"Kemalistler Arapları neden sevmez?" diye kendinize bir sorun muhterem kârîlerim. Cevab bulabildiniz mi? "Ee çünkü müslümanlar!" Hayır. Olmadı. Cevap sadece bu değil. (Ama etkenlerden birisinin bu olduğu kesin.) "Ee çünkü asyalılar!" Hayır. Olmadı. Cevap yine sadece bu değil. (Ama etkenlerden birisinin bu olduğu da kesin.) Doğru cevap ne peki? Doğru cevap: "Çünkü fakirler!" Yani en azından bir vakit öylelerdi. Ve kemalistler fakirlerden kesinlikle hoşlanmazlar. Onların gözü dünyadadır. Dünyayı kazanmadadır. O nedenle dünyevî bir getirisi olmayan sevgileri boşlarlar. Nitekim kemalistlerin Kürtleri sevmeyişi de aynı sebeptendir. Ancak felek yine oyununu etmiştir. Kader yine hikmet ağlarını örmüştür. O gariban gördükleri Araplar 'petrol zengini' oldukları gibi o saf buldukları Kürtler de 'işadamı' hüviyetine bürünmüştür. Bundan kelli artık ne birincisine ne ötekisine o kadar düşman bakamazlar. (Nitekim Fenerbahçe Chobani'nin sponsorluğuna 'Hayır!' diyebildi mi?)
Bu sıralar kemalistlerin en ciddi kimlik bunalımı bu eşikte yaşanıyor. Tam atalarının kendilerine çizdiği yolda olduğu gibi Arap düşmanlığı edecekler... Amaa... O da ne? Bir bakıyorlar ki: Para Araplarda. Hoppala! Tam atalarının izlerini takip edip Kürtleri yok sayacaklar... Fakaat... Bakıyorlar ki: Oyları sandıkta epey yer tutuyor. Hoppala! Bu defa bir tezatta yuvarlanmaya başlıyorlar. Bazıları "Herçi bâd âbâd!" deyip yeni bir yol tutturuyor gerçi. Evet. Nitekim bu gözler kimleri Suudi Arabistan'da, BAE'de, Katar'da konser verirken görmedi ki? Tarkan'ı, Zeyneb'i, Ebru'su vs... Hey yavrum hey! En son çıkanın yirmi milyon aldığını söylüyorlar hatta. Ne para be! O paraya Arapça şarkı söylenmez mi? O paraya kemalistler komple Arap bile olurlar. Arabistan kütüğüne geçerler. Dağa-taşa "Ne mutlu Arabım diyene!" yazarlar. Hatta o parayı İnönü görseydi o bile göbecikler atardı belki.
Kemalistlerin iktidara ilk çöktüğü yıllarda, malum, Araplar çok fakir bir halktı. Üstelik herbir taraftan işgal edilmişlerdi. Yıkıklardı. Viranelerdi. Sonra devran döndü. İşgaller kısmen kalktı. Topraklarından petrol fışkırdı. Eh, elbette bu da onlar için bir imtihan. Ümmetin garibinin-gurebasının hakkını gözetmeleri şart. Ancak onlara bir imtihansa bizim kemalistlere iki imtihan. Zira köpeklikten çanaklarını yalayacak seviyeye geldikleri Avrupalılar zırnık koklatmıyorlar. Birliklerine falan da almıyorlar. Ancak soyuyorlar. (Tarkan bile parası bitince gelip, Türkiye'de bir konser verip, sonra Almanya'ya parayı yemeye gitmiyor mu?) Fakat Araplar öyle mi hiç?
Iı-ıhh! Cık! Ve de n'ayır! Araplar dağıttıkça dağıtıyor. Verdikçe veriyor. Saçtıkça saçıyor. Elbette kemalistler de bir ikilem içinde kalıyor. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" demek güzel de aç karna askerlik de yapılmıyor. "Ne mutlu Türküm diyene!" demek de boş cüzdanla olmuyor. Zaten onlara göre boş cüzdanla mutluluk kat'a biraraya gelemez. Zira mutluluğun maddiyattan berisi dünyalarına hiç girmemiştir. Deccal'in bir gözü kördür. Maneviyata dair olanları seçemez. Hülasa: Kemalistler için gayet zor zamanlardayız.
Kenan Kürd'ün, estağfirullah, Kenan Doğulu'nun hanımı Beren Saat de yeni bir şarkı çıkarmış bu sıralar. O da, kocasının parasından sıkılmış belli, "CapitaliZoo!" diye bağırmaktaymış. "Yoo! Bu kadarına gelemem. Ülkemden kazanılan paralar Amerika'larda yenmesin!" diyen kemalistler de Kenan Doğulu'ya IBAN atmaya başlamışlar. "Madem hanım fazla paradan rahatsız! Öyle ya. Boşuna yük etmenin ne gereği var? Gönder bize gitsin." Hem önümüz de Ramazan zaten. Saat'in aylık makyöz-kuaför masrafı dahi kendi 'CapitaliZoo'sunu kurmaya yettiği için belki ilerleyen günlerde makyözü-kuaförü de bu isimle bir single çıkarmayı düşünebilirler. Eh herkesin sıkışıklığı kendine canım. Kimisi paraya sıkışır. Kimisini de para sıkıştırır. Kimisi de kalbimizi sıkıştırır.
Bugünlerde bir de Tuğba Özay mevzuu dönüyor. Kendisi demişler ki Medyascope'da: "Ben kalbi Deniz Gezmiş'le atan bir kadınım!" Vay, vay, hele vay! Mevlam kimseyi sınamasın işte. Kalbi Deniz Gezmiş'le atan bu ablanın evinden ülkücü mafya babasını almamış mıydı emniyet seneler önce? Demek 'CapitaliZoo' Tuğba Özay'ı da sıkıştırıyor. Aman, yine yanlış söyledim, çünkü kendisi solcudur. Onun yerine 'Das Kapital' demeliydim. Özay'ı ancak Das Kapital sıkıştırır. Bir de şu var: Günümüz solcuları, yani sözde Deniz Gezmiş sempatizanları, onun Filistin'deki FKÖ kamplarında eğitim aldığını hiç hatırlamıyorlar. Gazze meselesinde ise neredeyse tamamen İsrail'e yanlıyorlar. Neyse... Demek, bir yerlerden bir sıkıştırma oluyor ki, sığınılacak limanlar sürekli değişiyor. Ülkücüye sığınan Deniz Gezmiş'e dönüyor. İsmi 'Tatar Kanı'ndan uydurma konulanlar Arabistan'a konsere gidiyor. Ne şiş yanıyor ne kebabın tadı kaçıyor. Sonra tabii âdemoğlunun/kızının aklına şöyle birşey geliyor:
Mustafa Kemal'in ömrü bu paracıklı döneme yetişse harf inkılabından vazgeçer miydi acaba? Belki ezanı da zorla Türkçe yapmazdı. Nihayetinde, dünyaya dadananlar, dünya ne taraftan gülümsüyorsa kaçınılmaz olarak oraya doğru meylediyorlar. (Tıpkı TL'de 20'den 200'e doğru gidilirken Mustafa Kemal'in daha bir candan gülümsemesi gibi.) Bize de, yetişkin birer züğürt olarak, çenemizi yormak kalıyor muhterem kârîlerim. Bu yazı boyunca çenemizin haybeye yorulmamamış olması için gözümün nuru Bediüzzaman'ı da bir dinleyelim:
"Adeta bir sineğin ısırmaması için, müthiş yılanlara arka çevirip sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle, büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa'nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda onlara ehemmiyet vermeyip, belki mânen onlara yardım edip, menfi unsuriyet fikriyle şark vilâyetlerindeki vatandaşlara veya cenup tarafındaki dindaşlara adâvet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehâlikiyle beraber, o cenup efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın. Cenuptan gelen Kur'ân nuru var; İslâmiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur. İşte o dindaşlara adâvet ise, dolayısıyla İslâmiyete, Kur'ân'a dokunur. İslâmiyet ve Kur'ân'a karşı adâvet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adâvettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye iki hayatın temel taşlarını harap etmek, hamiyet değil, hamâkattir!"