- İman, Cenâb-ı Hakk’ın vücûb-u vücudunu, vahdâniyetini ve bütün sıfât-ı kemâliyesini tasdik ederek O’na teslim olmaktır.
- İman, yalnız nazarî bir mâlumat değil; akıl, kalp, ruh ve vicdanı tenvir eden nurânî bir hakikat ve kuvvet-i mâneviyedir.
- İman, insanı kâinatın başıboş ve sahipsiz olduğu vehminden kurtarıp bütün mevcudatı Allah’ın mülkü ve tasarrufu altında gösterir.
- İman, kâinatı bir kitab-ı kebîr-i İlâhî hükmünde okuyarak her bir mahlûkta Sâni-i Zülcelâl’in ilim, kudret ve hikmetini müşahede etmektir.
- İman, bütün mevcudatı bir tek Zât’ın tasarrufunda bilmek ve kesret içinde tevhid hakikatini görmektir.
- İman, eşya ve sebeplerin hakikî tesir sahibi olmadığını, bütün tesir ve icadın Kudret-i İlâhiyeye ait bulunduğunu bilmektir.
- İman, insanın kendi nefsine mâlik olmadığını, hayatının ve vücudunun emanet olduğunu idrak ederek kendisini Mâlikü’l-Mülk’e teslim etmesidir.
- İman, insanın acz ve fakrını anlayıp nihayetsiz kudret ve rahmet sahibi Cenâb-ı Hakk’a istinad etmesidir.
- İman, insanın hadsiz ihtiyaçları karşısında istiâne ve istinad noktası olarak yalnız Allah’ın kudret ve rahmetine yönelmesidir.
- İman, insanın bütün nimetleri sebeplerden değil Mün‘im-i Hakikîden bilerek hamd ve şükre yönelmesidir.
- İman, kâinattaki intizam, hikmet, sanat ve rahmeti esmâ-i İlâhiyenin tecellîleri olarak okuyup mârifetullahı artırmaktır.
- İman, her mahlûkun kendi lisanıyla Sâni’ini gösterdiğini fark ederek kâinatı âyât-ı tekvîniye hükmünde mütalâa etmektir.
- İman, Kur’ân-ı Hakîm’i Kelâmullah bilmek ve onun bütün insanlığa hitap eden bir kitab-ı hidayet ve hakikat olduğunu tasdik etmektir.
- İman, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın risaletini tasdik ederek onun getirdiği vahyî hakikatleri kabul ve sünnetini ittibâ edilecek bir rehber bilmektir.
- İman, insanın yaratılış gayesini yemek, içmek ve dünyadan lezzet almakta değil; mârifetullah ve ubudiyette aramasıdır.
- İman, insanın mahiyetindeki eneyi kendisine mâlik bir benlik olarak değil, Allah’ın isim ve sıfatlarını tanımaya yarayan bir mîzan olarak kullanmasıdır.
- İman, aklı yalnız dünyaya ait hesapların vasıtası olmaktan çıkarıp tefekkür ve tahkik yoluyla hakikatleri keşfeden bir alet hâline getirir.
- İman, insanın her hadiseye yalnız zahirî sebepler açısından değil, kader, hikmet, rahmet ve rubûbiyet cihetlerinden de bakabilmesidir.
- İman, kaderi Allah’ın ezelî ilmiyle bilmek ve insanın cüz’î ihtiyarını inkâr etmeden kendi fiillerinden mesul olduğunu kabul etmektir.
- İman, musibet ve hastalıkların yalnız acı cihetine bakmayıp içlerindeki imtihan, terbiye, keffâret, sevap ve rahmet cihetlerini görebilmektir.
- İman, sabrı pasif bir katlanma değil, musibet karşısında ubudiyet vazifesini terk etmemek olarak anlamaktır.
- İman, tevekkülü esbâbı terk etmek değil; esbâba teşebbüs edip neticeyi Cenâb-ı Hakk’tan bilmek ve O’na itimat etmektir.
- İman, ibadeti yalnız bir vazife değil, insanın Rabbine karşı aczini, fakrını ve şükrünü ifade eden bir ubudiyet olarak idrak etmesidir.
- İman, dünyayı nihayet ve maksat değil, âhiret için mahsulat veren bir tarla ve dârü’l-hizmet olarak görmektir.
- İman, ölümü adem ve hiçlik olarak değil, vazife-i hayattan terhis ve ebedî âleme geçiş olarak anlamlandırır.
- İman, âhireti tasdik ederek insanın bütün ümitlerini fânî dünyanın sınırlarından çıkarıp ebedî saadete bağlar.
- İman, geçmişteki ayrılık ve kayıpları mutlak bir adem olarak değil, âhiret ve bekâ hakikati çerçevesinde değerlendirmeye imkân verir.
- İman, geleceğin hadsiz korkularını insanın zayıf omuzlarından alıp Kadîr-i Rahîm’in kudret ve rahmetine havale eder.
- İman, insanı kâinatta yalnız ve garip bir varlık olmaktan çıkarıp Rabbine intisap etmiş bir abd makamına yükseltir.
- İman, insanın bütün mahlûkatla münasebetini değiştirerek onları düşman veya rakip değil, Cenâb-ı Hakk’ın mülkü ve esmâsının tecellîgâhı olarak görmesini sağlar.
- İman, insanın hayatını mânasız bir hareket olmaktan çıkarıp imtihan, ubudiyet, terakki ve ebedî saadete hazırlık mânasıyla doldurur.
- İman, Risale-i Nur perspektifinde taklidî bir kabulde kalmayıp iman-ı tahkikî, tefekkür, mârifet, ihlâs ve ubudiyet ile kuvvetlenen ve hayatın bütün safhalarına sirayet eden bir hakikattir.
- İman, bütün bu hakikatlerin neticesinde insanın “Nereden geliyorum, nereye gidiyorum, vazifem nedir ve bu kâinatın mânası nedir?” suallerine cevap bulup, kendisini Sâni-i Zülcelâl’i tanımaya, sevmeye, O’na kulluk etmeye ve ebedî saadete hazırlanmaya sevk eden nurdur.
33 Madde İle İman Nedir?
İlk yorum yazan siz olun