Nur'a Talebe Olmak

Zafer KARLI

Risale-i Nur’da talebelik, yalnızca Risale okumaktan veya bir hizmet çevresine mensup olmaktan ibaret değildir. Külliyatın bütünü içinde Kur’an’a bağlılık, Sünnet-i Seniyye’ye ittiba, ihlâs, uhuvvet, tesanüd, ibadet, imanî tefekkür, müsbet hareket ve güzel ahlâk birlikte ele alınır. Bu sebeple aşağıdaki maddeler, Bediüzzaman’ın eserlerinde farklı yerlerde ortaya koyduğu esasların toplu bir değerlendirmesidir.

1. Kur’an’ın rehberliğinden asla ayrılmamak

Risale-i Nur’un temel dayanağı Kur’an’dır. Bediüzzaman, Risale-i Nur’u kendi şahsî düşüncesi olarak değil, Kur’an hakikatlerinin bir hizmeti olarak takdim eder:

“Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır.”(1)

Yine Bediüzzaman:

“Sözler güzeldirler, hakikatlerdir. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîmin hakaikinden telemmu’ etmiş şuâlardır” der.(2) Bu sebeple Risale-i Nur’a bağlılık, Kur’an hesabına bir bağlılıktır.

Kur’an ile hem lafzen hem de anlam boyutuyla hem hâl olmak temel bir prensip olmalıdır. Zira Rasulullah (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: “İçinde Kur’an okunan ev, içindeki aile fertlerine (okyanuslar kadar) genişler. Melekler oraya iner, şeytanlar ise oradan kaçar. O ev hayır ve bereketle dolar. Kur’an okunmayan ev, halkına daralır. Melekler orayı terk eder, şeytanlar ise oraya musallat olur. O evin hayır ve bereketi kaçar.” (Tirmizi 5/18)

Evlerimizi Kur'an seslerinin geldiği, Kur’an’ın mesajı ile meşgul olunduğu evlere dönüştürmeyi başarırsak yuvalarımızı şeytanlardan koruyup huzurlu hale getirmiş olacağız.

2. Sünnet-i Seniyye’ye ittiba etmek

Bediüzzaman, Sünnet-i Seniyye’yi muhabbetullahın önemli bir neticesi olarak gösterir: “Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyye’nin ittibaını istilzam edip intaç ediyor.”(3) Ayrıca Sünnet-i Seniyye’nin mertebelerini birbirinden ayırır ve farz, vâcip, nevâfil ve âdâb bakımından farklı derecelere dikkat çeker.(4) Dolayısıyla Sünnet-i Seniyye’ye ittiba, Risale-i Nur’un hizmet anlayışının temel unsurlarındandır. Ancak sünnetlerin hüküm ve derece bakımından birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır.

3. İhlâsı ibadetlerin, yaşamın ve hizmetin merkezinde tutmak

Yirmi Birinci Lem’a’nın en temel düsturlarından biri şudur: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.”(5) Hizmetin değeri yalnızca yapılan işle değil, niyet ve rıza-yı İlâhî ile ölçülür. Şahsî menfaat, şöhret, makam veya nefsî beklenti hizmetin ihlâsını zedeleyebilir. Bu sebeple Nur hizmetinin merkezinde ihlâs ve rıza-yı İlâhî bulunur.

4. Şahısları hak ve hakikatin yerine koymamak

Bediüzzaman, hizmetin şahsî bir yapı etrafında değil, şahs-ı mânevî ve hakikatler etrafında anlaşılması gerektiğine dikkat çeker:

“Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı mânevî zamanıdır.”(6)

Aynı bağlamda Risale-i Nur’un Kur’an’a nispetini vurgular:

“Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır, Kur’ân’dan süzülmüştür.”(6)

Bu ifade şahıslara hürmeti ortadan kaldırmaz. Asıl ölçü, hiçbir şahsı hakikatin yerine koymamaktır.

5. Uhuvvet, tesanüd ve kardeşlik hukukunu korumak

Bediüzzaman, hizmetin kuvvetini ihlâs, uhuvvet ve tesanüd ile açıklar: “Sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi...”(7) Bu nedenle hizmet içinde farklı düşünceler bulunabilse de kardeşlik hukukunu zedeleyen rekabet, kırgınlık, tahkir ve düşmanlık hizmetin ruhuna aykırıdır. Uhuvvet yalnızca bir duygu değil, hizmetin kuvvetini meydana getiren temel bir esastır.

6. Gıybet, iftira ve tahkirden azami düzeyde sakınmak

Yirmi İkinci Mektup’ta gıybet açıkça tarif edilir: “Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerâhet edip darılacaktı.”(8) Bediüzzaman ardından şu önemli ayrımı yapar: “Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır.”(8) Dolayısıyla doğru bir sözü söylemek her zaman gıybetten kurtulmak anlamına gelmez. Bununla birlikte Külliyat, hak ve maslahat sebebiyle bazı özel durumları ayrıca değerlendirir. Bu istisnalar da dikkate alınmalıdır.

7. Müsbet hareket etmek ve asayişi muhafaza etmek

Bu iki esas aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Bediüzzaman’ın son dersinde açıkça: “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.”(9) denilir. Devamında:

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.”(9) buyurulur.

Aynı mektupta:

“Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde...”(9) ifadesi kullanılır. Bediüzzaman ayrıca kendi hayatını örnek göstererek dahilî meselelerde müsbet ve mânevî hareketi, asayişin muhafazasını ve neticeyi Allah’a bırakmayı hizmetin temel şartlarından biri olarak açıklar.(10) Bu nedenle müsbet hareket, pasiflik veya haksızlık karşısında susmak değildir. Menfîliğe başvurmadan iman ve hakikat hizmetini sürdürmektir.

8. Farzları ihmal etmemek, namazı tadil-i erkana riayet ederek kılmak ve tesbihatı yapmak

“Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.” (Sözler, 26. Söz, Zeyl.)

Risale-i Nur’un talebelik anlayışı asla ibadet hayatından kopuk değildir. Yirmi Birinci Söz’de bilhassa namazın devamlılığı üzerinde durulur ve nefsin “her gün, her gün” şeklindeki itirazına cevap verilir.(11)

Bediüzzaman ibadette devamlılığa dikkat çeker:

“İbadet cihetinde yalnız bugünü düşün.”(12)

Namazın kalp ve ruh için taşıdığı ehemmiyet de ayrıca açıklanır.(13)

Namaz sonrasındaki tesbihat hakkında ise Kastamonu Lâhikası’nda çok daha açık bir ifade vardır:

“Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediye’dir.”

Ardından:

“O noktadan ehemmiyeti büyüktür.”(14) denilir.

Bu sebeple namaz, tesbihat ve diğer farz ibadetler, Risale-i Nur hizmetinden asla ayrı düşünülemez.

9. Risale-i Nur’u düzenli okumak ve imanî tefekkürü sürdürmek

Kastamonu Lâhikası’nda Bediüzzaman:

“Her gün tefekkürle okumaya başladım.”(15) der.

Aynı bahiste Risale-i Nur için:

“Talebelerine bir vird-i ekber olabilir.”(15) ifadesini kullanır.

Tarihçe-i Hayat’ta ise bir risaleyi defalarca okuduğu hâlde tekrar okumaya ihtiyaç duyduğunu belirtir. (16) Bütün bunlar, Risale-i Nur’la devamlı meşguliyet, tekrar ve imanî tefekkürün önemini göstermektedir. Ancak Külliyat, bütün talebeler için bağlayıcı şekilde “her gün şu kadar saat” veya “şu kadar sayfa” gibi ortak bir süre belirlemez. Bu sebeple esas olan devamlılık ve istidada göre düzenli okumadır.

10. Risale okumayı ibadet ve ahlâktan koparmamak

Risale-i Nur okumak, yalnızca zihnî bir faaliyet olarak görülmemelidir. Okunan iman hakikatlerinin namaza, tesbihata, ahlâka ve insanlarla münasebetlere yansıması gerekir. Bu sebeple Risale okumak, namaz ve tesbihat birbirini tamamlayan bir iman ve kulluk hayatı içinde değerlendirilmelidir.

11. Haramdan sakınmak ve güzel ahlâka dikkat etmek

Risale-i Nur’da iman ile ahlâk birbirinden koparılmaz. İffet, takvâ, nefis terbiyesi ve kuvvelerin istikamette kullanılması birçok bahiste ele alınır. Bu sebeple haramdan sakınmak, dili ve nazarı korumak, kul hakkına dikkat etmek ve güzel ahlâkı muhafaza etmek, iman hizmetinin tabiî sonuçlarından biri olarak görülmelidir.(17)

12. İnsanları zorlamamak ve kendi mesleğini severken başkasına adavet etmemek

İman hizmetinin esasının maddî cebir değil, delil, burhan ve ikna olduğu vurgulanır.(18) Diğer taraftan Bediüzzaman, ihtilafın sebeplerinden birini şöyle açıklar: “Kendi mesleğinin muhabbeti yerine, başka meslekten nefret harekâtında hâkim kılınmıştır.”(19)

Böylece iki önemli ölçü ortaya çıkar:

  • İnsanları zorlamamak ve kendi mesleğini severken başkasına düşmanlık etmemek.

Kendi mesleğine muhabbet, başka mesleklere adavet etmeyi gerektirmez.

13. Risale-i Nur’a ait olmayan sözleri ona nispet etmemek

Bediüzzaman, kendi sözlerini dahi şahsına mal etmez: “Sözler güzeldirler, hakikatlerdir. Fakat benim değildirler.”(20) Bu yaklaşım, Risale-i Nur üzerine yapılacak çalışmalarda alıntı ile yorumu birbirinden ayırmanın önemini gösterir. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın doğrudan söylediği bir söz ile bizim o sözden çıkardığımız sonucu aynı şeymiş gibi sunmamak gerekir. Özellikle ilmî çalışmalarda kaynağı bulunmayan sözlerin Bediüzzaman’a veya Risale-i Nur’a nispet edilmemesi temel bir hassasiyet olmalıdır.

14. Hizmeti şahsî menfaat ve şöhretten korumak

Risale-i Nur hizmetinin şahsî menfaatlere âlet edilmemesi, ihlâs bahsinin önemli sonuçlarından biridir. Emirdağ Lâhikası’nda Risale-i Nur’un: “şahsî menfaatlerine … âlet yapılmaması”(21) gerektiği belirtilir. Bunun ihlâs-ı hakikî ile ilişkisi de açıklanır. Bu sebeple hizmeti makam, şöhret, şahsî menfaat veya nefsî üstünlük aracı hâline getirmemek, ihlâsın korunmasının tabiî bir sonucudur.

15. İman hizmetini merkeze almak

Bütün bu esasların merkezinde iman hizmeti bulunmaktadır. Bediüzzaman’ın son dersindeki açık ifadesi şöyledir: “Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.”(9) Bu ifade, hizmetin temel istikametini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Nur talebeliği yalnızca bir isim, aidiyet veya okuma faaliyeti değildir. Kur’an, Sünnet, iman, ihlâs, ibadet, uhuvvet, güzel ahlâk ve müsbet hareketin hayat içinde karşılık bulmasıdır.

Sonuç

Risale-i Nur’da talebelik ve hizmet anlayışı bir teşkilat tüzüğü veya yalnızca yasaklar listesinden ibaret değildir. Bütün bahisler birlikte değerlendirildiğinde temel çerçeve şu şekilde özetlenebilir:

  • Kur’an’a bağlılık.
  • Sünnet-i Seniyye’ye ittiba.
  • Rıza-yı İlâhî ve ihlâs.
  • Uhuvvet ve tesanüd.
  • Gıybet, iftira ve tahkirden sakınmak.
  • Müsbet hareket ve asayişi muhafaza.
  • Namaz, farzlar ve tesbihat.
  • Risale-i Nur’u düzenli okumak ve imanî tefekkürü sürdürmek.
  • Güzel ahlâk ve haramlardan sakınmak.
  • İnsanları zorlamamak.
  • Kendi mesleğini severken başkasına adavet etmemek.
  • Risale-i Nur’a ait olmayan sözleri ona nispet etmemek.
  • Hizmeti şahsî menfaat ve şöhretten korumak.
  • İman hizmetini merkeze almak.

Bütün bunların merkezinde ise rıza-yı İlâhî ve ihlâs vardır.

Söz konusu esaslar öncelikle başkalarını değerlendirmek için değil, insanın kendi nefsini muhasebe etmesi için bir ölçü olarak anlaşılmalıdır. Çünkü Risale-i Nur’un talebelik anlayışında asıl mesele yalnızca hakikati okumak değildir. Okunan hakikatin imana, ibadete, ahlâka, kardeşliğe ve hizmete dönüşmesidir.

Dipnotlar

(1) Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup.

(2) Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Risale-i Nur’dan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar.

(3) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Beşinci Nükte.

(4) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Altıncı ve Dokuzuncu Nükte.

(5) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, Birinci Düstur.

(6) Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.

(7) Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a.

(8) Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Hâtime.

(9) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, 151. Mektup.

(10) Aynı eser, 151. Mektup.

(11) Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam.

(12) Aynı eser, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Dördüncü İkaz.

(13) Aynı eser, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, İkinci İkaz.

(14) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, 70. Mektup.

(15) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, 23. Mektup.

(16) Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.

(17) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü’z-Zehra.

(18) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, On Birinci Şuâ, Meyve Risalesi.

(19) Bediüzzaman Said Nursî, İlk Dönem Eserleri, Tuluât.

(20) Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî.

(21) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, 66. Mektup.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.