Efendim, zaman öyle bir acayipleşti ki, sormayın. Herkes her haltı yiyor. Özürünü dilemek yine müslümanlara kalıyor. Sözgelimi: İran'da protestolar yaşanıyor biliyorsunuz. Göstericiler bazısı nâdân. Terbiyesizce camileri yakıyorlar. Hiç demiyorlar ki: "Ey insan-ı müştekî! Sen mâdum kalmadın, vücut nimetini giydin, hayatı tattın, câmid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ. Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücut mertebelerine mukàbil şükretmeyerek, imkânât ve ademiyat nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden, bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Haktan şekvâ ediyorsun ve küfrân-ı nimet ediyorsun?"
Devletlerinin, rejimlerinin veya hükümetlerinin ettiklerinden kızıp 'kendilerini yoktan vareden Hüda'ya düşman kesiliyorlar. Onların Türkiye'deki kaselîsleri de diyorlar ki: "Tahran'da göstericiler tarafından şu ana kadar yirmialtı cami yakıldığı söyleniyor. Görüntüleri paylaşmaya elim varmıyor. Değer miydi insanları bu kadar dinden soğutmaya? Onlarca yıldır tek istedikleri özgür bir sosyal yaşamdı." Acaba? Acaba öyle miydi? Yoksa başkalarının da başka parmakları bu işlerde var mıydı? Başka devletlerin başka maksadları da alttan alta İran'da sahaya sürülmüş müydü? Aman efendim, Türkiye'nin kemalisti, İran'ın pehlevistinden de pistir. Fazla münakaşaya gelmez. 15 Temmuz'da bunlar da heyecanlanıp birkaç camiye saldırmamışlar mıydı? Tabii ertesi sabah işler değişince kuyruklarını sıkıştırıp arazi oldular. Olmayanı da emniyet aldı.
Yakın tarih okumaları olanlar bilir: Türkiye'de kemalistler müslümanlara ne yaşatmışsa pehlevistler de İran'da halka onu yaşatmışlardır. Tabii gün gelip mollalar direksiyonu ellerine alınca pehlevistler battaniyeyi başlarına çekip beklemişlerdir. Neyi? Elbette günün tersine dönmesini. Özellikle de Batılıların birgün İran'a müdahale etmesini. Aynı ümit kemalistlerde de vardır. Ah Amerika Erdoğan'ı bir baştan indirse. Ah Türkiye'yi işgal edip dindanların ensesine bir çökse. Hasretten damaklarını şaklatırlar böylesi düşler için. Yalnız bir fark var. Erdoğan başa devrimle değil seçimle gelmiştir. Ve Türkiye şii değil sünnidir. Koca bir sünni dünyayla da barışıktır. Öyle-böyle. Dayanışmadan ötürü şiiler kadar kolay kapana kısılmazlar. Maşaallah. Üstelik, Türkiye, Batı bloğuyla arasını İran kadar bozmamaktadır da. Bir Amerika'yla kelam, bir Rusya'yla selam, siyaset gemisi bir şekilde yürümektedir.
Hayır, yani, anlamakta güçlük çekiyorum muhterem kârîlerim. Lütfen bîçâre kardeşinize yardım edin. Bu arkadaşların içinde, onca zulmüne rağmen, İsrail'e karşı bir soğuma yok. Amerika'nın dünyaya ettiklerine bakıp da dolara karşı bir soğuma yok. Hangisini azıcık kurcalasan kapağı Avrupa'ya atmak peşinde. "Ülen sizin soğutucu yalnız dindarlara karşı mı çalışıyor?" diye sorası geliyor insanın. Hatta, bunların alevi kısmı, Mustafa Kemal'in iktidarında Dersim'de meydana gelmiş katliama rağmen ona karşı hiçbir küsme hissetmezler. Bir santigrat derece olsun soğuma yaşamazlar. Cemevlerine gitseniz, güya Hz. Ali radyallahu anhın resimlerinin(!) yanında, yine Mustafa Kemal'in fotoğrafları vardır. Yahu, nasıl kimsenin kimseye karşı hiçbir şekilde soğuması gerçekleşmemektedir de, herkesin termometresi müslümanlara karşı çalışmaktadır? Tabii, bir Abdullah Gül olmasak da, "İnsan gerçekten hayret ediyor."
Sizi bilmem fakat ben bityeniği bulmadan yapamıyorum artık. Gözümün nuru Bediüzzaman'ın dediği gibi diyorum: "Mutaassıplara hücum eden Avrupa'nın kâselisleri, herbiri, yüz mutaassıp kadar meslek-i sakîminde mutaassıptır. Bunlardan birisi Shakespeare medhinde ettiği ifratı, şayet bir hoca o ifratı Şeyh Geylânî medhinde etseydi, tekfir olunacaktı." Evet. Mesele 'meslek-i sakîm' meselesidir. Bu arkadaşlar dini-dindarı, camiyi-ezanı, hocayı-sarığı, şalvarı-cilbabı, namazı-şeriatı vs. günahları kadar sevmemektedirler. Sevmedikleri için de fırsat buldukça taciz etmekten çekinmemektedirler. Ancak günahlarının cezasını merdâne göğüslemek yerine de 'suçluluk psikolojisini' dindarlara satmak peşindedirler. O yüzden demektedirler ki: "Siz bizi dinden soğutmasaydınız biz aslında iyi çocuklardık."
Geniş Aile dizisinde Kütük karakterinin kullandığı bir repliktir bu. Modern psikolojinin suçlulara dönük yaptığı yanlış empatiye göndermedir. (Tamam. Kabul. Suç sadece suçlunun suçu olmayabilir. Ama suçlunun suçsuz olduğu suç da pek olmaz. Üstelik bazı suçlar düpedüz suçlunun suçu olur. Ve bazı suçlarda suçsuzlar gerçekten suçsuzlardır.) O söylerken komik gelir yalnız. Başka kütüklerden duyunca asla mutlu etmez. O başkalarına 'kütük' demekle hakaret etmiş olmuyorum inanın. Evet. Onlar şol dediklerinin kendilerini 'cehennem kütüğü' yapacağını farketmiyorlar da kardeşane çaktırmaya çalışıyorum. Tabii bu uyarıma da "Bizi dinden soğutuyor!" derlerse yapacak birşey yok. Ha, zaten bunlara göre, Firavun da 'kendisine İslam doğru anlatılamadığı(!) için' dinden soğutulmuş bir liderdir, öyle değil mi kârîlerim?