Türkiye ateistleri neden adam olmaz?

Zeki KAMİLZÂDE

"Deccal çıktığı vakit umum dünya işitecek olan kaydı, telgraf ve radyo halletmiştir. Kırk günde gezmesini de, merkebi olan şimendifer ve tayyare halletmiştir. Eskiden bu iki kaydı muhal gören mülhidler şimdi âdi görüyorlar."

24. Söz'den.

*

Türkiye ateistleri bir başkadır. 'Bir başkadır' derken yani 'Kafaları daha bir taştır!' demek istiyorum muhterem kârîlerim. Evet. Aynen. Batılı ateistlere arasıra da olsa bir güncelleme gelir. Gözden düşmüş argümanlarını silerler. Yeni argümanlar edinirler. Yenilenirler. Ama Türkiye ateistlerinde böyle şeyler olmaz. Onlar Abdullah Cevdet'in bıraktığı tarlada otlarlar hâlâ. Hani Bediüzzaman Hazretleri bunlar için 'eşekleri dahi eşeklikleri içinde güldürecek derecede akıldan uzak' ifadesini kullanıyor ya. Az bile söylüyor. Beterini demek lazım. Geçenlerde de bunlardan birisi, (ismini 'Deniz Soydan' diye vermiş fakat işleri-güçleri yalan olduğu için insanın ona da inanacağı gelmiyor) sanki ABC'yi yeni söküyor gibi, yüz-ikiyüz sene öncesinin iddialarını tekrarladı. (Hesabının adı: @Atesit_Oglan) Nedir onlar?

Tivitinden nakledelim: "Parmaktan su fışkırdığını, denizin ikiye bölündüğünü, karıncanın konuştuğunu, kayanın içinden deve çıktığını, Ay'ın ikiye bölündüğünü, kanatlı bir eşekle uzaya çıkıldığını vs. söylüyorsa, biz o dinle dalga geçeriz. Hatta o dalganın üstünde sörf yaparız." Bak hele kanatsıza... İslam'la dalga geçermiş. Bir de o dalgada sörf yaparmış. Vay vay! Görüldüğü üzere, muhterem kârîlerim, bu dengesiz sörfçünün sinizmine merkez ettiği mevzu mucizelerimiz. Yani, Cenab-ı Hakkın peygamberleri aleyhimüsselamı desteklemek için yarattığı, insanı benzerini yapmakta aciz bırakacak hâdiseler. Bunlara inandığımız için güya bizi hor görüyor.

Halbuki böyle bir ateizm belki yüzyıl öncesinin ateizmi idi. Özellikle 'kuantum fiziğiyle' ilgili tartışmalar serrişte olunduktan kelli ateistler de böyle lakırdılara girmez oldular. Neden? Çünkü fiziğin materyalist anlayışta sanıldığı kadar 'esnemez' olmadığına dair emâreler ortaya çıkmaya başladı. 'Çift Yarık Deneyi' vs. gibi şeyler youtubedan dahi kolaylıkla ulaşılabilir bilgiler artık. Işığın hızının aşılabileceği, mekanın bükülebileceği, bir nesnenin birden fazla yerde aynı anda bulunabileceği, geçmişe bugünden etkide bulunabileceği vs. kuantum fiziğiyle ilgili alelade kitaplarda bile karşınıza çıkan bilgiler. Ama dedim ya: Türkiye ateistleri bir başkadır. 'Bir başkadır' derken yani 'Kafaları daha bir taştır!' O taşlıklarının beyanı sadedinde karşımıza yüzyıl öncesinin Newtoncu fizik yaklaşımlarıyla çıkıyorlar. Üstelik Newton'un dahi mistik konulara merakını bilmeden hem de...

Peki bu arkadaşlara mucizeler niye ar geliyor? Zira mucizeler beton kafalarındaki sınırları zorluyor. Hayat bunlara Mustafa Kemal heykeli gibi. Dümdüz. Taş. Değişmez. Onları aşılamaz şeyler sanıyorlar. Hatta yeri-göğü yoktan vareden Allah bile o sınırları aşamaz. Hâşâ! Ancak bu nasipsizlere cidden böyle geliyor. Yani yeri-göğü, evreni-yıldızları, bigbang gibi teorilerle ateist bilimadamlarının dahi bir parça yaklaştığı şekilde, yoktan vareden Yaratıcı, 'Habibim' dediği kulunun ihtiyacı anında parmaklarından su yaratamıyor? Vay vay! Yeri-göğü hiçten yaratmak zor gelmeyen kudretine bir kulunun parmaklarından su yaratmak güç geliyor. Ha? Böyle mi sahi?

Veya yaratışının her aşamasında herşeyi binler katmanlara ayıran, uzayı farklı sema katmanlarına ayıran, galaksileri birbirinden ayıran, o galaksileri sistemlere ayıran, o sistemleri gezegenlere/yıldızlara ayıran, o gezegenler içinde dünyayı farklı katmanlara ayıran, canlılara ayıran, denizlere-karalara ayıran vs. nihayetsiz kudret sahibinin, yine 'Kelîmullah' nâmı ile meşhur mübarek kuluna, düşmanlarının hücumu hengamında, denizi ikiye bölerek yardım etmesini çok görüyorlar. Yahut yine 'Habibim!' dediği peygamberi için Ay'ı iki parça edip tekrar birleştirmesini yakıştıramıyorlar. "Onlara gücü yetti ama bir buna yetemez!" diyorlar. Öyle mi?

Yahut bitkilerin bile birbirleriyle kökleri vasıtasıyla konuştuğunun söylendiği bir bilimsel zeminde, Stefano Manguso'nun Bitki Zekası kitabı tavsiyemizdir, 'karıncanın konuşmasına' akıllarını erdiremiyorlar. Şimdilerde ateist bilimadamlarının bile 'hayvanların iletişimi' konulu çalışmaları ortadayken, 'dil yeteğinin en üstünüyle donatılmış' bir Sultan Peygamberin bunları yapılabilir olmasını kavrayamıyorlar. Vay arkadaş. Öyle mi?

Veyahut yumurtadan kuşu çıkaran, bir avuç toprakta nice canlılar halkeden, bir dalma suda mikroskopla görülen nice nice hayatları yaratan Allah'a 'Taşın içinde deve yaratamaz!' diyorlar. Öyle enteresan bir aptallığa varıyorlar ki, bunlara göre, tesadüf eseri aynı taştan ilk canlı oluşabiliyor, ama herşeyi gücü yeten bir Allah aynı yerden bir canlı çıkaramıyor. Kör tesadüfle oluyor ama herşeyi görür-bilir-işitir Allah'la bu iş olamıyor, öyle mi?

'Kanatlı eşek' bahsini en sona bıraktım. Çünkü bu kanatsızların düşünce dünyasının ne denli fakir olduğuna buradan ayrıca bir dikkat çekmek istiyorum. Biliyorsunuz, Hollywood dünyası, bir anlamda Batı'nın hayal dünyasının aynasıdır. Oradan Batılıların tasavvurları ne düzeye çıkmış ölçebilirsiniz. Ve bu ölçümün yapılabileceği bir vetire de 'bilim kurgu filmleri'dir. Hatta 'fantastik sinema'ya dahil edilen 'daha uçuk yapımlar' da neler neler 'olabilir' görünüyor anlamayı sağlar. Bu başlığın son yıllardaki en sıkı kullanıcısı Marvel'dır.

Marvel filmlerinde boyut mu değiştirilmez? Karadelik mi oluşturulmaz? Paralel evrenlerde mi gezilmez? Işık hızı mı geçilmez? Yapılamayan şey yok gibidir onlarda. Üstelik kendilerince bir zemin de uydururlar buna...

Onlar da ateistlerdir. Yani filmlerinden tanrısızlığın, evrimin, paganlığın vs. dibine vururlar. Ancak onlar dahi bizim Türkiye ateistleri kadar mankafa değillerdir. Yani, sözgelimi, şu peygamber mucizelerini onlara ansanız, bunların 'olmazlığına' değil, 'nasıl olabilirliğine' kafa yorarlar. Ve hemen bir senaryo çerçevesinde filmini yaparlar. (Yapmışlardır da.) Zira hayalgüçleri bizim mağara dönemi ateistleri kadar dar değildir. Bugün sıradanlaşmış teknolojilerin yüzyıl önce imkansız gibi göründüğünü bilirler. Evet. İmkan-imkansızlık esasında sadece alışkanlık meselesidir. İki yüzyıl önce, 'Gökyüzünde demirden kanatlı şeyler uçacak' dense, bu o zamanın insanlarına da tıpkı Deniz Soydan gibi acayip gelir. Çünkü Deniz Soydan'la zihnî imkanlar noktasında eşittirler.

Jules Verne'nün kitaplarında bahsettiği çoğu makinenin sağlığında yapılmadığı bilinir. O sadece hayal etmiştir. 'Olabilirliğine' ihtimal vermiştir. Ve zaman hayallerini doğrulamıştır. Ancak belki, o devirde, Deniz Soydan'ın zihnî seviyesinde birisi bu kitapları eline geçirseydi, Jules Verne de 'alay edilir' bulacaktı. Hatta sörf bile yapacaktı. Hey yavrum. Bunlar güya engizisyona karşı Galile'nin yanındalar, ama kendi kafaları engizisyon olmuş, dogmatik sınırların/duvarların bini bir para haberleri yok. Her neyse...

Yazıyı uzatmayayım. Ben genelde Türkiye ateistlerine, özelde Deniz Soydan'a, biraz bilim kurgu filmi izlemesini tavsiye ediyorum. Belki hayalinin 'olabilirlik' katmanları biraz açılır. Şahit olduğu fiziğin o kadar da katı bir fizik olmadığını, bazen teknolojiler eliyle, bazen de sıradışı olaylarla delindiğini görür. Ve müslümanların iman ettiği 'Herşeye Gücü Yeter Allah' için o fiziği değiştirmenin çok kolay birşey olduğunu kavrar. Kavrayamaz mı? O zaman da neşesi bilir canım. Şurada yaşayacağımız maksimum yüz sene. O da maksimum. Sonrası teneşir. Sonrası ahiret. Sonrası... Cehennemin belki böyle bir eğitim tamamlayıcı yönü de vardır. Orada illa kavratırlar.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.