İslâm Deccalı Süfyan

Zafer KARLI

Beşinci Şuâ Bağlamında Tahribat, Mânevî Cereyan ve İman Hizmeti

Bu yazımızda Süfyan kavramı, Beşinci Şuâ’nın kendi metin bütünlüğü içerisinde ele alınacak; onun temsil ettiği tahribatın mahiyeti ve bu tahribata karşı Risale-i Nur’un iman merkezli hizmeti üzerinde durulacaktır.

1. İslâm Deccalı ve Süfyan

Beşinci Şuâ’nın Sekizinci Meselesi’nde Deccal meselesi ikiye ayrılır. Bediüzzaman, bazı ehl-i tahkikin Hz. Ali’nin (r.a.) ifadelerine dayanarak İslâm Deccalı’na “Süfyan” dediğini aktarır:

“İslâmların Deccalı ayrıdır... Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek.”(1)

Bu ifade, Beşinci Şuâ’nın terminolojisi bakımından temel bir noktayı ortaya koymaktadır. Büyük Deccal ile İslâm Deccalı birbirinden ayrılmakta; İslâm Deccalı için “Süfyan” ismi kullanılmakta ve onun İslâmlar içerisinde çıkacağı belirtilmektedir.Burada özellikle “aldatmakla iş görecek” ifadesi üzerinde durmak gerekir. Çünkü bu ifade, söz konusu tahribatın yalnızca cebir ve zor kullanma yoluyla gerçekleşmeyeceğine işaret etmektedir.

Bediüzzaman’ın ilgili bahislerde ortaya koyduğu tabloya göre, âhirzaman fitneleri nefisleri kendilerine çekebilir, insanları meftun edebilir ve bazı kimseler bu fitnelere kendi ihtiyarlarıyla, hatta zevk alarak kapılabilirler. (3)

Bu nokta, Süfyanî tahribatın anlaşılması bakımından önemlidir. Çünkü insan, yalnızca dışarıdan zorlanan bir varlık değildir. Bazen kendi hevesleri ve nefsânî arzuları vasıtasıyla tahribatın içine çekilebilir. Nitekim Beşinci Şuâ’da Süfyan’ın zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle insanların akıllarını teshir etmesi ve bazı âlimleri kendi tarafına çekmesi ihtimaline de ayrıca dikkat çekilir.(3)

Böylece tahribatın iki yönü ortaya çıkar: Bir tarafta aldatma ve nefsânî arzuları harekete geçirme; diğer tarafta ise akıl, fen ve siyasî tesir vasıtalarıyla insanları teshir etmedir.

2. Tahribatın Mahiyeti: Şeriat-ı Muhammediyenin Bazı Ebedî Ahkâmı

Beşinci Şuâ’nın Üç Küçük Mesele kısmındaki Birinci Mesele, Süfyan’ın tahribatının mahiyetini anlamak bakımından merkezî bir yere sahiptir. Bediüzzaman, İslâm Deccalı olan Süfyan’ın “şeriat-ı Muhammediyenin (asm) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak” hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozacağını ifade eder.(4)

Burada “kaldırmaya çalışmak” tabirinin üzerinde durmak gerekir. İfade, bütün şeriatın bir anda ortadan kaldırılmasından ziyade, onun bazı ebedî hükümlerinin hayattan uzaklaştırılması ve tesirsiz hâle getirilmesi yönündeki bir tahribatı göstermektedir.Fakat mesele yalnızca bazı hükümlerin uygulanmaması değildir. Bediüzzaman bunun neticesini doğrudan “hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozmak” şeklinde ortaya koyar.(4)

Demek ki dinî hükümler, insan hayatında sadece ferdî ibadetleri düzenleyen birtakım kurallar olarak görülmemelidir. Bunların aile, ahlâk ve içtimaî hayat üzerinde de tesirleri vardır. Bu rabıtalar zayıfladığında, tahribatın tesiri ferdî alandan çıkarak hayat-ı içtimaiyeye kadar uzanır.

3. Hürmet ve Merhamet Gibi Nuranî Zincirler

Aynı Birinci Mesele’de Bediüzzaman, Süfyan’ın “hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözeceğini” ifade eder.(4) Bu ifade üzerinde dikkatle durmak gerekir. Çünkü bir toplumu ayakta tutan bağlar yalnızca kanunlardan ibaret değildir. İnsanları birbirine bağlayan hürmet, merhamet, şefkat ve mesuliyet gibi mânevî bağlar da vardır.Bu bağların zayıflamasıyla birlikte insanın nefsânî arzuları üzerindeki kontrolü gevşeyebilir. Başkasının hukukuna karşı hassasiyet azalabilir; ailevî ve içtimaî sorumluluklar zayıflayabilir; hürmet ve merhametin yerini menfaat ve heves alabilir.Bediüzzaman’ın tahlilinde bu çözülme daha ileri bir neticeye, yani anarşiye kadar uzanabilmektedir.(4)

Bu sebeple Süfyanî tahribatı sadece siyasî iktidar değişiklikleri üzerinden okumak, Beşinci Şuâ’nın dikkat çektiği esas noktayı daraltır. Buradaki asıl mesele, insanları birbirine bağlayan mânevî ve ahlâkî rabıtaların çözülmesidir.

4. “Cebrî Bir Serbestiyet” ve “Ayn-ı İstibdat Bir Hürriyet”

Bediüzzaman aynı pasajda “cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet” ifadesini kullanır.(4) Burada eleştirilen hürriyetin kendisi değildir. Mesele, hürriyet görüntüsü altında nefsânî başıboşluğun yaygınlaşması ve bunun sonunda gerçek hürriyeti ortadan kaldırabilecek bir toplumsal netice doğurmasıdır.

Nefsin her istediğini yapabilmesi, ilk bakışta serbestiyet gibi görünebilir. Fakat insan, kendi heveslerinin esiri hâline geldiğinde bu serbestiyetin gerçek bir hürriyet olup olmadığı yeniden düşünülmelidir.

Bediüzzaman’ın çizdiği süreç kabaca şöyledir:

Nefsânî başıboşluk, hürmet ve merhametin çözülmesi, içtimaî çatışma, anarşi, daha ağır bir kontrol ve istibdat ihtiyacı…

Bediüzzaman’ın ifadesiyle süreç, insanların “gayet şiddetli bir istibdattan başka” bir yöntemle zapt edilemeyeceği bir noktaya varabilir.(4)

Burada hürriyet ile mesuliyet arasındaki bağ önem kazanmaktadır. Gerçek hürriyet, insanın bütün mânevî bağlarından kopması değil; nefsin tahakkümünden kurtulabilmesidir.

5. Teshir, Cazibe ve Mukaddesata Hücum

Süfyan’ın tesirini sadece siyasî kuvvet ve cebir üzerinden açıklamak da yeterli değildir. Beşinci Şuâ’nın Üç Küçük Mesele kısmındaki İkinci Mesele’nin ilgili bölümünde Bediüzzaman, İslâm Deccalı’nın “bir gözünde teshir edici manyetizma” bulunduğundan söz eder.(5) Aynı pasajda onun “inkâr-ı mutlak”tan gelen bir cür’et ve cesaretle mukaddesata hücum edeceği belirtilir. Bu hücumun bazı insanlar tarafından hakikî mahiyeti anlaşılmadan “harikulâde iktidar ve cesaret” şeklinde algılanabileceğine de dikkat çekilir.(5)Burada tahribat ile tahribatın algılanması arasında bir fark ortaya çıkmaktadır.

Bir hareketin güçlü görünmesi, onun hakikatli olduğunu göstermez. Tahrip, çoğu zaman inşa etmekten daha kolaydır. Bediüzzaman’ın kibrit misaliyle ifade ettiği gibi, küçük bir sebep büyük bir yangına yol açabilir.(2)

Hevesler de tahribat lehinde olduğunda, küçük bir hareketin tesiri genişleyebilir. Bu nedenle Süfyanî tesiri yalnızca zor ve baskı kavramlarıyla açıklamak yeterli değildir; teshir ve cazibe boyutunun da dikkate alınması gerekir.

6. Şahıs ve Mânevî Şahsiyet

Beşinci Şuâ’nın Onuncu Meselesi, âhirzaman şahıslarına nisbet edilen fevkalâde iktidarların nasıl anlaşılması gerektiği konusunda önemli bir ölçü verir.Bediüzzaman, bu fevkalâde iktidarların, o şahısların temsil ettikleri “mânevî şahsiyetin azametinden kinaye” olabileceğini ifade eder.(2) Bu açıklama, Süfyan meselesinin sadece ferdî bir şahıs üzerinden okunmasını yetersiz hâle getirir. Bir şahsın tesirini anlamak için onun temsil ettiği fikrî yapı, mânevî cereyan ve sosyal tesir alanı da hesaba katılmalıdır.

Fakat burada diğer uca da gitmemek gerekir. “Süfyan yalnızca semboldür; ortada bir şahıs yoktur” şeklindeki kesin bir hüküm de Beşinci Şuâ’nın açık ifadeleriyle örtüşmez.

Beşinci Şuâ’da Süfyan, İslâm Deccalı olarak bir şahsiyet şeklinde ele alınmakta; fakat onun tesiri, temsil ettiği mânevî şahsiyet ve cereyanın genişliğiyle birlikte açıklanmaktadır.

7. Rivayet, Te’vil ve İşaret

Beşinci Şuâ’nın anlaşılmasında en önemli meselelerden biri de rivayetlerin nasıl okunacağıdır. Bediüzzaman, Mukaddime’de âhirzaman hadislerinin bir kısmının müteşabih olduğunu ve bunların te’vil edilmesi gerektiğini belirtir.(8) Ayrıca bazı hâdiselerin icmalen bildirildiğini, tafsilatın ise daha sonra te’vil yoluyla anlaşılabileceğini ifade eder. Bu metodolojik kayıt, Süfyan bahsi açısından özellikle önemlidir. Çünkü bir rivayette geçen her ayrıntıyı doğrudan ve değişmez bir tarihî olay olarak kabul etmek, Bediüzzaman’ın kendi açıklamalarındaki ihtiyatı gözden kaçırabilir. Örneğin dokuzuncu mesele’de bu husus daha açık biçimde görülür. Bediüzzaman, Şam ve Arabistan çevresindeki âhirzaman hâdiselerine dair bazı tasvirlerde râvilerin kendi dönemlerinin şartlarını dikkate alarak mücmel haberleri kendi içtihadlarıyla tafsil etmiş olabileceklerini belirtir.(9)

Bu sebeple üç ayrı seviyeyi birbirinden ayırmak gerekir:

  • Hadisin açık lafzı,
  • Bediüzzaman’ın yaptığı te’vil ve işarî yorum,
  • Daha sonraki okuyucuların bu yorumlardan hareketle çıkardıkları tarihî mâsadaklar.

Bunların birbirine karıştırılmaması, ilmî ve metodolojik açıdan önem taşır.

Risale-i Nur’un metoduna daha uygun bir okuma, önce şahıs teşhisinden ziyade Süfyan’ın vasıflarına ve tahribat biçimine bakmayı gerektirir.

  • Tahribat nasıl gerçekleşmektedir?
  • İnsanların hangi zaaflarından faydalanılmaktadır?
  • Mânevî rabıtalar hangi yollarla çözülmektedir?
  • Ve bütün bunların karşısında iman hizmetinin vazifesi nedir?

Bu sorular, âhirzaman bahislerini sadece güncel şahıs arayışına indirgemeden anlamaya yardımcı olabilir.

8. Süfyanî Tahribata Karşı İman ve Kur’ân Nuru

Beşinci Şuâ’nın dikkat çekici taraflarından biri de, Süfyanî tahribatı anlattıktan sonra meseleyi ümitsiz bir noktada bırakmamasıdır.İkinci Küçük Mesele’nin ilgili bölümünde, tahribatın mahiyeti iman ve Kur’ân nuru ile görülebilecek bir hakikat olarak ortaya konulur; böylece tahribata karşı mânevî bir tamir imkânına dikkat çekilir.(5)Bu nokta, Risale-i Nur’un hizmet anlayışının anlaşılması bakımından önemlidir. Çünkü Risale-i Nur’un Süfyanî cereyana karşı hizmetini yalnızca siyasî bir mücadele şeklinde değerlendirmek, onun esas mahiyetini daraltır. Esas hizmet, hakaik-i imaniyeyi tahkikî bir surette ders vermek, imanı kuvvetlendirmek ve mânevî tahribat karşısında tamir vazifesini yerine getirmektir. Bediüzzaman’ın başka eserlerinde de Risale-i Nur hizmetinin merkezine hakaik-i imaniyeyi yerleştirdiği görülmektedir.(7)

Bu bakımdan tahribatın karşısında iman; şüphenin karşısında tahkik; karanlığın karşısında Kur’ân nuru; bozulmanın karşısında ise tamir anlayışı öne çıkmaktadır. Beşinci Şuâ’nın Risale-i Nur açısından en mühim neticesi, tahribat karşısında iman ve Kur’ân nurunu bir tamir vasıtası olarak göstermesidir.

Bu noktada asıl mesele :

Tahribat karşısında iman nasıl muhafaza edilecektir?

Çünkü Risale-i Nur’un hizmet anlayışı, esas itibarıyla şahıslarla siyasî mücadele üzerine değil; hakaik-i imaniyenin tahkiki, muhafazası ve neşri üzerine kuruludur.(7)

Sözün Özü

Süfyan bahsinin bütününü birkaç kelimeyle ifade etmek gerekirse:

Süfyan: İslâm Deccalı ile ilişkilendirilen şahsiyet.

Tahribat: Hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarının çözülmesi.

Aldatma: Nefislerin ve heveslerin harekete geçirilmesi.

Mânevî şahsiyet: Ferdî şahsın ötesindeki mânevî cereyan.

Te’vil ve işaret: Âhirzaman rivayetlerinin anlaşılmasındaki metodolojik zemin.

İman ve Kur’ân nuru: Tahribata karşı temel tamir vasıtası.

Tahribatı teşhis etmek kadar, hatta ondan daha fazla, tamirin nasıl yapılacağını anlamak gerekir. Risale-i Nur’un Süfyan bahsindeki esas hizmet perspektifi de burada düğümlenmektedir.

Dipnotlar

(1) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Sekizinci Mesele. Bediüzzaman burada Büyük Deccal ile İslâm Deccalı’nı birbirinden ayırmakta; bazı ehl-i tahkikin İslâm Deccalı’na “Süfyan” dediğini ve onun “İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek” olduğunu aktarmaktadır.

(2) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Onuncu Mesele. Bediüzzaman, âhirzaman şahıslarına nisbet edilen fevkalâde iktidarların, onların temsil ettikleri “mânevî şahsiyetin azametinden kinaye” olabileceğini belirtir. Aynı Mesele’de tahribatın kolaylığına ve nefislerin müştehiyata taraftar oluşuna da dikkat çekilir.

(3) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Altıncı Mesele. Bediüzzaman, âhirzaman fitnelerinin nefisleri kendilerine çekip meftun edebileceğini ve insanların bunları kendi ihtiyarlarıyla, hatta zevk alarak irtikâb edebileceklerini belirtir. Süfyan’ın zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle insanları teshir etmesi ve bazı âlimleri etrafında toplaması hususu için bkz. Yedinci Mesele.

(4) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Üç Küçük Mesele, Birinci Mesele. Süfyan’ın şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) bazı ebedî ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışması; hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozması; hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözmesi; “cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet” meydana getirmesi ve bunun anarşiye zemin hazırlaması bu bölümde ele alınmaktadır.

(5) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Üç Küçük Mesele, İkinci Mesele, Dördüncü Cihet ve Sebep. Bediüzzaman burada İslâm Deccalı’nın “bir gözünde teshir edici manyetizma” bulunduğunu, “inkâr-ı mutlak”tan gelen bir cür’et ve cesaretle mukaddesata hücum edeceğini ve bu durumun bazı kimselerce harikulâde iktidar ve cesaret şeklinde algılanabileceğini belirtir. Aynı pasajın devamında iman ve Kur’ân nuruyla hakikat-i hâlin anlaşılmasına ve tahribatın tamirine dikkat çekilir.

(6) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Üçüncü Küçük Mesele. Bu bölümde âhirzaman hadisleriyle ilgili bazı hâdiseler işarî ve te’vilî bir çerçevede ele alınmaktadır. Bu sebeple ilgili ifadelerin doğrudan ve değişmez tarihî tasvirler olarak değil, Beşinci Şuâ’nın genel metodolojisi içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

(7) Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Risale-i Nur hizmetinin hakaik-i imaniyenin muhafazası, takviyesi ve neşri eksenindeki mahiyetini açıklayan ilgili bahisler. Risale-i Nur’un hizmeti, siyasî cereyanlardan farklı olarak iman hakikatlerinin muhafazası merkezinde ele alınmaktadır.

(8) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, Mukaddime, özellikle Birinci, İkinci, Üçüncü ve Beşinci Noktalar. Bediüzzaman, âhirzaman hadislerinin bir kısmının müteşabih mahiyette olduğunu, te’vile muhtaç bulunduğunu; bazı hâdiselerin icmalen bildirildiğini ve bunların tafsilinin te’vil yoluyla anlaşılabileceğini belirtir. Ayrıca bazı rivayetlerde râvilerin içtihadlarının rolüne dikkat çeker.

(9) Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, “Beşinci Şuâ”, İkinci Makam, Dokuzuncu Mesele. Bediüzzaman, Süfyani hâdiseleri ve gelecekteki bazı hâdiselerin Şam ve Arabistan çevresinde tasvir edilmesini ele alırken, râvilerin kendi dönemlerindeki şartları dikkate alarak mücmel haberleri kendi içtihadlarıyla tafsil etmiş olabileceklerini ifade eder.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.