Muhterem kârîlerim, kusura bakmayın ama, artık dilegetirmek lazım: Bazılarının gücü sadece Hazret-i Üstada yetiyor. Evet. Aynen. Neden böyle birşey söyledim peki? Açayım: Malumunuz, FETÖ hâdisesini götürüp nurculara veya Risale-i Nur'a bağlamaya pek tutkulu arkadaşlar var. Kemalist olsalar, "Zaten bed mesleklerinin iktizasıdır!" deyip, önemsemezsiniz. Hayır. Değiller. Güya dindarlar.
Dindarlıklarının gereği iftira etmemeleri lazım ya, lakin... Ah! Lakin ağızlarının bir tarafı hep bühtana kayıyor. Halbuki, mezkûr kıyamet koparken, nurcuların hükümetten yana tavır aldıklarını pekâlâ biliyorlar. Cahil değiller. O dönemin cahili hiç değiller. Fakat, fırsat bu fırsat, husumetlerinin gereğini de hükümete gördürmek istiyorlar. Çirkefin mesleği budur çünkü. Hükümetimiz bu neviden gazlara gelmiyor gerçi. Maşaallah. Çok şükür. Ancak arkadaşların da başarısız girişimlerinden bıkıp ayaklarını pedaldan çektikleri söylenemez. Denemelere devam ediyorlar. Mesela: Bu arkadaşlardan İsmail Halis ismindeki birisi, vaktiyle Tivitırda, şimdi adı X oldu, şöyle bir paylaşımda bulunmuştu:
"Üstüme vazife olmayan bu konuda haddimi de aşarak fakat bir okur, bir müslüman, bir Türk olarak kanaatimi - hatta mesuliyetimi paylaşmak isterim. Fetullahçı terörünün tüm sürecinden bağımlı ve bağımsız olarak; Risale külliyatının devasa bir 'boncuk oyunu' olduğu kanaatindeyim. Ne demek. Şu demek. Modern zaman müslümanlarının bugününe tek 1 lahza ve zerre faidesi olmayan büyük bir bulut hâlesidir Risale. Risale'nin inşa ettiği tek bir öncü, kurucu, yıkıcı, ihya ve inşa edici figür - insan - portre - model bulamazsınız. Bu büyük duygu ve dil balonunu, zihin kitaplığından, 'Türkiye - Müslümanlık - İslamcılık' literatüründen çıkarmalıyız. Bu, mugalata labirentinin yıvış - iddiasız - meselesiz - kendine sığınan, analog bir makine insan üretimi dışında tek faydası olmadı Türkiye'ye. Olamaz da zaten. 'Sen o baygın sevgilerin adamı değilsin' diyen İsmet Özel'e selam olsun. Her şeyin sonrasında Bu baygın senfoni bitsin - bitmeli artık."
Peki bu 'boncukçu' niye kudurmuştu o vakitler? Çünkü o günlerde, Diyanet Yayınları, Bediüzzaman Hazretlerinin Asâ-yı Mûsâ isimli eserini yayınlamıştı. O da, Diyanet'in bu konudaki duyurusunu da alıntılayarak, özündeki zehri kusmuştu. Her neyse... Kötü söz sahibine yakıştığı gibi zehirin de peki yılanına yakışır. Ancak, dikkatinizi çekmiştir, hemen paylaşımının üstünde bahsettiğim çirkefliği de yapmıştı Haris. Risale-i Nur'u ve nurcuları FETÖ'yle iltisaklı göstermeye çalışmıştı:
"Fetullahçı terörünün tüm sürecinden bağımlı ve bağımsız olarak; Risale külliyatının devasa bir 'boncuk oyunu' olduğu kanaatindeyim..." Lâf ebesinin edebiyatın kafasını-gözünü kıra kıra savurduğu herzelerin dip akıntısıydı bu. Kendisi, daha sonraki paylaşımlarında da, 'nakşibendîlikle' gönülbağı olduğunu belirtmişti. Vebali boynuna. Doğrusu kime/neye bağlıdır bilmem. Önemsizdir. Zaten böylesi hamların/hamlıkların bulundukları mübarek meslekle hiçbir ilgisi yoktur.
İsmail Halis'in (Acaba hakikate saygıdan hep 'Haris' diye mi yazmak lazım?) kem beyanlarının da muazzez nakşibendî tarikatiyle hiçbir ilgisi yoktu tabii. Zira kendisi daha vitamin değilken 'boncuk oyunu' gördüğü Risale-i Nur külliyatının müellif-i muhteremi nakşibendî-halidî medreselerinde eğitim görüyordu. Zatının ancak üstü açık kalınca rüyasında görebileceği icazetleri o yıllarda almıştı. Yine kendisinin ancak arşiv çalışmaları sırasında isimlerine rastlayabileceği nakşibendî mürşidleriyle birebir dostlukları vardı. Hal böyle olunca elbette İsmail Halis'in harisliği de ancak kendini bağlardı.
Hem Bediüzzaman Hazretleri de, tasavvuf mesleğini anlatmak için kaleme aldığı Telvihat-ı Tis'a isimli eserinde, şu noktanın altını çiziyordu: "Eşyada kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrepler, meslekler az bulunur. Alâküllihal bazı kusurlar ve sûiistimâlât olacak. Çünkü ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sûiistimal ederler." Yani bu kusur da özünde İsmail Halis'in ehil olmamasıyla ilgiliydi. Yoksa, nakşibendî mübareklerinden, Bediüzzaman'a ve Risale-i Nur'a sevgi/hürmet gösterenler çoktu.
Elhamdülillah. Maşaallah. Bu kem propaganda bugünlerde iki sağlam darbe yedi muhterem kârîlerim.
Birincisi: TRT 1'de yayınlanan Asırlık Gece belgeselinde, bizzat Bilal Erdoğan'ın, nurcuları ve Risale-i Nur'u FETÖ fitnesinden tenzihiydi: "FETÖ'yü doğuran dindarlık olmamıştır. FETÖ'yü doğuran İslam olmamıştır. FETÖ'yü doğuran Risale-i Nurlar olmamıştır. FETÖ'yü doğuran, inanan insanlar üzerinde yapılan baskı olmuştur; FETÖ'yü doğuran o katı laikliğin ta kendisi olmuştur..." Elbette bu darbe Halisgillere pek ağır geldi. Göğüslerine taş gibi oturdu. Dillerini lâl etti. Neden? Zira, kendilerini 'hükümet sözcüsü' gibi lanse ettikleri için, ağızlarından çıkanı da devletin görüşü sanıyorlardı. Halbuki bu hikmetli açıklamayla hükümetimiz 'öyle düşünmediğini' gösterdi.
İkincisi ise gündemi epeyce işgal eden bir asayiş olayıydı. Devlet, Süleymancılar olarak bilinen cemaatin üst kademesine, operasyon düzenlemişti. Nedir, ne değildir, ne olur? Baktığımsa şudur: Mezkûr cemaatin de kendisini tarif ettiği bir alan var. "Mesleğim!" diye ifade ettiği bir meslek var. Ve interneti şöyle bir karıştırınca dahi önünüze şu bilgi geliyor: "Süleymancı cemaati esas olarak Nakşibendî tarikatının Halidî koluna dayanır. Kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan bir Nakşibendî şeyhidir."
Google'ın yapay zekası sorunuzu böyle cevaplıyor. (Meşhur bilgi de bu şekildedir.) Peki, FETÖ'yü alıp nurculara veya Risale-i Nur'a bağlamaya pek meraklı İsmail Halis gibiler, neden çıkıp nakşibendîlik ile Süleymancılık arasında bağ kurmuyorlar? Neden burada attıkları bühtanı orada tekrarlamıyorlar? Çünkü böyle bir bağ kursalar; ay, ay, ay; bu defa işin ucu kendilerine de dokunacak!
Bitirirken cümle nakşibendî büyüklerine rahmetler dilerim. Hüda mesleklerini de himmetlerini de üzerimizden eksik etmesin. Esad Coşan Hocafendi merhum Anadolu'ya 'Nakşibendistan' derdi. Ben de aynı fikirdeyim. Onların o hayırlı hizmetleri sayesinde bu memlekette din-i İslam bugünlere kadar gelmiştir. Emekleri çoktur. Sa'yleri büyüktür. Bediüzzaman Hazretleri de o medreselerden yetişip kendi mesleğini kurmuştur. Eh, evet, biz haris değiliz. Konuşurken-yazarken Allah'tan korkmayan İsmail Halis gibilerden nakşibendîliği tenzih ederiz. Ve's-selamün aleyküm muhterem kârîlerim.