Hz. Peygamberin (sav), Mi’rac’da Yüce Allah’ı (cc) Görmesi

Zafer KARLI

Bu mesele tamamen ‘gayb’ alemine ilişkin olup; anlatılan oluş ve tecelliler farklı bir âlemde, farklı varlık boyutunda, farklı şartlar içinde gerçekleşmiştir. İnsanoğlunun sınırlı aklı ise gayba ait meselelerin mahiyetini idrakte aciz kalmaya mahkumdur. Mi’rac aklın bittiği, imanın başladığı yerdir.

Hz. Peygamber’in Mi‘racda Allah’ı görüp görmediği meselesi hakkında İbn Abbas (ra)’dan gelen rivayete göre Resûl-i Ekrem (sav):“Ben, yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur. (1) Müfessirler bunu, “Peygamberimiz, kalb gözüyle Allah’ı gördü” şeklinde izah ederler. (2) Bir başka rivayette Peygamber Efendimiz’in, “Rabbini gördün mü?” sorusuna “Bir nûr gördüm!” diye cevap verdiği nakledilir. (3)

Necm 17,18-“(Peygamber bu olayı yaşarken) gözü, ne kaydı, ne de sınırı aştı. Andolsun O, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.”

Hz. Peygamberin (asm) kalb gözüyle Allah’ı gördüğünü söyleyenlere karşılık Necm suresi 17. âyette “göz” anlamına gelen ‘basar’ kelimesinin kullanılmış olduğu dikkate alınarak gözle görmenin kastedildiği düşünülmüştür. Öte yandan 18. âyette “Rabbini gördü” denmeyip “Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü” buyurulduğuna göre, bu ifadenin zâhirinden O’nun zâtını gördüğü anlamı çıkmaz. Fakat bu konuyu açıklarken Râzî’nin kullandığı bir ifade* bize şu mânayı düşündürmüştür: Rü’yet (Allah’ı görme) en büyük âyet olunca burada “kübrâ” (en büyük) kelimesini “rü’yet” ile tefsir edebiliriz. Bunu da iki yönlü düşünmek mümkündür:

a) Rabbinin âyetlerinden yani mûcizelerinden en büyüğü olan rü’yet mûcizesini gördü; âhirette ümmetinin göreceği gibi Beni gördü demek olabilir.

b) En büyük âyet olan rü’yetin hakikatini gördü demek olabilir. (4)

Şu unutulmamalıdır ki; görme hadisesi, Allah’ın gözlerimizde görme fiilini yaratmasıyla gerçekleşir. Şayet O yaratmazsa biz de göremeyiz. Örneğin; Peygamberimiz (sav), Cebrail’i gördüğü halde, yanında bulunanlar onu görememiştir. İşte bu, Allah’ın görme fiilini gözümüzde yaratması veya yaratmamasındandır. Nitekim Hz. Peygamberin (asm) Yüce Allah’ı (cc) ‘göz’ ile gördüğünü söyleyen Bediüzzaman, Mi’rac risalesinde ‘Cenab-ı Hakk, tecelli-i zatıyla ve esma-i hüsnânın azami mertebesinde -nev-i insanın manen en azam bir ferdine- tecelli-i azam ile tezahür eder’ demektedir. Bu cümlede yer alan ‘tezahür’ kelimesi dikkat çekicidir. Bundan şöyle bir anlam çıkarılabilir: Allah’ı görme hadisesi, bir yerde bulunan bir varlığa bakma şeklinde değil, Cenab-ı Hakk’ın ‘kendini göstermesi’ tarzında vuku bulduğu düşünülebilir.

Akla gelen bir soru: Hz. Aişe validemizin “Kim Muhammed’in Rabbini gördüğünü iddia ederse o kişi Allah’a karşı büyük bir yalan uydurmuş olur.” (5) hadisi olmasına rağmen Mi’rac gecesi Peygamberimizin (sav) Allah’ı gördüğüne dair nakledilen rivayet de Abdullah İbn Abbas’a aittir. Bu durumu nasıl izah edersiniz?

Cevap: Hz. Aişe’nin çeşitli ayetlere dayanarak, Allah'ın görülmesi ile ilgili İbn Abbas'ın rivayetine karşı çıkması hakkında İbn Huzeyme (ö. 311/923), “Hz. Aişe'nin nefyi bir ilme dayanıyor değildir. Aişe, Hz. Peygamber'den, Rabbini görmediğine dair bir şey nakletmemektedir. Kendisi bu hükme sadece ayeti te'vil ederek varmıştır.” demiş, daha sonra Müslim (ö. 261/875) şarihi Nevevi de (ö. 676/1278) bu değerlendirmede ona tabi olmuştur. (6) (En doğrusunu Allah bilir)

*Rasulullah (sav) Rabbinin ayetlerinden birtakım ayetler gördü ki bunlar ayetlerin en büyükleridir. “Bu en büyük ayetler Rasulullah'ın Cebrail'i aslî suretinde görmesidir” diyenlerin bu sözü üzerine Fahreddin er-Razî: “Anlaşılan o ki; bu ayetler Cebrail'den başkadır.” demiştir. (7)

Sevgili okuyucu,

Bütün beşerî perdeler kaldırılarak idrâklerin ötesinde ve tamâmen ilâhî ölçülerle gerçekleşen sayısız müşâhedeleri okuduktan sonra tüm kalbimizle Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin Evradı Kudsiye isimli kudsî evradındaki şu niyazı ederiz:

Subhaneke mâ abednâke hakka ıbâdetike yâ mâ’bud.

Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mâbud.

Subhâneke mâ arafnêke hakka mâ’rifetike yâ mâ’rûf.

Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Seni hakkıyla tanıyamadık ey Mâruf!

Subhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ mezkûr.

Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler seni hakkıyla zikredemedik ey Mezkûr!.

Subhâneke mâ şekernâke hakka şukrike yâ meşkûr.

Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler sana hakkıyla şükredemedik ey Meşkûr!(8)

Dipnotlar:
1- Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 285; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, I, 78
2- Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 63
3- Müslim, Îman 292
4- Kur'an Yolu Tefsiri
5- Buhari, Bed’ül-Halk, 7
6- Erul, Bünyamin, Hadiste Eleştirel Yaklaşımın Öncüsü Olarak Hz. Âişe, İslâmiyât, 2000, cilt: III, sayı: 2 [Kadın özel sayısı], s. 114
7- Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/92-94
8- Hizb-ü Envari'l Hakaikı'n Nuriye, S 98, Sözler, 2015

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.