Risale-i Nur perspektifinde kulluk, yalnızca ibadetleri yerine getirmek değildir. Allah’ı hakikî Mâlik ve Müessir bilmek, O’na karşı acz ve fakrını idrak etmek, kâinata Allah hesabına bakmak ve bütün hayatı O’nun rızası dairesinde yaşamaktır.
Bediüzzaman’ın temel ölçüsü şöyledir:
“Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır.”
(Mesnevî-i Nuriye, Mukaddime)
Bu anlayış çerçevesinde kulluğun hayata yansıması yedi temel esasta özetlenebilir.
1. Allah’ı Hakikî Mâlik ve Müessir Bilmek
Kulluğun esası, Allah’tan başka hakikî Hâlık, Mâlik ve Müessir bulunmadığını bilmektir.
Sebepler vardır; fakat hakikî tesir sahibi değildir. İnsan sebepleri kullanır, fakat neticeyi Allah’tan bilir.
Bediüzzaman bu nazarı şöyle ifade eder:
“Nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.” (Mesnevî-i Nuriye, Mukaddime)
Böylece kulluk, sebepleri inkâr etmek değil, sebeplere müstakil tesir vermemektir.
2. Kâinata Mânâ-yı Harfî ile Bakmak
Kulluk nazarı, eşyayı yalnız kendi varlığı içinde değerlendirmez; Allah’a bakan cihetini görür.
Nimet, Mün’im’i; sanat, Sâni’i; kudret, Kadîr’i; hikmet, Hakîm’i; şefkat, Rahîm’i gösterir.
Bu nazarla kâinat, Allah’tan bağımsız bir varlıklar bütünü değil, Esmâ-i Hüsnâya delâlet eden bir kitap hâline gelir.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle:
“Her şeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır.” (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hâtime)
Dolayısıyla kulluk, kâinatı Allah hesabına okumaktır.
3. Acz ve Fakrını Bilerek Ubudiyete Yönelmek
Acz ve fakr, kulluğun temelini oluşturan iki önemli şuur hâlidir.
Bediüzzaman:
“Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.” der. (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl)
İnsan kendi kudretinin sınırlı, ihtiyaçlarının sonsuz olduğunu idrak ettikçe Allah’a yönelir. Böylece acz, insanı ümitsizliğe değil ubudiyete götürür.
Gerçek kulluk, Allah’a kul olmayı bir zillet değil, en büyük şeref bilmektir.
4. Allah’ın Rızasını Esas Alıp İhlâsla Yaşamak
Kulluk, insanın niyetini ve hayatının gayesini de değiştirir. Böylece insan, insanların teveccühünü değil, Allah’ın rızasını esas alır. İbadet ve amellerini gösterişten uzaklaştırmaya çalışır.
Risale-i Nur’da:“Niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder.” denilir. (Mesnevî-i Nuriye, Mukaddime)
Bu sebeple ihlâs, kulluğun hayattaki en önemli tezahürlerinden biridir.
5. Sünnet ve İbadetle Kulluğu Hayata Geçirmek
Kulluk, yalnız zihnî bir kabul olarak kalmaz; ibadet ve takva ile görünür hâle gelir.
Bediüzzaman’ın ölçüsü açıktır:
“Şu kısa tarîkın evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir.” (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl)
Bu çerçevede Sünnet-i Seniyyeye ittiba, farzları yerine getirme, kebairden sakınma ve namazı muhafaza etme, kulluğun amelî esaslarıdır.
6. Helâl Dairesinde Yaşamak ve Dünyaya Allah Hesabına Bakmak
Kulluk, dünyayı mutlak gaye hâline getirmez. Aynı zamanda Allah’ın nimetlerinden bütünüyle uzaklaşmayı da gerektirmez.
Esas olan, dünyaya Allah hesabına bakmak ve onu Allah’ın rızası dairesinde kullanmaktır.
Bediüzzaman:
“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” der. (Sözler, Altıncı Söz)
Böylece helâli yeterli bilmek, haramdan sakınmak ve nimetleri Allah’ın emaneti olarak kullanmak, kulluğun önemli tezahürleri olur.
7. Şükür, Şefkat ve Tefekkürle Huzur-u Daimî
Kulluğun kemali, insanın her şeyde Allah’ın isim ve sıfatlarını okuyabilmesidir.
Bunun yolu şükür, şefkat ve tefekkürden geçer.
Bediüzzaman, şefkat ve tefekkürün Allah’ın isimlerine götüren yollar olduğunu ifade eder. Böylece insan nimet karşısında şükreder, kâinat üzerinde tefekkür eder ve hadiseleri yalnız zahirî sebeplerden ibaret görmez.
Neticede kulluk, huzur-u daimîye açılan bir iman, marifet ve ubudiyet şuuru hâline gelir.
Sonuç
Risale-i Nur perspektifinde kulluğun hayata yansıması yedi temel noktada toplanabilir:
1. Allah’ı hakikî Mâlik ve Müessir bilmek.
2. Kâinata mânâ-yı harfî ile ve Allah hesabına bakmak.
3. Acz ve fakrını bilerek ubudiyete yönelmek.
4. Allah’ın rızasını esas alıp ihlâsla yaşamak.
5. Sünnet ve ibadetle kulluğu hayata geçirmek.
6. Helâl dairesinde yaşayıp dünyaya Allah hesabına bakmak.
7. Şükür, şefkat ve tefekkürle huzur-u daimîyi aramak.
Böylece kulluk, sadece ibadetleri yerine getirmekten ibaret kalmaz; nazara, niyete, kalbe, ibadete, ahlâka ve bütün hayata yön veren bir hayat tarzı hâline gelir.
Özetle:
Kulluk, Allah’ı Allah bilmek, O’nun karşısında acz ve fakrını idrak etmek, O’na teslim olmak ve bütün hayatı O’nun rızası dairesinde yaşamaktır.