Şifre: Devlet Eğitim Sistemi

Şifre: Devlet Eğitim Sistemi

YGS sonrası atılan iddialar farklı sınavlarda da ortaya atılabilir.

Ufuk Çoşkun'un Yazısı;

Alınan geçici önlemler sorunu çözmeyecek ve benzer tartışmaları yapmaya devam edeceğiz. Asıl durum, bu türden hadiseler karşısında suçlu bulmak yerine eğitimin köklü sorunlarıyla yüzleşmek çeşitli alternatif eğitim modelleri üzerine proje üretmektir.

Türkiye, KPSS sınavında yaşanan kopya skandalın ardından bu seferde son Üniversiteye Giriş Sınavı'nda (YGS) 'şifreleme' yapıldığı iddialarıyla çalkalanıyor. Öğrencilerden, velilere, sivil toplum örgütlerinden medyaya varıncaya kadar herkes bu iddiaların aydınlatılmasını talep ediyor. Neticede bu sorunda bir şekilde çözülecek ve gerekli hukuki işlemler yapılarak varsa mağduriyetler giderilecektir. Ancak Türkiye'nin sınavlara endeksli ve devlet tekilinde işlev gören eğitim sistemi ve bu sistemin öğrenciler üzerinde oluşturduğu çeşitli olumsuz faktörler bundan sonrada devam edecektir. Son günlerde bu şifreleme iddialarını gündeme taşıyanların bir kısmı eğitim, devlet, toplum ilişkileri çerçevesinde yoğunlaşarak asıl soruna dönük ciddi eleştiriler getireceklerine daha çok şifrelerinin ardında AK Partinin ya da cemaatin olabileceğini düşünerek bu uğurda çeşitli deliller toplamayı tercih ediyorlar. Kuşkusuz bu türden iddialar muhakkak aydınlatılmalı ve gereği de yapılmalıdır. Ne var ki ortada yıllardır bu ülkenin çocuklarını her bakımdan mağdur eden bir eğitim politikası da varlığını devam ettirmektedir.

DÜŞÜK MALİYETLE ÜST DÜZEY BAĞLILIK

Türkiye'de eğitim, anayasanın 42. maddesi gereğince devletin denetiminde ve gözetiminde yapılır. Aynı zamanda zorunlu ve parasızdır. Eğitimin devlet kontrolünde üretilmesinin, finanse edilmesinin dolayısıyla parasız oluşunun kamu yararına olduğu yönünde yaygın bir kanaat vardır. Diğer taraftan devletin tek merkezden parasız eğitim hizmeti üretmesiyle verimlilik ve kalite bakımından bir doğru orantı olduğu savı da sık sık ileri sürülen argümanlardan birisidir. Oysa yapılan birçok araştırma bizi bu savlar hakkında kuşku duymamıza neden olmaktadır. Çünkü müfredat tekeli olmasına rağmen devlet okullarının kalite açısından özel okulların gerisinde olduğu yapılan birçok araştırmayla sabittir. Örneğin 2005 yılında yapılan OKS sınavında en başarılı ilk 50 okul arasında sadece bir tek devlet lisesinin bulunması gibi.(Sabah,07.06.2006) Diğer taraftan gerek CITO'nun 2007, gerekse PISA'nın 2003 yılı kamu ve özel okulların performansını gösteren verilerinde özel okulların devlet okullarına göre daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir.

Nihayetinde devletin eğitime müdahalesini haklı çıkartacak çokta ciddi veriler yok elimizde. Ancak devletin eğitim işlerini tekelinde yürütmesinin bir başka nedeni vardır. John Lott, devletin eğitim hizmetlerini halkı kontrol etmede maliyeti düşüren bir mekanizma olduğunu ifade ederek devletin bir bakıma neden eğitimi tekelinde bulundurduğu konusunda bize bir ipucu verir. Bunun Türkiye'deki anlamı devletin eğitim kurumları kanalıyla resmi ideolojisini bireylere dayatmasıdır. Yani devletin eğitimden hiç kar etmemesine rağmen eğitim hizmetlerini tekelinde tutmasının en önemli nedeni halkı tek bir ideoloji etrafında toplayarak bu sayede kontrol etmek istemesidir. Bugün devlet okullarında okutulan ders kitaplarından, bazı askeri ritüellere dayanan yönetmeliklerine varıncaya kadar birçok uygulama bunun açık bir göstergesidir.

SINAVLAR VE DERSHANELER

Parasız eğitimin daha çok yoksul ailelerin yararına dönük bir hizmet olarak görülmesi de yanıltıcıdır. Çünkü devlet okulları tamamen parasız olmadığı gibi ebeveynler çocuklarının istikbali için devlet okullarının yanı sıra özel kurslar aldırmak durumunda kalıyorlar ve dershanelere yüklü miktarda para ödüyorlar. Bugün çocuklarının geleceği için eğitim satın alan ailelerin büyük bir kısmı dar gelirli ailelerden oluşmaktadır. Çocuklarına yıllık milyarlarca para ödeyip kolejlere gönderemeyen aileler dershanelerden eğitim satın alarak çocuklarına yatırım yapmaktadırlar. Buna mecburlar çünkü arzın artan talebi karşılayacak düzeyde olmaması Türkiye'de özellikle yükseköğretim giriş sınavlarını önemli hale getirmektedir. Dolayısıyla dershanelere yoğun bir talep olmaktadır. Dershanelere duyulan talep, sadece sınavların öneminden kaynaklanmıyor.

SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı)Mart ayında "Özel Dershaneler: Gölge Eğitim Sistemiyle Yüzleşmek" başlıklı sunduğu bir raporda özel dershanelere duyulan talebin önemli bir nedeninin mevcut eğitim sisteminin aksaklıklarından kaynaklandığını ifade etmektedir. Okulların gerek donanım eksiklikleri gerek öğretmen yetersizliği ve gerekse müfredatın sınavda çıkan sorulara dayalı işlenemiyor olmasından ötürü kaynaklanan nedenlerle öğrenci ve aileler, eğitim sistemindeki bu türden aksaklıkları telafi etmek için böyle bir yol izlemektedir deniliyor.

Bugünlerde YGS' deki şifre iddialarını fırsat bilerek birçok yerde eylemler yapılmaktadır. Bu eylemlerin birinde "eğitim parasız olmalıdır" pankartı açan öğrenciler vardı. Oysa yıllardır parasız eğitim gören bu öğrenciler sınav öncesi dershanelere yüklü miktarda paralar ödemek zorunda kalan öğrencilerdi. Artık insanlar parasız, zorunlu ve devlet tekelinde işlev gören bir eğitim sisteminin öğrencileri sınavlara hazırlayamadığı gerçeğiyle yüzleşmeleri gerekmektedir. Bu yüzden eğitimin paralı ve tercihlere açık olması gerekmektedir. En önemlisi de eğitimin devlet tekelinden mümkün olduğunca çıkartılması gerekmektedir.

EĞİTİM PARALI OLMALI MI?

Mevcut devlet eğitim sistemi bilindiği gibi tercihlere kapalıdır dolayısıyla eğitim Türkiye'de bir türlü rekabet ortamı bulamamakta ve tek düze üretilmektedir. Ekonomide serbest piyasa ekonomisini uygulayan ülkemiz söz konusu eğitim olunca devletçi geleneğe bağlı kalmayı tercih etmektedir. Tek merkezden kontrol edilebilir, standart müfredatı ve anlayışıyla tamamen devletin tekelinde bir hizmet olarak dayatılmaktadır. Bugün Türkiye'de bir ailenin çocuğunun geleceği için uygun bulduğu ve tercih edebileceği bir ikinci model ve eğitim sistemi yoktur. Oysa olmalıdır. Müfredat tekeli ortadan kalkmalı ve "serbest eğitim piyasası" oluşturulmalıdır. Devlet eğitim sisteminde rekabet ortamı olamayacağı için kalite artışı da gözlemlenemiyor ancak serbest eğitim piyasasında eğitime dönük farklı tercihler ve modeller olacaktır dolayısıyla bu durum eğitimde rekabet ortamını doğuracağından hem eğitimin piyasadaki maliyetini düşecektir hem de kalite artacaktır. Dar gelirli aileler içinde devlet özel imkânlar tanımalı ve bununla ilgili çok farklı projeler ortaya konulmalıdır. Örneğin bu ailelere özel kredi imkânları tanınabilir ya da gelir düzeyi yüksek ailelerden temin yoluna gidilebilir. Gerekirse dar gelirli ailelerin çocuklarını devlet kendisi sübvanse eder. Neticede bununla ilgili çok farklı projeler devreye sokulabilir.

Sivil ve demokratik bir anayasanın hazırlığını yaptığımız bir dönemde anayasada eğitim sistemiyle ilgili ciddi değişiklikler de yer almalıdır. Üniversitelerin yapısıyla ilgili köklü değişikliklerin yanı sıra mevcut ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarının da yapısı bu süreçte iyi tahlil edilmeli ve bu tekelci eğitim sisteminden mümkün olduğunca vazgeçilmelidir. Eğitim daha çok ebeveynlerin tercihlerine göre şekil bulmalıdır. Bu sav belki Türkiye'deki ailelerin mevcut kültür seviyesinin şimdilik buna hazır olmadığı gerekçesiyle çürütülebilir. Ancak eğitimin temel yapısı ve anlayışı sorgulanarak yapılacak olan reformlarla en az bir kuşak sonrası aileler eğitimle ilgili isabetli tercihlerde bulunabilirler.

EĞİTİMİN TEMEL SORUNLARI

YGS sonrası kasıtlı ya da kasıtsız ortaya atılan iddialar bundan sonra farklı sınavlarda farklı biçimlerde de ortaya atılabilir. Öğrenciler çok farklı yol ve yöntemler geliştirip kopyaya tevessülde edebilirler. Binlerce öğrenci zan altında kalabilir, aileler çocukları için endişe edebilirler. Yine bugünlerde olduğu gibi gündem alt üst olabilir vs. Neticede her seferinde yüzeysel yapılan tartışmalar ve alınan geçici önlemler hiçbir zaman sorunu ciddi manada çözmeyecek ve her yıl benzer tartışmaları yapmaya devam edeceğiz. Asıl üzerinde kafa yorulması gereken durum, bu türden hadiseler karşısında suçlu bulmak yerine eğitimin köklü sorunlarıyla yüzleşmek ve çeşitli alternatif eğitim modelleri üzerine proje üretmektir. Kısacası bu türden tartışmalara mahal vermeyecek şekilde eğitimin temel sorunları üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir.

*Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi
Yeni Şafak