Bugünlerde 20. Lem'a'yı tefekkür ediyorum kârîlerim. İçindeki birşeyin, yani bir hakikatin, İran-İsrail-ABD savaşına cuk oturduğunu düşünüyorum. Hülasa: Gözümün nuru Üstadım, orada, kâfirlerin zaaflarının 'onları ittifaka yönlendirdiğini' söylüyor. Mü'minlerse kendilerini zaafta hissetmedikleri için herbiri tek başına aslan olmaya çalışıyor. Devamında diyor ki: "Zayıflar ittifaka muhtaç oldukları için kuvvetli ittifak ederler. Kavîler, ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabanî keçiler, kurtlardan muhafaza için, bir sürü teşkil ederler..." Sanki, bu zaaf-kuvvet bahsindeki çözümleme, İngilizler-Amerikalılar arasındaki başka bir farka da temas ediyor. Siyasetleri arasındaki bir nüansa da işaret ediyor. Nedir? Bence şöyledir:
Amerikalılar, sanki, bu işlerden pek çakmıyorlar muhterem kârîlerim. İngilizler bilâd-ı İslam'a rejim değişikliği ayarlamakta daha mahirdirler. Çünkü bilirler: Öyle höst-böst, hay-huy, zart-zurt ile devrim olmaz. Süngü zoruyla rejim ayarlanamaz. Müslümanlara silah çekersen namluya kafa atarlar. (15 Temmuz'da yaşadık.) Ya nasıl olacak peki? Epeyce yerli ajan ayarlaman gerekir önce. Eveeeet. Onları yetiştirmelisin-devşirmelisin. Devletin kilit yerlerine yerleştirmelisin. Halkın aklını karıştıracak kadar irade kontrolü yapabilmelisin. Medyan olmalı. Üflediklerini yazacak-söyleyecek epeyce 'sipariş aydın'ın bulunmalı. Bunlarsa zamana yayılarak ele geçecek şeylerdir. Öyle Trump'ın höst-böstüyle, bombasıyla-füzesiyle, yaptım-oldusuyla içinden çıkılabilecek işler değil. Bakınız Türkiye'nin kuruluş hikâyesine! Hı-hıı. Hâlâ küçücük çocukları "Padişah çok zalimdi! Hepimizi kesiyordu! Sarı saçlı prens geldi! Hepimizi kurtardı!" masalıyla büyütüyorlar. "Acaba?" deme yetileri neredeyse daha beşikteyken öldürüyorlar. İşte rejim değişikliği dediğin böyle yapılır. Yaaaa. Rejimi öyle değiştirirsin ki, anayasadan "Devletin dini din-i İslam'dır!" maddesini çıkardığında %99'u müslüman halktan 'gık' bile çıkamaz olur. Ancak yutkunur.
Yalnız Trump değil genel olarak ABD bu işleri pek bilmiyor. Ne İngilizlerle olan kanbağları ne de İngiltere'yle olan göbekbağları hilekârlıkta aynı düzeye ulaşmalarına elveriyor. İngilizler güçsüzlüklerini bildikleri için daha 'arkadan dolaşmacı' tipler. Amerikalılarda ise bir kibir var. Dünyanın herhangi bir yerinde "Amerikalılar sevmiyoruz!" açıklaması yapılsa oradakilerin de Amerikalıları sevmesi için askeri operasyon yapıyorlar. Herşeyi silahla çözmeyi umuyorlar. Eh, silahın da bir hakkı var tabii, yıkmaya yarıyor. Ancak rejim değiştirmek yıkmaktan ibaret bir iş değildir. Her kervan yolda dizilmez. Yani ki dizilmeme ihtimali de vardır. Kervanın yolda dizilmeme ihtimalini İngilizler daha çok öngördükleri için "İntikam soğuk yenince lezzetlidir!" sözünü atasözleri literatürüne kazandırmışlardır. Amerikalılarsa ocakbaşı kültürüyle yaşıyor. Analarının "Soğutmadan ye!" nasihatiyle büyüyorlar. İşte Ortadoğu'daki başarısızlıklarını bununla da açıklayabiliriz. Müslümanın eti sıcakken yenmez. Yersen boğazına oturur.
Osmanlı'dan Türkiye'ye geçilirken yaşanan rejim değişikliğini düşünelim bir de. Ne büyük başarı ama! Hakikaten ince işçilik. Bilmem kaç yüzyıl İslam'ın hilafet merkezliğini yapmış bir ülkeyi laikliğin kalesi haline getiriyorsun. Bin yıldır İslam harfleriyle yazıp okuyan insanları dipçikleye dipçikleye Latin alfabesinden başkasını kullanamaz şekle sokuyorsun. Bin yıldır eğitim kurumu olarak rağbet ettikleri tekkeleri-medreseleri tek emirle kapattırıyorsun. Müslim olduklarından beri başlarından çıkarmadıkları sarıkları, çarşafları, başörtülerini vs. devlet eliyle çekip alıyorsun. Yerine frenk serpuşu geçiriyorsun. Bunlar hakikaten az işler değil muhterem kârîlerim. Ve öncesinde büyük bir çalışma gerektirir. İşte, İngilizler, bu çalışmayı gayet sabırla, nakış gibi ince ince işleyerek sürdürdükleri için, bugün bile Türkiye başına ne geldiğini anlayabilmiş değildir. İran'dakiler başlarına düşen bombalar nedeniyle illa birşeyler döndüğünü kavrarlar. Ne de olsa gürültüsü gayet uyandırıcıdır. Ancak Türkiyeliler halen operasyon yediklerini farketmiş değillerdir. Padişahlığı-hilafeti kendilerinin bile-isteye kaldırdıklarını sanırlar. Halbuki 1. Dünya Savaşı'nda yenilmiş üç ülkenin de hanedanlarına görevden el çektirilmiştir. Öyle ya, ne Almanya ne Avusturya ne de Osmanlı, İngiliz tasfiyesine karşı lazım gelen direnişi gösterebilmiştir.
Birşey daha diyeceğim. Alakasız gelmesin muhterem kârîlerim. Lütfen dikkat buyurunuz: İlber Ortaylı'nın Fatih Camii Haziresi'ne defnini de bu başarıdan uzakta ele almamak lazım. Evet. Normalde avam-ı müslimînin kendi günahkâr nefislerini dahi yakıştırıp yerleştiremedikleri öyle mübarek bir mekana, İlber Ortaylı gibi seküler bir aydını defnetmek, oradaki mübareklerin-salihlerin meclisini böyle bir kemalistle lekelendirmek, elbette yine sâbık İngilizlere yazılması gereken büyük bir başarıdır. Bu başarıyı Amerikalılar kolay kolay tekrar edemezler. Aynısını beceremezler. Zira Conilerin bu derece sinsi olmalarını engelleyen kibirleri vardır. Kuvvetlerine güvendikleri için perde arkasından yürümeyi 'zaman kaybetme' olarak görürler. Fakat İngilizler Türkiye'de başarılı olmuştur. Kabul edelim ki: Dillere destan bir başarıdır da bu. Evet. Ancak Amerika İran'da asla başarılı olamayacaktır. Çünkü dersini yeterince çalışmamıştır. Amerika'dan Pehlevi getirmekle idare kurulmaz. Önce Selanik gibi iklim kurmak gerekir.