Risale-i Nur Hareketini Anlatan 33 Esas

Zafer KARLI

Risale-i Nur’un Kendi İfadeleriyle

Risale-i Nur hareketini tek bir kavramla tanımlamak mümkün değildir. Bediüzzaman’ın eserleri birlikte okunduğunda, bu hizmetin iman ve Kur’an hizmeti, tahkikî iman, tefekkür, ihlâs, uhuvvet, tesanüd, müsbet hareket, rıza-yı İlâhî ve vazife şuuru etrafında şekillendiği görülür.

Aşağıdaki 33 esas, Risale-i Nur Külliyatı’ndaki ifadeler esas alınarak hazırlanmıştır.

1. Risale-i Nur hareketi; Kur’an merkezli bir iman hizmetidir.

“Risâle-i Nur Kur’ân’ın malıdır.” (1)

Bediüzzaman burada Risale-i Nur’u şahsî bir düşünce sistemi olarak değil, Kur’an’a bağlı bir iman hizmeti olarak konumlandırır. Aynı pasajda Risale-i Nur’un “Kur’ân’ın malı ve tefsiri” olduğu da ifade edilir. (1)

2. Risale-i Nur hareketi; hizmet-i imaniyeyi temel maksat kabul eder.

“Risâle-i Nur’un hakîki şâkirtleri, hizmet-i îmâniyeyi herşeyin fevkınde görür.” (2)

Bu ifade, hizmetin merkezine hizmet-i imaniyeyi yerleştirir. Dolayısıyla Risale-i Nur hareketinin temel gayesi siyasî veya şahsî bir hedef değil, iman hakikatlerinin neşri ve muhafazasıdır.

3. Risale-i Nur hareketi; tahkikî imanı esas alır.

“Tahkikî îman dersleriyle…” (3)

Risale-i Nur’un yöntemi, iman esaslarını yalnızca nakletmek değil, onları delil, muhakeme ve tahkik yoluyla kavratmaktır.

Burada “tahkikî iman”, Risale-i Nur’un eğitim metodunu belirleyen temel kavramlardan biridir.

4. Risale-i Nur hareketi; akıl ve kalbi birlikte muhatap alır.

“Aklı, kalbi, ruhu ve vicdanı tenvir eder.” (4)

Bu yaklaşımda iman yalnızca zihinsel bir bilgi veya yalnızca duygusal bir telkin değildir. Akıl, kalp, ruh ve vicdanın birlikte aydınlatılması hedeflenir.

5. Risale-i Nur hareketi; tefekkürü bir iman yolu olarak kullanır.

“Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.” (5)

Bediüzzaman, Kur’an’dan alınan dört manevî yol arasında tefekkürü açıkça zikreder. Böylece kâinatın okunması, iman hakikatlerine ulaşmanın önemli vasıtalarından biri hâline gelir.

6. Risale-i Nur hareketi; kâinatı iman nazarıyla okumayı öğretir.

“Herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır.” (6)

Risale-i Nur’da kâinat, Allah’tan bağımsız ve başıboş bir varlık alanı olarak değil; Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret eden bir kitap olarak okunur.

7. Risale-i Nur hareketi; marifetullahı hedefleyen bir iman ve tefekkür hizmetidir.

“Marifetullah ve muhabbetullah…” (7)

İman hizmetinin yöneldiği temel sonuçlardan biri, insanın Allah’ı tanıması, O’na muhabbet etmesi ve kulluk şuurunu geliştirmesidir.

8. Risale-i Nur hareketi; acz ve fakrı bir ubudiyet yolu kabul eder.

“Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.” (8)

Acz ve fakr, insanın kendi sınırlılığını fark ederek Allah’ın kudret ve rahmetine yönelmesini sağlayan iki temel kavramdır.

9. Risale-i Nur hareketi; Sünnet-i Seniyyeyi hayatın temel ölçülerinden kabul eder.

“Şu kısa tarîkın evrâdı, ittibâ-ı sünnettir.” (9)

Bu ifade, Risale-i Nur’un iman hizmetini Sünnet-i Seniyye’den bağımsız düşünmediğini gösterir. İman, ibadet ve sünnete ittiba ile hayata geçirilir.

10. Risale-i Nur hareketi; ihlâsı hizmetin temel şartı kabul eder.

“İhlâsı kazanmak…” (10)

İhlâs, hizmetin şahsî beklentilerden arındırılmasıdır. Bu sebeple Risale-i Nur mesleğinde hizmetin değeri şöhret, makam veya görünür başarıdan önce ihlâsla ölçülür.

11. Risale-i Nur hareketi; rıza-yı İlâhîyi temel ölçü kabul eder.

“Rızâ-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i îmâniyeyi yapmaktır.” (11)

Burada hizmetin temel ölçüsü açıkça rıza-yı İlâhî olarak belirlenir. Hizmet edenin amacı, insanların takdiri değil Allah’ın rızasıdır.

12. Risale-i Nur hareketi; vazife ile neticeyi birbirinden ayırır.

“Vazife-i İlâhiyeye karışmamak.” (12)

İnsan kendi üzerine düşen hizmet vazifesini yapmakla mükelleftir; neticenin meydana gelmesini ise Allah’ın takdirine bırakır.

13. Risale-i Nur hareketi; hizmette neticeyi değil vazifeyi esas alır.

“Muvaffakıyet ve fütûhat-ı Nuriye ve revaç ile intişarı ise, vazife-i İlâhiyedir.” (13)

Bu düstur, hizmetin ölçüsünü sadece yayılma, sayı veya görünür başarı hâline getirmemeyi öğretir.

14. Risale-i Nur hareketi; şahıs merkezli değil, şahs-ı mânevî merkezli bir hizmet anlayışına sahiptir.

“Tesânüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı mânevînin … üstadlığı ve irşâdı bize kâfidir.” (14)

Burada hizmetin kuvveti tek bir ferdin şahsında değil, tesanüdle meydana gelen şahs-ı mânevîde görülmektedir.

Bu nokta, Risale-i Nur hizmetinin örgütlenme ve dayanışma anlayışını anlamak bakımından önemlidir.

15. Risale-i Nur hareketi; uhuvveti hizmetin temel esaslarından kabul eder.

“Mesleğimizin esası uhuvvettir.” (15)

Uhuvvet burada yalnızca ahlâkî bir tavsiye değildir. Hizmetin temel işleyiş prensiplerinden biridir.

16. Risale-i Nur hareketi; tesanüdü manevî kuvvetin kaynaklarından kabul eder.

“Tesânüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı mânevî…” (16)

Ferdî gayretlerin birleşmesiyle meydana gelen şahs-ı mânevî, hizmetin manevî kuvvet unsurlarından biri olarak ele alınır.

17. Risale-i Nur hareketi; enaniyet ve rekabet yerine uhuvvet ve ittifakı esas alır.

“İttifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekābet ortaya girer.” (17)

Bediüzzaman, meşrepler arasındaki farklılığın ihtilâf ve rekabete dönüşmesinin ihlâsı bozabileceğini belirtir. Buna karşı ittifak, uhuvvet ve insaf düsturlarını öne çıkarır.

18. Risale-i Nur hareketi; ehl-i hak ile ittifakı esas alır.

“Ehl-i hakla ittifak, Tevfik-i İlâhînin bir sebebidir.” (18)

Bediüzzaman, hak mesleklerin birbirine karşı düşmanlık üretmesi yerine ittifak etmelerini ister. Bu, Yirminci Lem’a’daki dokuz düsturdan biridir.

19. Risale-i Nur hareketi; müsbet hareketi temel hizmet prensibi kabul eder.

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir, menfî hareket değildir.” (19)

Müsbet hareket, Risale-i Nur hizmet metodunun en belirgin esaslarından biridir. Burada esas olan iman hizmetini yapmak ve menfî hareketlerden uzak durmaktır.

20. Risale-i Nur hareketi; asayişi muhafaza eden müsbet bir hizmet anlayışına sahiptir.

“Âsâyişi muhâfazayı netice veren müsbet îman hizmeti…” (20)

Bu yaklaşım, iman hizmetinin toplumsal hayatta çatışmayı ve tahribi değil, asayişi ve müsbetliği esas aldığını gösterir.

21. Risale-i Nur hareketi; dahilde çatışmayı değil manevî mücadeleyi esas alır.

“Dahildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir.” (21)

Burada mücadele yöntemi açıkça manevî ve müsbet bir mücadele olarak tanımlanmaktadır. Amaç, dahilî çatışma üretmek değil, manevî tahribata karşı iman ve ihlâs yoluyla mukabele etmektir.

22. Risale-i Nur hareketi; sıkıntılar karşısında sabır ve şükürle hizmet etmeyi esas alır.

“Herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” (22)

Hizmetin karşılaştığı sıkıntılar karşısında temel tavır sabır, şükür ve sebat olarak belirlenmiştir.

23. Risale-i Nur hareketi; sadakat ve sebatı hizmetin temel şartlarından sayar.

“Fevkalâde sadâkat ve sebat ve müfritâne irtibat ve ihlâs lâzımdır.” (23)

Bediüzzaman burada hizmetin devamlılığı için sadakat, sebat, irtibat ve ihlâsı birlikte zikreder.

24. Risale-i Nur hareketi; kemmiyetten ziyade keyfiyete önem verir.

“Kemmiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır.” (24)

Bu düstur, hizmetin ölçüsünün yalnızca kaç kişiye ulaşıldığıyla belirlenemeyeceğini gösterir. Niteliğin, ihlâsın ve tesanüdün ayrıca dikkate alınması gerekir.

25. Risale-i Nur hareketi; maddî ve mânevî feragati hizmetin esaslarından kabul eder.

“Risâle-i Nur’un mesleği maddî mânevî ferâgat mesleğidir.” (25)

Bu ifade, Risale-i Nur mesleğinin şahsî rahatlık ve menfaat beklentisinden feragat esasına dayandığını açıkça ortaya koyar. (25)

26. Risale-i Nur hareketi; hizmeti şahsî makam ve şöhret aracı yapmaz.

“Hizmet-i îmâniye ile şahsî makâm-ı mâneviyeyi aramamak iktizâ ediyor.” (26)

Bediüzzaman, hizmet-i imaniyeyi şahsî makam arayışına dönüştürmemeyi ihlâsın korunması için gerekli görür.

27. Risale-i Nur hareketi; hizmeti şahsî menfaatlere veya başka maksatlara âlet etmemeyi esas alır.

“Hiçbir şeye âlet olmamaya binâ edilen hizmet-i îmâniye…” (27)

Buradaki temel ilke, hizmet-i imaniyenin şahsî makam, menfaat veya başka dünyevî maksatların aracı hâline getirilmemesidir.

28. Risale-i Nur hareketi; asla siyaseti iman hizmetinin temel ölçüsü hâline getirmez.

“Muvakkat ve mütehavvil siyâset âlemleri … hidemât-ı îmâniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir.” (28)

Burada siyaset bütünüyle yok sayılmamakta; fakat değişken siyasî gündemlerin iman hizmetine ölçü yapılmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

29. Risale-i Nur hareketi; başka mesleklerin düşmanlığını ve tenkidini hizmet metodu hâline getirmez.

“Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin.” (29)

Bediüzzaman, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmeyi; başka mesleklerin düşmanlığı ve tenkidiyle meşgul olmamayı ister.

30. Risale-i Nur hareketi; “hak yalnız benim mesleğimdir” anlayışını reddeder.

“Hak yalnız benim mesleğimdir … diyemez.” (30)

Bediüzzaman burada insaf düsturunu öne çıkarır. Kişi kendi mesleğini hak veya daha güzel görebilir; fakat bundan hareketle diğer hak meslekleri bütünüyle haksız sayamaz.

31. Risale-i Nur hareketi; iman ve Kur’an hizmetini hayatın merkezine alır.

“Hizmet-i îmâniye ve Kur’âniye…” (31)

Risale-i Nur hizmetinin kendi terminolojisindeki en belirgin tanımlamalardan biri hizmet-i imaniye ve Kur’âniye ifadesidir.

32. Risale-i Nur hareketi; tesanüd, müzakere ve kardeşlik içinde yürüyen bir hizmet anlayışına sahiptir.

“Hakikî bir tesanüdle kudsî hizmete sebatkârâne devam etmek…” (32)

Bu anlayışta ferdî okuma ve gayretin yanında kardeşlerin birbirini desteklemesi, tesanüd etmesi ve hizmete birlikte devam etmesi önem taşır.

33. Risale-i Nur hareketi; iman, Kur’an, ihlâs, uhuvvet, tesanüd ve müsbet hareket ekseninde yürüyen bir hizmettir.

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir, menfî hareket değildir. Rızâ-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i îmâniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.” (33)

Sonuç

Risale-i Nur hareketinin kendi kaynaklarındaki ifadeler birlikte değerlendirildiğinde, onu yalnızca “bir eser etrafında oluşmuş bir okuyucu topluluğu” şeklinde tanımlamak eksik kalır.

Bediüzzaman’ın kendi ifadeleriyle ortaya çıkan yapı daha geniştir:

Kur’an, iman, tahkik, tefekkür, marifetullah, sünnet, ihlâs, uhuvvet, tesanüd , şahs-ı mânevî , müsbet hareket, hizmet-i imaniye, rıza-yı İlâhî…

Bu sebeple Risale-i Nur hizmetinin ayırt edici yönü, yalnızca ne söylediğinde değil, hakikati hangi yöntemle ve hangi hizmet ahlâkıyla neşrettiğinde de görülür.

Bediüzzaman’ın ifadeleri içinde özellikle üç ana eksen dikkat çekmektedir:

  1. Hizmetin gayesi: İman ve Kur’an hizmeti.
  2. Hizmetin ahlâkı: İhlâs, uhuvvet, tesanüd, feragat ve sebat.
  3. Hizmetin yöntemi: Tahkik, tefekkür, müsbet hareket ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak.

Dolayısıyla Risale-i Nur hareketini en kısa biçimde şöyle ifade etmek mümkündür:

Risale-i Nur; Kur’an’ın iman hakikatlerini tahkik ve tefekkür yoluyla ders veren, ihlâs ve uhuvvet içinde yürütülen, müsbet hareketi esas alan bir hizmet-i imaniye ve Kur’âniyedir.

Dipnotlar

(1) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-I, “Risâle-i Nur’a perde olmamak” bahsi, s. 239–240. Aynı pasajda “Risâle-i Nur Kur’ân’ın malıdır” ifadesi açıkça yer almaktadır.

(2) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup, s. 190.

(3) Bediüzzaman Said Nursî, Hizmet Rehberi, “Risale-i Nur tahkikî imanı kazandırır” bahsi.

(4) Bediüzzaman Said Nursî, Sözler ve Mektubat, iman bahisleri. Bu ifade burada Risale-i Nur’un genel yöntemini özetleyen ifade olarak kullanılmıştır.

(5) Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Zeyl.

(6) A.g.e., Yirmi Dokuzuncu Mektup, Zeyl.

(7) A.g.e. ve ilgili iman bahisleri.

(8) A.g.e.

(9) A.g.e. Bediüzzaman aynı yerde “Şu kısa tarîkın evrâdı, ittibâ-ı sünnettir” diyerek bu yolu Sünnet-i Seniyye ile ilişkilendirir.

(10) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirminci Lem’a, İhlâs Risalesi.

(11) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup.

(12) A.g.e.

(13) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-I, ilgili mektup.

(14) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup.

(15) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirminci Lem’a.

(16) Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup.

(17) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirminci Lem’a.

(18) A.g.e., Yirminci Lem’a. Yirminci Lem’a’da bu ifade dokuz düsturdan biri olarak açıkça yer almaktadır.

(19) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası; ayrıca Emirdağ Lâhikası-II.

(20) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, Bediüzzaman’ın vefatından önce verdiği son ders.

(21) Bediüzzaman Said Nursî, Beyanat ve Tenvirler, ilgili bahis.

(22) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, aynı son ders.

(23) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup.

(24) A.g.e.

(25) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II; ayrıca Hizmet Rehberi, “Risâle-i Nur’un mesleği maddî mânevî ferâgat mesleğidir.”

(26) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-I, s. 239–240.

(27) A.g.e., s. 239–240.

(28) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, ilgili mektup.

(29) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirminci Lem’a.

(30) A.g.e.

(31) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, On Üçüncü Şuâ ve Lâhika mektupları.

(32) A.g.e.

(33) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, Bediüzzaman’ın vefatından önce verdiği son ders.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.