Otuz Üçüncü Söz’den Notlar

Zafer KARLI

[Not: Bediüzzaman Said Nursî’nin Mesnevî-i Nuriye adlı eserinde, "Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelam öğrendim" diyerek bahsettiği temel kavramlardan biri nazardır, diğerleri niyet, mana-yı harfî ve mana-yı ismîdir.

Risale-i Nur külliyatında “nazar”, sadece gözün bakması değil; akıl, kalp ve ruhun birleşerek varlığı anlamlandırma, yorumlama ve bakış açısı geliştirme biçimidir. Külliyatta bu kavram iki ana boyutta ele alınır.

  • Mana-yı Harfî Nazarı: Eşyaya ve kâinata kendisi hesabına değil, O'nun yaratıcısı (Sânii) hesabına bakmaktır. Bu nazarla bakıldığında her mevcudat, Allah'ın isim ve sıfatlarını gösteren birer mektup, birer harf hükmünü alır.
  • Mana-yı İsmî Nazarı: Eşyaya esbab (sebepler) ve tabiat namına, kendi adlarına bakmaktır. Bu bakış açısı hakikati örter, insanı gaflete ve tesadüf çıkmazına sürükler.

Bu kısa kavram açıklamalarından sonra konuya geçebiliriz.]

Otuz Üçüncü Söz’deki otuz üç pencere, birbirinden bağımsız otuz üç delil değildir. Her pencere, kâinattaki farklı bir tecellîden hareketle aynı hakikate, yani tevhid ve marifetullaha açılır. İşte kâinatı ve kendimizi anlamanın beş temel anahtarı:

  • 1. Esas (Kâinat Kitabı): Kâinat tesadüflerin savrulduğu bir yer değil; her satırında İlahi isimlerin nakşedildiği devasa bir kitaptır. Bakmasını bilene her mahluk bir ayettir.
  • 2. Esas (Mânâ-yı Harfî): Bir çiçeğe sadece çiçek derseniz yanılırsınız. Ona bir harf gibi bakın; kendi şeklini değil, kendisini yazan Sanatkâr'ın güzelliğini anlattığını göreceksiniz.
  • 3. Esas (Sebeplerin Arkası): Sebepler ve kanunlar sadece birer perdedir. Gerçek tasarruf perdelerin arkasındaki sonsuz kudretindir; tevhid, sebeplere takılmadan Müessir'i görebilmektir.
  • 4. Esas (İnsanın Mahiyeti): İnsan kâinatın sadece seyircisi değil, onun en zengin özetidir. İçinizdeki sınırlı ölçülerle, Aynadaki yansımalar gibi, Yaratıcı'nın sonsuz sıfatlarını keşfedebilirsiniz.
  • 5. Esas (Marifet ve Ubudiyet): Kâinattaki harika sanatı izlemek sadece kuru bir hayranlık için değildir; hayranlık marifete, marifet ise kalbi bir şükür ve ibadete dönüşmelidir.

Şimdi bu beş esası tek tek biraz daha açalım :

1. Kâinat, esmâ-i İlâhiyeyi gösteren bir kitaptır

İlk esas, Otuz Üç Pencere’nin tamamını kuşatan ana nazardır. Kâinattaki sanat, intizam, hikmet, güzellik ve ölçü; onları yoktan var eden eden Sâni-i Zülcelâl’e işaret eder.

Birinci pencereden itibaren nazar, varlığın kendisinde bırakılmaz. Eserdeki nakış, sanatkârını; düzende Hakîm’i; güzellikte Cemîl’i; rahmette Rahîm’i gösterir. Böylece kâinat, esmâ-i İlâhiyenin tecellîlerini gösteren bir kitap hâline gelir.

Otuz üç pencerenin farklılaşması, bakılan cihetlerin farklılığındandır; hedefleri ise birdir.

2. Mânâ-yı harfî, bütün pencerelerin nazar biçimidir

İkinci esas, bu pencerelerin nasıl okunacağını açıklar. Otuz Üçüncü Söz’ün asıl sırrı yalnız delilleri sıralamak değil, eşyaya doğru nazarla bakmayı öğretmektir.

Mânâ-yı ismî ile bakıldığında nazar, eşyanın kendisinde kalır; mânâ-yı harfîde ise eşyanın gösterdiği mânâya intikal edilir. Bu sebeple bir çiçek yalnız bir çiçek değildir; güzelliğiyle Cemîl’i, ölçüsüyle Hakîm’i, hayatıyla Muhyî’yi gösteren bir penceredir.

Otuz Üç pencere, farklı mahlûk ve hadiseler üzerinden aynı intikali gerçekleştirir:

  • Eserden Müessire,
    sanattan Sâniine,
    nimetten Mün‘im-i Hakikîye,
    hikmetten Hakîm’e,
    kudretten Kadîr’e.

Böylece mânâ-yı harfî, otuz üç pencerenin ortak okuma anahtarı olur.

3. Esbabda kalmamak, tevhid hakikatine ulaşmaktır

Üçüncü esas, pencerelerin gösterdiği tevhid hakikatidir. Kâinatta sebepler, vasıtalar ve kanunlar görünür; fakat bunlar hakikî müessir olarak görülemez. Çünkü eserlerde görünen hikmet, intizam ve sanat, onların arkasındaki kudret ve ilmi gösterir.

Otuz Üç Pencere’nin her biri, farklı bir cihetten bu noktayı kuvvetlendirir. Bir şeyin meydana gelmesinde görünen sebepler nazarı kendilerine çekse de, mânâ-yı harfî ile bakıldığında hakikî tasarrufun Allah’a ait olduğu anlaşılır.

Böylece pencereler, yalnız “Allah vardır” neticesine değil, “Her şey O’nun kudret ve rububiyetiyle meydana gelir” hakikatine götürür. Tevhid burada soyut bir inanç değil, kâinatı doğru okumanın neticesidir.

4. İnsan, pencerelerin hem okuyucusu hem de en câmi numunesidir

Dördüncü esas, otuz üç pencerenin insanla birleştiği noktadır. İnsan kâinatın dışındaki bir seyirci değildir. Kendisinde bulunan hayat, şuur, irade, ilim, kudret ve ihtiyaçlar sebebiyle kâinat kitabındaki mânâları okuyabilecek câmi bir mahiyete sahiptir.

Otuz üç pencerede dış dünyadaki tecellîler okunurken, insan kendi mahiyetine baktığında onların daha câmi bir numunesini görür.İnsandaki sınırlı ilim, Allah’ın sonsuz ilmini; cüz’î kudret, kudret-i mutlakanın mahiyetini anlamaya bir mikyas olur. Acz ve fakr ise insanın kendi hakikî makamını gösterir.

Bu noktada pencerelerin seyri dışarıdan içeriye döner. İnsan kâinatı okurken aslında kendi ubudiyet vazifesini de keşfeder. Dua, şükür, tefekkür ve ibadet bu keşfin tabiî neticeleri hâline gelir.

5. Pencerelerin tamamı marifetullahtan ubudiyete açılır

Beşinci esas, Otuz Üç Pencere’nin nihai gayesidir. Pencerelerde görülen sanat, hikmet, rahmet, kudret ve nimet; insanı yalnız hayranlığa değil, marifetullaha götürür.

Nimet, Mün‘im’i tanıtır ve şükre sevk eder. Rızık, Rezzâk’ı gösterir ve tevekkülü kuvvetlendirir. Hayat, Muhyî’yi tanıtır. Rahmet, Rahîm’i bildirir. Kudret ve hikmet ise Kadîr ve Hakîm isimlerini düşündürür.Böylece tefekkür, marifete; marifet, ubudiyete; ubudiyet ise saadet-i ebediyeye uzanan bir yol hâline gelir.Otuz üç pencerenin her biri bu büyük gayenin bir cihetini gösterir. Pencereler çoğalır, fakat bakılan hakikat birdir.

Otuz Üç Pencerenin Beş Esas İçindeki Seyri

Bu beş esas, Otuz Üçüncü Söz’ün hareketini şöyle özetler:

  • Kâinat bir kitap olarak görülür.
  • Mânâ-yı harfî ile okunur.
  • Eşyadan Sâniine intikal edilir.
  • Esbabın arkasındaki kudret ve rububiyet fark edilir.
  • İnsan, bu hakikatin karşısında kendi acz ve fakrını anlayarak ubudiyete yönelir.

Sonunda bütün pencereler marifetullah ve tevhid hakikatinde birleşir. Dolayısıyla otuz üç pencereyi yalnız “otuz üç delil” şeklinde okumak eksik kalır. Her pencere, insanın nazarını bir cihetten temizler ve onu aynı hakikate yaklaştırır. Otuz Üçüncü Söz’ün bütünlüğü de burada ortaya çıkar:

Pencereler çeşitlidir; gösterdikleri hakikat birdir. Nazarlar farklıdır; maksud birdir. Mahlûkat çeşitlidir; Sâni birdir.

Bu sebeple Otuz Üç Pencere, kâinatı okumaktan başlayıp insanın ubudiyetine ulaşan tek bir tefekkür yolunun otuz üç farklı görünüşüdür.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.