Yâ Rahîm! Bizi belâları defedilen, hayırları celbedilen kullarından eyle
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey bütün karanlıkları nuruyla gideren Yâ Nûr! Ey kullarına hayır yollarını açan Yâ Fettâh! Ey her nimeti hikmet ve rahmetle veren Yâ Vehhâb, Yâ Kerîm!
Sana hamdolsun ki iman nuruyla yalnızca belâların karanlığından kurtulmayı değil, nimetlerin ve hayırların hakikatini görmeyi de bize nasip ediyorsun.
Yâ Rahmân! Bize gelen nimetleri sıradan şeyler olarak görme gafletinden bizi kurtar. Her nimetin ardında Senin rahmetini, her rızkın ardında Rezzâk ismini, her şifada Şâfî ismini, her güzellikte Cemîl ismini, her hikmette Hakîm ismini okuyabilmeyi nasip et.
Yâ Rezzâk! Rızıklarımızı bereketlendir. Yâ Kerîm! İhsanlarını tanıyabilen kalpler ver. Yâ Şekûr! Bize verilen nimetleri fark edip şükredebilmeyi de ayrıca bir nimet olarak bize ihsan eyle. Yâ Hamîd! Her nimeti hamdimize, her hamdi marifetimize, her marifeti muhabbetimize ve her muhabbeti kulluğumuza vesile kıl.
Yâ Hakîm! Dünyadaki geçici menfaatleri ebedî menfaatlerin önüne geçirmemize izin verme. Bize nimetin yalnızca maddî faydasını değil, Senin rızana ulaştıran mânevî faydasını da göster.
Yâ Hâdî! Geçmişimizden ibret, bugünümüzden şükür, geleceğimizden ümit, ölümümüzden bekā ve bütün hayatımızdan ubudiyet menfaati çıkarabilmeyi nasip et.
Yâ Rahîm! Bizi belâları defedilen, hayırları celbedilen ve her iki hâli de Senin rahmetin içinde okuyabilen kullarından eyle. İmanımızı altı cihetimizi aydınlatan bir nur ve bütün hayatımızdaki nimetleri bize tanıtan bir anahtar kıl. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
كَذٰلِكَ أَنَّ الْإِيمَانَ لِتَنْوِيرِهِ لِلْجِهَاتِ السِّتِّ نِعْمَةٌ عَظِيمَةٌ أُخْرَى مِنْ جِهَةِ جَلْبِ الْمَنَافِعِ ...
Türkçe Meal
“Aynı şekilde iman, altı ciheti nurlandırması sebebiyle, menfaatleri celbetme yönünden de başka büyük bir nimettir...”
Burada iki ifade özellikle dikkat çekiyor:
نِعْمَةٌ عَظِيمَةٌ أُخْرَى “başka bir büyük nimet” ve
جَلْبِ الْمَنَافِعِ “menfaatleri celbetmek, faydaları kendine çekmek.”
cümlenin çok güzel bir iki kutuplu yapısı ortaya çıkıyor:
İman → belâları defeder + menfaatleri celbeder. Yani iman:
zararı uzaklaştırma ve
faydayı yaklaştırma yönleriyle iki taraflı bir nimet olarak anlatılıyor.
Kur’ân:
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver.”
Bakara, 2/201 Bu âyet, “menfaat” kavramını dar bir maddî kazanca indirmememiz gerektiğini gösterir. Mümin dünya hayatındaki hayrı, kalbin huzurunu, helâl rızkı, güzel ahlâkı, âhiret saadetini
aynı bütünün içinde düşünür.
Dolayısıyla:
جَلْبِ الْمَنَافِعِ ifadesinin ufku hem dünyevî hem uhrevî faydaları içine alabilecek genişliktedir.
Kur’ân:
وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ
“Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olursa Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” Talâk, 65/2–3
Burada iman ve takvânın insanın hayatında çıkış yolları ve rızık kapıları meydana getirmesi fikri görülür. Fakat bunu mekanik bir “iman edersem her istediğim maddî olarak gerçekleşir” şeklinde anlamamak gerekir. Asıl nokta
Allah'a güvenen insanın hayatı, ümitsizlik ve çaresizlik içinde kapanmış bir alan olmaktan çıkar. Bu da başlı başına büyük bir menfaattir.
Bu cümle, Risale-i Nur'un imanın dünya hayatındaki faydalarını ele aldığı birçok bahisle örtüşüyor. Özellikle Yirmi Üçüncü Söz, iman ile insanın hayatındaki anlam, huzur ve saadet arasındaki ilişki açısından önemlidir. Bediüzzaman'ın: “İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş.” ifadesi burada yeniden karşımıza çıkar.
Çünkü misafir olduğunu bilen insan, dünyadaki nimetleri:
sahipsiz ve amaçsız tüketim nesneleri olarak değil, ikram ve vazife vesileleri olarak görür.
Bu bakış, nimetin kendisini de büyütür. İman ve saadet
Risale-i Nur'un iman merkezli düşüncesinde temel meselelerden biri şudur. İman, insanın sadece âhiretini değil, dünya hayatını da anlamlandırır.
Çünkü iman: “İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş.” nazarıyla hayatı bir vazife alanına dönüştürür. Böylece: dünya → imtihan
nimet → ikram
hayat → vazife
ölüm → intikal
insan → memur/misafir
şeklinde yeni bir anlam sistemi oluşur.
Hazırlayan: Nuran Şahin
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.