Terörle yapamadıklarını ahlaksızlıkla yapacaklar
Diyarbakır'da güzellik yarışması gelen tepkiler üzerine iptal edildi
Risale Haber-Haber Merkezi
Diyarbakır'da güzellik yarışması gelen tepkiler üzerine iptal edildi. Önceki gün akşam saatlerinde iptal edilen yarışmaya en sert tepkilerden birini Bugün Gazetesi yazarı Hüseyin Yılmaz verdi. Yarışmanın iptalinden önce yazdığı yazısında "ahlaksızlaştırmaya" dikkat çeken Yılmaz, 1932'de dünya kraliçesi seçiminin perde arkasına da dikkat çekti.
Bediüzzaman Hazretlerine Tesettür Risalesi bahane edilerek verilen cezayı da hatırlatan Yılmaz'ın yazısı şöyle:
Keriman Halis Ece: 1932 Türkiye ve Dünya “güzellik” kraliçesi...
99 yaşında vefat ettiğinde bütün şöhretini borçlu olduğu tescilli güzelliğinden eser kalmamıştı... Her fâniyi kemiren zamanın dişlerine Neriman Hanımın güzelliği de çok erken teslim olmuş, geride zamanın posası kalmıştır...
Keriman Halis’in başından beri çok tartışılan, güzel olup olmadığı mevzuuyle, bunca yıl aradan sonra meşgul olacak değiliz. Üzerinde durmak istediğimiz husus: “Güzellik yarışmaları”na vücud veren maksad ve zihniyet...
Halis’in oylama yapılmaksızın dünya güzeli ilân edilmesinin aslî sâiki, yarışmayı tâkib imkânı bulan bir şâhidin hâtıralarıyla ortaya dökülür. İşte Halid Turhan Bey’in şahâdeti, dinliyoruz:
“1932 yılında Cumhuriyet gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Halis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika'nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. 1913 yılında doğan Keriman Halis, bu yarışmaya Türkiye'yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kişilerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünde kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip, puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek :
“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa'nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile, pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil... Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslami yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa'nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa'da oynanan dansa müdahalede bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa'nın zaferi için kaldıracağız."
Turhan bütün bunları cidden yaşayıp kulaklarıyla duydu mu, bilmiyoruz... Ama bu neyi değiştirir ki?.. Kadını dişi bir meta derekesine düşürüp onun üzerinden kendisine hükümrânlık sahası açan tefessüh etmiş mimsiz Batı medeniyeti için bu hakikat derin bir sır değil, apaçık orta yerde sırıtan bir vakâdır.
Ece soy ismiyle mükâfatlandırılan Keriman Halis vakâsının sıcaklığında 1935’de Eskişehir Mahkemesine çıkarılan Üstad ve talebelerinin bır kısmına verilen bir yıllık cezanın sebebi, Müslüman Anadolu kadınını soyarak milletimizi ahlâksızlaştırmaya azmetmiş bir mihrâka Tesettür Risâlesi ile verdiği sarsılmaz karşı mücâdeledir...
Sözü Üstad’a bırakalım:
“Eskişehir Mahkemesi, tesettür-ü nisâ hakkında bir küçük risalenin birtek meselesini, belki bu gelen cümleyi, ‘Mesmuatıma göre, merkez-i hükûmette bir kundura boyacısı, çarşı içinde bir büyük adamın yarım çıplak karısına sarkıntılık edip o acip edepsizliği yapması tesettür aleyhinde olanın hayâsız yüzüne şamar vuruyor’ diye eskiden yazılmış cümle sebebiyle, bir sene bana ve yüz yirmi adamdan on beş arkadaşıma altışar ay ceza verdiler.”
Açık saçıklığın gizli ve derin mihraklarca teşvik ve telkin edildiği bu zeminlerde Belçika’nın Spa şehrinde “Dünya Güzeli” zaferine imza atan Keriman Halis’i M. Kemal şu resmî beyanla necip Türk milletine müjdeler:
"Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat Keriman Ece, hepimiz işittiğimiz gibi söylemiştir ki, o, bütün Türk kızlarının en güzeli olduğu iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır. Türk milleti, bu güzel çocuğunu şüphesiz samimiyetle tebrik eder. Cumhuriyet gazetesi bu meselede Türk ırkının diğer dünya milletleri içinde mümtaz olan asil güzelliğini göstermek teşebbüsünü takip etmiş ve bunu dünya nazarında muvaffakiyetle intaç eylemiştir. Ondan dolayı bittabi bu vesile ile de takdir ve tebriklerimize hak kazanmıştır. Arzusunu da ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin Dünya Güzeli intihap edilmiş olmasını çok tabiî buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu da tahattur ettirmeyi lüzumlu görürüm: Müftehir olduğumuz tabiî güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün mütemadi tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır."
Büyük Türk koşusunun başladığı bu yıllarda Türk ırkının bedenen de dünya birincisi olduğuna yapılan tahşidâtı medar-ı bahs etmekten sarfı nazarla asıl mevzua dönelim!
Bir yıl önce bu fânî dünyadan göçüp giden Keriman Halis Ece’nin açtığı bu kapıdan sahneye geçiş yapmamızın sebebi 7 Nisanda Diyarbakır’da yapılacağı müjdelenen “Dünya Medeniyetler Kraliçesi” yarışması...
Ahlâksızlaştırmanın taşeronluğunda hep gönüllü olmuş medyanın verdiği haberlere göre yarışmaya çok büyük bir ilgi var. Üstelik Türkiye yarışmaya iki genç kızla iştirak ediyor: Biri Türk, diğeri de Diyarbakırlı... Yani: Kürt...
Muhtemeldir ki, bir ilk daha yaşanacak ve “Ankara Türkleri dinsizleştiriyor, biz kendimizi kurtaralım!” deyip kıyam eden Şeyh Said’in îdâm edildiği Diyarbakır’da neredeyse bir asır sonra bir Kürt kızı “Dünya Medeniyetler Güzeli” seçilecek!.. Daha da şaşırtıcı olan Türk ve Kürtlerin barışma zeminine destek vermek jestiyle Türk kızımızı da birlikte kraliçe ilan etmeleri olur. Yani bir taşla iki kuş vurmuş olacağız; bir yerine iki kraliçe!..
Cumhuriyet devrinin idâreleri bir zamanlar Marksist öğretmenini, rüşvetçi memurunu bu bölgelere sürgün olarak göndermiş ve Marksistleşen bu zeminde PKK boy atmıştı; şimdilerde elini sıktığımız PKK... Anlaşılan kâfi görmüyor olacaklar ki, bütün tertip ve darbelere rağmen bölgenin hâlâ çok kuvvetli olan dinî hayatını genç kızların çıplak bacakları ile de hançerlemek istiyorlar... Yazık, yazık; binler kere yazık!..
