AK Parti ne iyi kalpli bir parti. Dünyada eşi-benzeri yoktur. Yani, düşünsenize, yıllardır anamuhalefet fırkası olarak emdiği sütü burnundan getiren parti CHP. Çeşitli vesayet yöntemleriyle illegal yollardan önünü kesmeye çalışmış ideoloji de kemalizm. Cumhuriyet kurulalıberi müslümanların elinden en çok inlediği yine aynı düzen. Fakat, sen, hepsini unutup yeni geliştiriyor olduğun füzenin üzerine 'Kemal Atatürk' imzası attırıyorsun. Vay arkadaş. Helal olsun. Neye yorulmalı bu? Ben elbette AK Parti'nin iyi kalpliliğine yordum. Yoksa sizin gibi suizan edip saflığına da yorabilirdim. Yok, hayır, "Böyle belini büküne semer vuran çok olur!" gibi tâbirlere de asla gitmeyeceğim. Bence hepiniz yanlış düşünüyorsunuz. AK Parti çok iyi kalpli bir parti. İyi kalbinden böyle yapıyor.
Tabii füzenin ilk fotoğrafları internete düşünce benim gibi bazıları biraz korktular. "Hey gidi korkak Zeki Kamilzade! Niye korkuyorsun? O füze, dosta güven, düşmana korku!" dediğinizi duyar gibiyim. Fakat muhterem kârîlerim, Dersimliler ne dediğimi iyi bilirler, üstüne 'Kemal Atatürk' yazdın mı o füzenin nereye düşeceği çok belli olmaz. Yani, güvenmesi gereken dost kimdir, korkması gereken düşman kimdir, hepsi birbirine karışır. Füze de kendini şaşırır. Neyse ki arka tarafında ecdadın tuğrası varmış. 'Yıldırım Han' yazıyormuş. Umudum o ki, onların teberrüküyle, Mevla Teala bu füzeyi mü'minler hakkında hayırlı eyler. Yeni bir 'Tunceli' daha kaldıramayabilir bu harita. "Sabiha Gökçen çoktan öldü ey akıllım!" diyeceksiniz bu sefer. Lakin Mustafa Kemal'in askeri bitmiyor ki.
Vaktiyle "Sakın Emeviye Camiinin adı da Mustafa Kemal Paşa olmasın!" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Herşeyi yeni baştan dillendirmeye gerek yok. Atlaya atlaya bir miktar alıntı yapayım:
Gözümün nuru Bediüzzaman bir yerde diyor ki: "Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslâmiyetin düşmanı olan tedennîyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir..." Felek elbette ters dönmüyor. Fakat deccal fitnesinin 'cennet görünümünde cehennemleri' ve 'cehennem görünümünde cennetleri' var. Yani cehennemini herkese 'cennet' olarak satıyor. Cennetiyse âleme 'cehennem' gibi gösteriyor. Yakın tarihte yansıması çoktur. Lakin ben bu yazımda, muhterem kârilerim, olayın yalnız bir vechesini parlatmaya çalışacağım. Hem suçu yalnız hristiyanlığa da atmayacağım. Zira bugün sekülerizm her tonuyla kendini medeniyet diye satıyor.
Zeki kardeşinizin 'solcu pişkinliği' dediği birşey var. "Acep nedir?" derseniz, şöyledir: Solcular, bu ülkede, 'yalnız iki taşı üstüste koymak kabilinden olsun' her ne yapılsa, muhalefeti olurlar. Üçüncü bir köprü mü yapacaksınız? Iı-ıh! Solcular kesinlikle karşıdırlar. Yeni havaalanı mı inşa edeceksiniz? Iı-ıh! Solcular kesinlikle beğenmezidirler. Hülasa: Yol olsa böyledirler. Tünel olsa böyledirler. Hastane olsa böyle... Yalnız, Allah var, heykel yapmanıza birşey demezler. (Bir de it beslemenize ses çıkarmıyorlar.) Traştan işlere aşk derecesinde sempatileri vardır. Belki de faydasızlığından ötürüdür. Bilemem. Nihayetinde solcuların kalplerine hâkim değilim.
Fakat kârilerim, esas mevzu bundan ahir başlıyor, çünkü mezkûr 'solcu pişkinliği' meselenin sadece şu yamacına bakmakla görülmüyor. Ya? Yapılmasına şiddetle muhalif oldukları eserler, sağ iktidarlar tarafından, Allah'ın izni ve inayetiyle elbette, vücuda getirildikten kelli bizim solculara bir haller oluyor. Hele bir de o eserler halkın takdirine uğrarsa! Allah Allah! Subhanallah! Solcular birden 'öncesi hiç yaşanmamış gibi' diğer tarafa geçiveriyorlar. Nasıl? Önce eserin övüncüne çökmeye çalışıyorlar. Mesela: "Mustafa Kemal Atatürk sayesinde böyle böyle yapılabildi!" diyorlar. Daha sonra bir de adına çökmeye çabalıyorlar. Diyelim: İstanbul havaalanını, Gezi isyanı gibi hâdiselere rağmen, bitirmeyi başardınız. Çok da başarılı oldu. Hemen solcular ensenizde bitiyor.
"Hayırdır?" diyorsunuz. "Bunun adının derhal Atatürk havaalanı olması lazım!" diye buyuruyorlar. Yahut da diyelim bir köprü yaptınız. Adını da Yavuz Sultan Selim koydunuz. Bin maşaallah. Ama yurdum solcusu böyle olsun istemiyor. Yapılmasına engel olamasa da ismine sahip çıkmak arzu ediyor. Hemen kaşını kaldırıyor. "Ne oldu kardeş?" Dökülmeye başlıyor: "Yavuz Sultan Selim olmaz. Adını Mustafa Kemal Atatürk koyman lazım."
Onun adı Atatürk, bunun adı Atatürk... Artık cep telefonunuza konum girdiğinizde cihaz kafayı yiyor. Belki aynı semtte üç tane Mustafa Kemal Paşa camisi var. Atatürk ilkokulu var. Yaptıranı beşvakit namaz kılsa da mühim değil. İsim hakkı mutlaka solcularda. Övgüler yine mutlaka solculara gitmeli. Sağ iktidarlar çok bahtsız bu hususta. Yaparken yedikleri dayak yetmiyormuş gibi yaptıktan sonra da ellerinde birşey kalmıyor. Siyasal hafızamız da pek zayıf olduğundan birkaç sene sonra sanıyorsunuz ki: O köprüyü, havaalanını, yolu, tüneli, santrali vs. solcular yaptırdılar. Hatta hepsi bizzat Atatürk döneminde yapıldı. Atatürk döneminde kimse açlıktan ölmüyordu. Verem falan yoktu. Herkes Atatürk'e hayrandı. Şapka inkılabı yapıldığında hocalar bile "Yeter takkeyle namaz kıldırdığımız!" diye süratle takmaya koştular. Harf inkılabı yapıldığında Kur'an kurslarında sevinçten kurban kesildi. Hey yavrum. Böyle bir tarih sanrısı var sahiden.
Benim, başta AK Parti olmak üzere, sağ siyasete tavsiyem: Aman kardeşim, aman, hakkınıza sahip çıkın. İblis, mü'minin imanına çökemezse ameline çökermiş, ameline çökemezse niyetini bozarmış. Mücadelenin çok cephesi var. Bu solcular izleyenin dalgınlığında önünden ekranını çekerler. Yürüyenin altından halısını alırlar. Azıcık uyuklayanın koltuğunu uçururlar. Bu işin ceremesini siz çektiniz. Artık bu dakikadan sonra kaymağını solculara yedirmeyin. Zira sizde şöyle bir maraz var: Çabuk affediyorsunuz. Unutuyorsunuz. Kaplan dişlerini saklayınca "Kedidir..." deyip sevmeye kalkıyorsunuz. Yapmayın. Etmeyin. Uyumayın. Dalmayın. Aman! Aman!
Zeki Kamilzade gaza gelmiş gazelhan gibi "Aman, amaaaan!" çekiyor ama elbette siyasiyyunun zerre miskal umurunda olmuyor. Yine mücahid müslümanlar döneminde yapılmış-başarılmış işlerin üzerine 'Atatürk' damgası vuruluyor. Sanki AK Parti, iktidar için, onun kurucusu olduğu partiyle kapışmıyor. Sanki, yeni Türkiye için, onun kurduğu eski Türkiye'yi arkada bırakmaya çabalamıyor. Sanki, onun ismiyle yayılıp memleketi zehirlemiş kemalizmle yıllardır bu iktidar savaşmıyor. Vesayet mücadeleleri yüzünden memleket mahvolmuyor. Sanki... Sanki... Fakat, muhterem kârîlerim, Zeki Kamilzade artık emin oldu. 'Aman, aman'larımız haybeye gittiği gibi 'Sanki, sanki'lerimiz de boşunadır. Atı alan Üsküdar'ı geçmektedir. Tesellimiz ise Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin o hikmet dolu mısralarıdır: "Hak şerleri hayreyler./Zannetme ki gayreyler./Arif anı seyreyler./Mevla görelim neyler./ Neylerse güzel eyler."