Elmas ile Kömürün Ayrıldığı İmtihan

Zafer KARLI

Aziz, sıddık, sebatkâr, metanetli, hâlis kardeşlerim!

Risale-i Nur’da Bediüzzaman’ın “aziz ve sıddık kardeşlerim” diye hitap etmesi, yalnız bir üslup değildir. Bu hitaplar, iman hizmetinde bulunması gereken hâli de hatırlatır. Aziz olmak kardeşine kıymet vermeyi, sıddık olmak sadakati, sebatkâr olmak vazifede devamı, metanet sarsıntılar karşısında istikameti, hâlis olmak ise rıza-yı İlâhîyi esas almayı gerektirir.

Hayat bir imtihandır. İnsan rahatlıkta kendisini tam tanıyamaz. Cevher ise, imtihanla ortaya çıkar.

İhlâs niyeti temizler. Takva nefsi sınırlar. Sabır insanı vazifesinde tutar. Şükür nimetin sahibini unutturmaz. Fakat bunların hakikati sadece sözde değil, hâlde de görünmelidir.

Menfaat karşısında niyet değişmiyorsa ihlâs vardır. Nefis istediğinde ölçü bozulmuyorsa takva vardır. Sıkıntı uzadığında vazife terk edilmiyorsa sebat vardır. Nimette veren unutulmuyorsa şükür vardır.

Risale-i Nur’un ihlâs düsturları, enâniyet, hubb-u câh ve rekabetin hizmetin safiyetini bozabileceğine dikkat çeker. Bunun ilacı mahviyet, uhuvvet, tesanüd ve rıza-yı İlâhîdir.

Hizmette esas olan şahsımızı göstermek değil, hakikate hizmet etmektir. Bir kardeşimizin muvaffakiyeti bizim noksanımız değildir. Birimizin öne çıkması diğerinin geri kalması değildir. Şahsîlikten sıyrıldıkça şahs-ı mânevî kuvvet bulur.

Kardeşlik de imtihanın bir parçasıdır. Bir kardeşimizin kusurunu gördüğümüzde nefsimiz hüküm vermek ister. İhlâs ise uhuvvetin hukukunu hatırlatır.

Bir kusur, bütün hayırları silmez. Hüsnüzan, kusuru görmemek değil; insanı kusurundan ibaret görmemektir.

Sebat, yalnız musibete dayanmak değildir. Günahtan sakınmakta, ibadete devam etmekte ve hizmeti sürdürmekte de sebat vardır. Netice geciktiğinde vazifeyi bırakmamak, neticeden önce vazifeyi düşünmektir.

Metanet ise şartlar değiştiğinde istikameti değiştirmemektir. İnsanların takdirini değil, rıza-yı İlâhîyi ölçü almaktır.

Hz. Ebû Bekir ile Ebû Cehil arasındaki fark da hakikat karşısındaki tavırda görülmüştür. Aynı toplumda, aynı dili konuşarak yaşadılar; fakat hakikat karşısında biri teslimiyeti, diğeri direnmeyi seçti. Mesele yalnız hakikati bilmek değil, ona teslim olmaktır.

Bugün de imtihan devam ediyor.

Fakat vazifemiz başkasının cevherini tartmak değildir. Asıl imtihan kendi nefsimizledir.

  • Kimse görmediğinde nasılız?
  • Menfaatimize dokunulduğunda ölçümüzü koruyor muyuz?
  • Bir kardeşimiz takdir edildiğinde kalbimiz ne söylüyor?
  • Sıkıntı uzadığında vazifemize devam ediyor muyuz?

İşte insan kendisini burada tanır…

Aziz, sıddık, sebatkâr, metanetli, hâlis kardeşlerim!

Bu zamanda birbirimizin kusurunu büyütmeye değil, imanını ve ihlâsını kuvvetlendirmeye ihtiyacımız var.

Birimizin kuvveti diğerimize destek, birimizin duası diğerimize yardımcı olsun. Şahsî kırgınlıkları hizmetin önüne geçirmeyelim. Çünkü şahs-ı mânevî, fertlerin birbirini tamamlamasıyla kuvvet bulur.

İştirak-i a’mâl-i uhreviye sırrıyla bir kardeşin hayrı, diğer kardeşlerin mânevî kazancına vesile olur.

Öyleyse nefsimizi değil, hizmeti büyütelim. Kendimizi değil, hakikati öne çıkaralım. Kardeşimizin kusuruna değil, uhuvvetin hukukuna bakalım. Neticeyi Allah’a bırakıp vazifemize devam edelim.

Çünkü bu imtihanda herkes görünüşte aynı olabilir. Fakat zaman, sıkıntı ve nefis karşısında hakikî mahiyet ortaya çıkar.

Elmas ile kömürün ayrıldığı yer de işte burasıdır…

Allah bizleri ihlâsta hâlis, hizmette sebatkâr, sıkıntıda metanetli, kardeşlikte vefalı ve daima rıza-yı İlâhîyi arayan kullarından eylesin.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.