Bediüzzaman Said Nursî’nin “Sahabe mesleğinin bir cilvesi” ifadesi, Risale-i Nur mesleğinin sahabe mesleğiyle ilişkisini anlamada önemli bir kavramdır. Buradaki “cilve”; “aynısı”, “kopyası” veya “aynı mânevî makamın tekrarı” anlamında değildir. Daha isabetli olarak, bir hakikatin veya meslek esasının başka bir zamanda ve farklı şartlarda ortaya çıkan bir yansıması anlamındadır.
Bu sebeple ifadeyi şöyle anlamak gerekir:
1. Cilve, ayniyet değil; münasebet ve yansımadır.
Sahabe mesleğinin kendine mahsus temel vasıfları vardır. Bunların başında sohbet-i nübüvvet, veraset-i nübüvvet ve velâyet-i kübrâ gelir. Sahabelerin Hz. Peygamber ile doğrudan irtibatı ve vahyin ilk muhatapları olmaları, onların mânevî konumlarını tarihî olarak eşsiz kılar.
Risale-i Nur talebelerinin bu makamı aynen taşıdığı asla söylenemez. Dolayısıyla “cilve” kelimesi, makam ve derece bakımından aynılığı değil, meslek ve hizmet esasları bakımından bir münasebeti ifade eder.
Bu ayrım özellikle önemlidir. Sahabe mesleği; aslî ve tarihî numunedir. Risale-i Nur mesleği ise bazı esasların asrımıza mahsus tezahürüdür.
2. Cilve, sahabe mesleğinin temel esaslarının farklı şartlarda görünmesidir.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur mesleğini sahabe mesleğiyle ilişkilendirmesinde asıl dikkat çekici nokta, hakikate doğrudan yönelme meselesidir.
Mektûbâtın On Beşinci Mektubunda sahabe velâyeti “velâyet-i kübrâ” olarak açıklanır ve bu yolun “veraset-i nübüvvet” esasına dayandığı belirtilir. Sahabelerin “berzah tarikine uğramadan, doğrudan doğruya zâhirden hakikate” geçtikleri ifade edilir.
Risale-i Nur'da ise bunun asrımıza bakan yönü, Kur'an'ın cadde-i kübrâsından iman hakikatlerine yönelme, iman-ı tahkikî, tefekkür ve mârifetullah hizmeti şeklinde görünür.
Dolayısıyla burada “cilve”; aynı hakikatin tarihî şartlar değiştiğinde aynı biçimde tekrarlanması değil; temel bir hizmet anlayışının farklı şartlarda farklı bir surette ortaya çıkmasıdır.
3. Cilve, zamanın ihtiyaçlarına göre şekillenen bir hizmet tarzıdır.
Sahabe döneminin temel problemi, yeni gelen vahyin kabul edilmesi, yaşanması ve insanlara ulaştırılmasıydı. Bu dönemde sohbet-i nübüvvet, vahyin terbiyesi ve doğrudan tebliğ belirleyici unsurlardı.
Risale-i Nur'un ortaya çıktığı dönemde ise temel problem, Bediüzzaman'ın teşhis ettiği şekliyle iman esaslarının aklî ve fikrî şüpheler karşısında tahkim edilmesi idi. Bu nedenle Risale-i Nur hizmetinde: iman-ı tahkikî, tefekkür, aklî ve mantıkî deliller, temsil ve mukayese, Kur'an'ın imanî hakikatlerinin izahı öne çıkmıştır.
Dolayısıyla “cilve” üç şeyi ifade eder:
1. Ayniyet değil: Risale-i Nur mesleği sahabe mesleğinin aynısı değildir.
2. İrtibat vardır: İman, Kur'an, hakikat, ihlâs ve hizmet gibi temel esaslarda güçlü bir münasebet vardır.
3.Tezahür farklıdır: Sahabe dönemindeki sohbet-i nübüvvet ve veraset-i nübüvvet, Risale-i Nur döneminde Kur'an'ın doğrudan dersi, iman-ı tahkikî, tefekkür ve hizmet-i imaniye şeklinde farklı bir surette görünür.
Bu nedenle “Risale-i Nur, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir” ifadesini Risale-i Nur terminolojisine uygun biçimde şöyle söyleyebiliriz:
“Risale-i Nur mesleği, sahabe mesleğinin bütün tarihî ve mânevî hususiyetlerini aynen taşıyan bir tekrar değil; sahabe mesleğinin temel istikametlerinden bazılarını, Kur’an’ın cadde-i kübrâsı üzerinde, asrın imanî ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden tezahür ettiren bir hizmet mesleğidir.”