Risale-i Nur Külliyatında Hadis-i Şerifleri Öğrenmeye, Ezberlemeye ve Hadis-i Şeriflerle Meşgul Olmaya Teşvik

Zafer KARLI

Risale-i Nur Külliyatı bütünlüğü içinde bakıldığında, hadis-i şerifler yalnızca bazı bahisleri açıklamak için kullanılan yardımcı nakiller değildir. Külliyat'ta hadis-i şerifler yoğun biçimde nakledilmiş, hadis-i şeriflerin manaları üzerinde durulmuş, hadis ilminin büyük imamları zikredilmiş ve hadis-i şeriflerin hıfzına dair dikkat çekici örnekler verilmiştir.

Bu durum, Risale-i Nur'un hadis-i şerifleri okumaya, öğrenmeye, zihinde muhafaza etmeye ve manaları üzerinde tefekkür etmeye değer veren bir anlayış taşıdığını göstermektedir.

1. Bediüzzaman'ın Hadis-i Şeriflerle Yoğun Meşguliyeti ve Hadis-i Şerifleri Ezberden Nakletmesi

Bu konuda en açık delillerden biri, On Dokuzuncu Mektup olarak bilinen Mu'cizât-ı Ahmediye Risalesidir. Bediüzzaman burada üç yüzden fazla mu'cize-i Ahmediye'yi hadis-i şerif rivayetleriyle birlikte ele alır. Daha da önemlisi, bu eserin telif tarzını bizzat açıklarken şöyle der:

“Nakil ve rivayet olmakla beraber, yüz sayfadan fazla olduğu halde, kitaplara müracaat edilmeden, ezber olarak, dağ, bağ köşelerinde, üç dört gün zarfında, her günde iki üç saat çalışmak şartıyla, mecmuu on iki saatte telif edilmesi, harika bir vakıadır.”[1]

Bu ifade, hadis-i şerifleri öğrenme ve ezberleme meselesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Çünkü burada yalnızca hadis-i şeriflerin öneminden bahsedilmemekte; çok sayıda hadis-i şerif rivayetinin zihinde muhafaza edilerek kitaplara müracaat edilmeden kullanılmasına dair fiilî bir örnek ortaya konulmaktadır.

Aynı risalenin mukaddimesinde Bediüzzaman:

“Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim.” der ve naklettiği hadis-i şeriflerin sıhhat durumları hakkında da açıklamalar yapar. [1]

Dolayısıyla On Dokuzuncu Mektup, Risale-i Nur'un hadis-i şeriflerle ne derece yoğun bir şekilde meşgul olduğunu göstermesi bakımından başlı başına önemli bir örnektir.

Buradan hareketle şu neticeye ulaşmak mümkündür: Hadis-i şerifleri okumak, öğrenmek ve zihinde muhafaza etmek, Risale-i Nur'un ortaya koyduğu ilmî ve fiilî örnekle uyumlu bir faaliyettir.

2. Hadis-i Şerifleri Öğrenmekle Yetinmeyip Manaları Üzerinde Tefekkür Etmek

Risale-i Nur'un hadis-i şeriflerle meşguliyet anlayışı yalnızca ezber seviyesinde kalmaz. Hadis-i şeriflerin manalarını anlamaya ve onların ifade ettiği hakikatler üzerinde düşünmeye de önem verir.

Bediüzzaman, hadis-i şeriflerin tefekküre verdiği önemi şöyle ifade eder: “Hadîs-i şerifi bazan bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyân edip, tefekküre azîm teşvikât yaptığı cihetle...” [2]

Bu ifade, hadis-i şeriflerle meşguliyetin sadece metni hafızaya almak şeklinde anlaşılmaması gerektiğini gösterir. Hadis-i şerifin okunması ve öğrenilmesinden sonra manasının anlaşılması, üzerinde düşünülmesi ve ifade ettiği nebevî hakikatin kavranması gerekir.

Bu bakımdan hadis-i şerif öğrenmenin ideal şekli, metni bilmekle manayı bilmenin birlikte yürütülmesidir. Ezber, hadis-i şerifin zihinde muhafazasını; tefekkür ise hadis-i şerifin kalp ve fikir dünyasında anlaşılmasını sağlar.

Risale-i Nur'un hadis-i şeriflerle meşguliyet tarzında bu iki unsur birbirini tamamlar: hıfz ve tefekkür.

3. Hadis-i Şerif Hıfzı, İslâm İlim Geleneğinde Kıymetli Bir Faaliyet Olarak Gösterilir

Risale-i Nur'da hadis-i şerifleri hıfzeden büyük muhaddislerin zikredilmesi de hadis-i şerif ezberine verilen değeri göstermesi bakımından önemlidir.

Bediüzzaman, Şuâlar'da İmam Ahmed İbn Hanbel ve İmam Buhârî'den bahsederken:

“Bir milyon hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed ibn-i Hanbel ve beş yüz bin hadisi hıfzeden İmam-ı Buhârî...”

ifadelerini kullanır. [3]

Bu örnek, hadis-i şerif hıfzının İslâm ilim geleneğinde ciddi bir ilmî faaliyet olduğunu göstermektedir. Risale-i Nur da bu geleneği küçümseyen veya hadis-i şerif ezberini gereksiz gören bir yaklaşım ortaya koymaz.

Sonuç

Risale-i Nur Külliyatı'ndaki bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde, hadis-i şeriflerle meşguliyet konusunda belirgin bir anlayış ortaya çıkmaktadır:

Hadis-i şerifleri okumak ve öğrenmek, hadis-i şerifleri zihinde muhafaza etmek ve ezberlemek, hadis-i şeriflerin manaları üzerinde tefekkür etmek.

Bunun en güçlü fiilî örneklerinden biri, Bediüzzaman'ın On Dokuzuncu Mektup'ta yüz sayfadan fazla hadis-i şerif ve rivayeti ihtiva eden bir risalenin “kitaplara müracaat edilmeden, ezber olarak” telif edildiğini bildirmesidir. [1]

Bu sebeple Risale-i Nur perspektifinden hadis-i şerif öğrenmek ve ezberlemek, yalnızca mümkün görülen bir faaliyet değil; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sözlerini tanımaya, nebevî mirası zihinde muhafaza etmeye ve hadis-i şeriflerin manaları üzerinde tefekkür etmeye hizmet eden kıymetli bir ilim meşguliyetidir.

Ancak burada önemli bir denge de vardır: Risale-i Nur'un hadis-i şeriflerle meşguliyet tarzı sadece çok sayıda hadis-i şerif ezberlemekten ibaret değildir. Esas olan, doğru rivayetleri öğrenmek, manalarını anlamak, üzerlerinde tefekkür etmek ve nebevî rehberliği hayatla buluşturmaktır.

Bu yönüyle hadis-i şerif öğrenmek ve ezberlemek, hıfz ile tefekkürü, ilim ile ameli bir araya getiren bir Kur'ân ve Sünnet hizmeti olarak değerlendirilebilir.

Dipnotlar

[1] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Mu'cizât-ı Ahmediye Risalesi, Mukaddime.

[2] Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, Mukaddime.

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, Eddâi.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.