Risale-i Nur’da Hz. Mehdî’nin üç büyük vazifesi

Zafer KARLI

Hz. Mehdî meselesi çoğu zaman “Kim olacak?” sorusu üzerinden ele alınır. Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde ise dikkat daha çok şahsın kimliğinden ziyade yapacağı vazifelere yönelir.

Bediüzzaman’ın yaşadığı dönem, onun eserlerinde âhir zamanın iman ve İslâm hayatıyla ilgili hadiselerinin ele alındığı bir zemin olarak görülür. Bu nedenle Mehdî ve Süfyan bahislerini, içinde bulunulan fikrî ve mânevî şartlardan ayrı düşünmemek gerekir.

Bediüzzaman’a göre Hz. Mehdî’nin üç büyük vazifesi vardır: İmanı kurtarmak ve tahkikî imanı yaymak; şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmek ve İslâm birliğini kuvvetlendirmek; ahkâm-ı Kur’âniyeyi ve şeriat-ı Muhammediyeyi kuvvetlendirmek.(1)

Bu vazifeler içinde iman hizmeti ayrı bir yere sahiptir. Bediüzzaman, iman hakikatlerinin muhafazasına yönelik tecdid vazifesini “en mukaddes ve en büyüğü” olarak ifade eder.(2)

1. Hz. Mehdî’nin Üç Büyük Vazifesi

Bediüzzaman’ın açıklamalarında üç vazife şöyle ortaya çıkar:(1)

Birinci vazife, imanı kurtarmaktır. İman hakikatlerini şüphe ve inkâra karşı müdafaa etmek, taklidî imanı tahkikî imana yükseltmek ve çağın fikrî itirazlarına cevap vermek bu vazifenin temelini oluşturur.

İkinci vazife, şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmek ve İslâm birliğini kuvvetlendirmektir.

Üçüncü vazife, ahkâm-ı Kur’âniyeyi ve şeriat-ı Muhammediyeyi kuvvetlendirmektir.

Bu üç vazife birbirinden bağımsız değildir. İman temel, şeâir bu imanın hayat içindeki görünümü, ahkâm-ı Kur’âniye ise İslâmî hayatın hükümleridir.

Bununla birlikte Bediüzzaman, bu üç vazifenin aynı şahıs veya cemaatte aynı zamanda ve aynı seviyede gerçekleşmesini şart koşmaz.

2. Birinci Vazifenin Önceliği

Kastamonu Lâhikası’ndaki ifade, bu meselenin merkezini açıkça gösterir: “Hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi” “en mukaddes ve en büyüğü”dür.(2) Bu nedenle Hz. Mehdî bahsini yalnızca siyasî hâkimiyet veya toplumsal değişim üzerinden okumak, Bediüzzaman’ın yaptığı vurguyu daraltır.

Birinci vazifenin merkezinde iman vardır. Çünkü ahir zamanın en önemli meselelerinden biri de iman esaslarının şüphe ve inkâr karşısında korunmasıdır. Bu açıdan Bediüzzaman’ın Mehdî bahsinde iman hizmetini öne çıkarması, kendi döneminde karşılaştığı fikrî ve mânevî şartlarla birlikte değerlendirilmelidir.

3. Risale-i Nur’un Birinci Vazife ile Münasebeti

Bediüzzaman’ın yaşadığı dönem, iman meselelerinin yalnızca cehalet sebebiyle değil, fen ve felsefe kaynaklı şüphe ve itirazlar sebebiyle de gündeme geldiği bir dönemdir. Maddiyun ve tabiiyyun anlayışları, Allah’ın varlığı, âhiret, nübüvvet ve insanın mahiyeti gibi temel iman meselelerine itirazlar yöneltmiştir. Risale-i Nur böyle bir ortamda ortaya çıkar ki Kur’ân’ın iman hakikatlerini aklî ve mânevî delillerle açıklamak, şüpheleri gidermek ve tahkikî imanı güçlendirmek, Risale-i Nur’un temel hizmetlerinden biridir.Nitekim Bediüzzaman’ın ifadesiyle Risale-i Nur ve talebeleri “hakaik-i imaniye muhafazasında tecdid vazifesi” yapmaktadır.(2)

4. Âhir Zaman Tahribatı ve Tamir

Bediüzzaman’ın dönemini âhir zaman bağlamında değerlendirmek, onun karşılaştığı tahribatın mahiyetini de anlamayı kolaylaştırır. Bu tahribat sadece dinî bilgilerin eksikliği şeklinde değildir. Şüphe, inkâr, materyalist düşünceler ve felsefî itirazlar, iman esasları üzerinde daha doğrudan bir baskı oluşturmuştur. Böyle bir durumda ihtiyaç, yalnızca nasihat değildir. Şüpheye karşı tahkik, inkâra karşı ispat ve taklide karşı sağlam bir iman gerekir.

Risale-i Nur’un hizmeti bu noktada bir tamir hizmeti olarak öne çıkar. Tahribat iman alanında yoğunlaşmışsa, tamirin de öncelikle iman alanında yapılması gerekir.

5. Süfyan Meselesi

Bediüzzaman’ın Süfyan bahsi de âhir zaman bağlamında ele alınır. Mektubat’ta Süfyan, âhir zamanda ortaya çıkacak müthiş bir şahıs ve onunla bağlantılı fitneler çerçevesinde anlatılır.(3) Mesele sadece “Süfyan kimdir?” sorusuna indirgemek değildir. Burada meydana gelen tahribatın mahiyetini dikkate almak gerekir. “Süfyanî tahribat” ifadesi, iman esaslarını zayıflatan, dinî değerleri aşındıran ve insanı maddîliğe ve gaflete sevk eden anlayışlar bağlamında değerlendirilir.

6. Süfyanî Tahribata Karşı Mânevî Mukavemet

Risale-i Nur’un ortaya koyduğu mücadele esas itibarıyla mânevî ve fikrîdir. Şüpheye karşı tahkikî iman, dalâlete karşı hidayet, gaflete karşı tefekkür, enaniyete karşı ihlas ve ayrılığa karşı uhuvvet öne çıkar.Dolayısıyla mesele yalnızca tahribatı teşhis etmek değildir. Tahribatın karşısına sağlam bir iman ve mânevî hayat koymak gerekir.

Bu açıdan Süfyanî tahribat karşısında sorumlu şahıs aramak yerine, imanı zayıflatan unsurlara karşı tahkikî imanla mukavemet etmek daha anlamlıdır.

7. Şahs-ı Mânevî ve Mânevî Ordu

Bediüzzaman’ın yaklaşımında Mehdî hizmeti yalnızca tek bir şahsa indirgenmez. Şahs-ı mânevî, ortak iman, ihlas, sadakat ve tesanüd etrafında birleşen bir hizmet topluluğunun mânevî bütünlüğünü ifade eder. Bu nedenle iman hizmeti yalnızca ferdî gayretlerle değil, ihlas ve tesanüd sahibi bir mânevî toplulukla birlikte düşünülmelidir.

“Mânevî ordu” ifadesi de maddî bir kuvveti değil; ilim, iman, ihlas, sadakat ve tesanüdle hareket eden bir hizmet topluluğunu ifade eder.

8. Üç Vazifenin Bütünlüğü

Üç vazife arasında bir bütünlük vardır.

İman güçlenir, dinî hayat için sağlam bir zemin oluşur. Şeâir ihya olur, İslâmî birlik kuvvetlenir. Ahkâm-ı Kur’âniyenin hayata yansıması için zemin hazırlanır.

Fakat bunların aynı şahıs veya cemaat tarafından aynı zamanda ve aynı seviyede gerçekleşmesi şart değildir. Nitekim Bediüzzaman da üç vazifenin bir şahıs veya cemaatte aynı anda ve mükemmel şekilde toplanmasını uzak görür.(2) Bu sebeple Risale-i Nur’un hizmeti değerlendirilirken onun açık biçimde üzerinde durduğu iman hizmeti esas alınmalıdır.

Velhasıl;

Bediüzzaman’ın Mehdî bahislerinde önce şahsı değil, vazifeyi anlamak gerekir.

Üç büyük vazife şunlardır:

İmanı kurtarmak ve tahkikî imanı yaymak.

Şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmek ve İslâm birliğini kuvvetlendirmek.

Ahkâm-ı Kur’âniyeyi ve şeriat-ı Muhammediyeyi kuvvetlendirmek.(1)

Bunların içinde birinci vazife “en mukaddes ve en büyüğü” olarak öne çıkar.(2)

Dipnotlar
(1) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası I, 206. Mektup.
(2) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, 117. Mektup.
(3) Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, On Beşinci Mektup.
(4) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, Birinci Şuâ, İkinci Sual, İkinci İhtar.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.