya çıkar. Dolayısıyla iman, insanın bakışını neticeden kaynağa, tek nimetten nimetlendirme sistemine çeviriyor. Bu, Risale-i Nur'daki önemli bir tefekkür prensibidir:
Nimetten Mün'im-i Hakikî'ye geçmek.Bir elmayı yalnızca elma olarak görmek başka şeydir; onun arkasında:
ağacı, toprağı, güneşi, yağmuru,
havayı, mevsimleri, insanın ihtiyacını, lezzet ve rızık hikmetini görmek ise bambaşka bir tefekkür seviyesidir.
“شَجَرَتُهَا” — Nimetin ağacı
Buradaki “ağaç”, sadece fizikî ağaç olarak anlaşılmamalıdır.
Cümlenin tefekkür boyutunda ağaç, nimetin devamlılığını sağlayan ilâhî düzenin bir misali hâline geliyor. Bir meyve fânîdir.
Fakat meyveyi veren ağaç devam eder. Hatta ağaç da fânîdir; fakat ağacı meydana getiren ilâhî kudret, hikmet ve rahmet devam etmektedir.
Burada bakış şöyle derinleşiyor:
Meyve fânîdir; fakat meyveyi veren sistem bâkî bir kudretin tasarrufundadır. Bu nedenle mümin, bir nimetin elinden çıkmasıyla tamamen mahrum olmuş olmaz. Çünkü nimetin kaynağını ve devam eden ilâhî tasarrufu görür.
“يَزُولُ الْأَلَمُ فِي زَوَالِهَا”
Buradaki çok ince nokta şudur:
Meyvenin kendisi yine zeval buluyor. İman, fizikî olarak meyvenin yok oluşunu engellemiyor.Fakat zevalin kalpte meydana getirdiği “artık tamamen bitti, bir daha gelmeyecek” anlayışını ortadan kaldırıyor. Yani, Fizikî zeval devam ediyor; fakat mânevî kayıp duygusu azalıyor.
Çünkü mümin şöyle düşünüyor:
“Bu meyve gitti; fakat onu veren ağaç duruyor. Ağaç da gitse, onu meydana getiren Rahmet ve Kudret devam ediyor. Öyleyse bu nimet tamamen yokluğa gitmiş değildir.”
Bu, zevali yok etmek değil, zevalin mânâsını değiştirmektir.
“لِبَقَاءِ شَجَرَتِهَا الْحَاضِرَةِ”
“Ağacının mevcut ve devam ediyor olması sebebiyle...”
Burada beka fikri öne çıkıyor.
İnsan neden ayrılıklardan ve kayıplardan üzülüyor?
Çünkü kalbinde devamlılık arzusu var. İnsan sadece lezzeti istemiyor; lezzetin devamını istiyor. Sadece nimeti istemiyor; nimetin beka bulmasını istiyor.
Bu ise insan fıtratındaki çok önemli bir hakikate işaret ediyor:
Fânî olan şeyler insanın ebediyet arzusunu tam olarak tatmin edemez. Bu nedenle iman, fânî nimetin arkasında Bâkî olan Allah'ın rahmetini gösterir.
“وَتَبْدِيلِ الثَّمَرَةِ الْفَانِيَةِ بِأَمْثَالِهَا”
Burada çok güzel bir kavram daha geliyor: “Fânî meyvenin misalleriyle değiştirilmesi.”
Bir meyve gidiyor. Fakat başka bir meyve geliyor. Bir bahar gidiyor. Başka bir bahar geliyor.
Bir nesil gidiyor. Başka bir nesil geliyor. Bir nimet şekil değiştiriyor. Başka bir nimet ortaya çıkıyor. Dolayısıyla kâinatta zeval ile tecdid birlikte yürüyor.
???? Nimetin devamlılığı
وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ “Sizde bulunan her nimet Allah'tandır.”
Nahl, 16/53
Meyveyi gördüğümüzde sadece meyveyi değil, nimetin sahibini görmemiz gerekir.
???? Fânî olanın karşısında Bâkî olan
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
“Yeryüzünde bulunan herkes fânîdir. Celâl ve ikram sahibi Rabbinin Zâtı ise bâkîdir.”
Rahmân, 55/26-27
Bu âyet, cümlenin temelindeki fenâ–bekā dengesini çok açık biçimde gösterir.
Hazırlayan: Nuran Şahin
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.