Kur'an-ı Kerim’in ana konularından biri Ahiret ve Haşir inancıdır. Mukaddes dinimizde haşir; kıyamet günü bütün insanların hesaba çekilmek üzere diriltilerek mahşer meydanında bir araya getirilmesini ifade eder. Kur'an ayetlerinin yaklaşık üçte biri doğrudan veya dolaylı olarak ahiret hayatını, cennet-cehennem tasvirlerini ve haşri konu edinir.
Bu sebeple bu yazımızda 10. Söz haşir risalesinden 10 katreyi paylaşmak istedik.Zira İslam terminolojisinde haşir ve takva, kulun dünya hayatındaki muhasebesi ile ahiretteki hesabı arasındaki güçlü bağı temsil eden iki temel kavramdır. Nitekim; takva kulun dünyadayken kulluk programına ne kadar riayet ettiğidir, haşir ise bu yaşantının karşılığını alacağı büyük toplanma günüdür.
1.Haşir, kudret-i İlâhiyeye göre gayet kolaydır.
İnsan nazarında öldükten sonra yeniden dirilmek uzak ve müşkil görünebilir. Fakat Kudret-i İlâhiye açısından ilk yaratılış ile yeniden yaratılış arasında bir güçlük farkı yoktur.
Kur’ân-ı Hakîm:
“Varlığı ilkin yaratan, sonra bunu tekrar eden O’dur ve bu O’nun için pek kolaydır.”(Rûm, 30/27) buyurur.
Bir insanı ilk defa yoktan yaratan ve her baharda milyonlarca canlıyı yeniden icad eden Kadir-i Zülcelâl, insanı ikinci defa yaratmaya da muktedirdir. Buradaki esas nokta şudur: Haşir, kudret açısından gayet kolaydır.
2. Bahar, haşrin en kuvvetli bir numunesidir.
Her baharda, geçmiş baharda yaşamış sayısız canlı türü yeniden ihya edilir. Toprağa atılmış küçücük tohumlardan aynı türlerin yeniden çıkarılması, ihyâ ve haşir hakikatinin göz önündeki bir misalidir.
Kur’ân-ı Hakîm:
“Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor.”(Rûm, 30/50) buyurur.
Risale-i Nur'un nazarında bahar, haşrin bir numunesi ve bir misal-i musağğarıdır. Yeryüzünün her baharda yeniden hayatlandırılması, insanın ölümden sonra diriltilmesinin aklen mümkün olduğunu gösteren kuvvetli bir delildir.
3. İnsan, kâinatın en câmi bir fihristesidir.
İnsan, cüssesi itibarıyla küçük; fakat mahiyet ve istidat itibarıyla câmi bir varlıktır. Akıl, kalp, ruh, hayal, hafıza ve çeşitli istidatları sayesinde kâinatta bulunan birçok mânâya pencere açar. Bu sebeple insan, Risale-i Nur terminolojisiyle kâinatın bir fihriste-i mâneviyesi ve esmâ-i İlâhiyenin tecellîlerine mazhar câmi bir ayna hükmündedir. Kur’ân-ı Hakîm:
“Andolsun, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4) buyurur. İnsanın bu câmi mahiyeti, onun yalnız dünya hayatının kısa müddetiyle sınırlı bir varlık olmadığını gösteren önemli bir işarettir.
4. Bekâ arzusu, insanın ebediyete yönelen fıtratını gösterir.
İnsanın fıtratında bekâ ve ebediyet arzusu vardır. İnsan yalnız mevcut ânı değil, geleceği ve sonsuzluğu da düşünür; sevdiklerinin devamını ve nimetlerin bekasını ister. Ancak burada önemli bir ölçü vardır: Bekâ arzusu tek başına haşrin kesin bir delili olarak değil, insan fıtratındaki ebediyet istidadını gösteren bir işaret olarak değerlendirilmelidir. Bu işaret; Kur’ân-ı Hakîm’in haberleri, kudret, hikmet, adalet ve rahmet delilleriyle birleştiğinde haşir hakikatine kuvvetli bir pencere açar.
5. Adalet-i İlâhiye, Mahkeme-i Kübrâ'yı iktiza eder.
Dünya hayatında birçok zulüm tam karşılığını bulmadan sona erer. Nice mazlum hakkını alamadan, nice zalim ise cezasını tam olarak görmeden vefat eder. Kur’ân-ı Hakîm: “Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar? Verdikleri hüküm ne kötü!” (Câsiye, 45/21) buyurur. Demek dünya, adaletin bütün neticeleriyle tecellî edeceği son ve küllî mahkeme değildir. Öyleyse bir Mahkeme-i Kübrâ bulunmalıdır. Haşir meydanında ameller ortaya konulacak; hak ile bâtıl, iman ile küfür, zulüm ile adalet birbirinden ayrılacaktır. Bu cihetle haşir, adalet-i İlâhiyenin muktezasıdır.
6. Rahmet-i İlâhiye, âhiret hayatını gösterir.
Kâinatta görünen rahmet, şefkat, kerem ve inayet, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin genişliğini gösterir.
Kur’ân-ı Hakîm: “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A‘râf, 7/156) buyurur.
İnsan ise yalnız maddî bir varlık değildir. Ruh, kalp, akıl, muhabbet ve yüksek istidatlarla donatılmıştır. Bu istidatların tamamının yalnız birkaç on yıllık dünya hayatıyla sınırlı kalması, rahmet ve hikmet-i İlâhiye açısından nihai açıklama değildir. Âhiret, insanın bu yüksek istidatlarının daha geniş ve ebedî bir sahada inkişaf edeceği dâr-ı bekâdır.
7. Hikmet-i İlâhiye, insanın başıboş bırakılmasını reddeder.
Kur’ân-ı Hakîm açıkça sorar: “Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 23/115) Bu âyet, haşir hakikatinin temel esaslarından birini gösterir:
- İnsan boş yere yaratılmamıştır ve başıboş bırakılmamıştır.
- Dünya, dârü'l-amel ve imtihan; âhiret ise dârü'l-hesap, dârü'l-cezâ ve dârü'l-mükâfat cihetini taşır.
- Böylece dünya hayatındaki imtihanın mânâsı ve insanın yaratılış gayesi tamamlanır.
8. Esmâ-i Hüsnâ, haşrin vücudunu ve lüzumunu gösterir.
Haşir meselesi yalnız Kudret sıfatıyla değil, Esmâ-i Hüsnâ ve sıfat-ı İlâhiyenin tamamı nazara alınarak anlaşılır.
- Kadir : Yeniden yaratmaya muktedirdir.
- Hakîm : Hiçbir şeyi abes yaratmaz.
- Adl : Zulmü karşılıksız bırakmaz.
- Rahîm : Rahmetini ve ihsanını tamamlar.
- Kerîm : İhsan ve mükâfatını nihayetsizleştirir.
- Vedûd : Muhabbet ve ünsiyetin devamını mümkün kılar.
Kur’ân-ı Hakîm:
“O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mâide, 5/120) buyurur. Dolayısıyla haşir, tek bir ismin değil; esmâ-i İlâhiyenin birbirini teyid eden tecellîlerinin bir neticesi olarak anlaşılmalıdır.
9. Haşir, Kur’ân-ı Hakîm ve sünnetle kat'î olarak haber verilmiştir.
Haşir yalnız aklî ve kevnî delillerle değil, vahiy ve nübüvvet yoluyla da haber verilmiştir.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar kıyamet gününde yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşredilecektir.”(Buhârî, Enbiyâ 8; Müslim, Cennet 56) Bu hadis, haşrin yalnız mânevî bir hâl değil, hakikî bir diriliş ve bedenî haşir olduğunu gösteren sahih rivayetlerdendir. Böylece aklî deliller ile vahyin haberi birleşir: Akıl haşrin mümkün ve gerekli olduğunu gösterirken, Kur’ân-ı Hakîm ve Sünnet haşrin kesin olarak gerçekleşeceğini haber verir.
10. Ölüm, adem değil; âhirete açılan bir intikal kapısıdır.
10. Söz'ün en mühim neticelerinden biri, ölümün mahiyetinin doğru anlaşılmasıdır.
Kur’ân-ı Hakîm:
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57) buyurur. Demek ölüm, adem ve hiçlik değildir. Risale-i Nur perspektifinde ölüm; dünya hayatından âhiret hayatına intikal, vazifeden terhis ve dâr-ı bekāya geçiş cihetleri bulunan bir hakikattir.
Bu sebeple insanın yolculuğu: Yaratılış → dünya hayatı → imtihan ve ubudiyet → ölüm → haşir → hesap → sırat → ebedî hayat şeklinde anlaşılabilir.
Velhasıl;
10. Söz'ün Haşir Risalesi, haşir hakikatini tek bir delile dayandırmaz. Birbirini tamamlayan birçok pencere açar:
- Kudret-i İlâhiye :Haşri yaratmaya muktedirdir.
- Hikmet-i İlâhiye :İnsanı ve kâinatı abes bırakmaz.
- Adalet-i İlâhiye :Mazlum ile zalimin nihai hükmünü gerektirir.
- Rahmet-i İlâhiye :İnsanın yüksek istidatlarını ve ubudiyetini ebedî neticelere bağlar.
- Esmâ-i İlâhiye :Tecellîlerinin kemal ve devamını gösterir.
- Bahar :Haşrin göz önündeki numunesini gösterir.
- Fıtrat-ı insaniye :İnsanın bekā ve ebediyete müteveccih mahiyetini gösterir.
- Kur’ân ve Sünnet :Haşrin kesin olarak gerçekleşeceğini haber verir.
Haşir; sadece “ölmüş insanların tekrar diriltilmesi” meselesi değildir.
Haşir; kudretin tecellîsi, hikmetin tamamlanması, adaletin tahakkuku, rahmetin inkişafı, esmânın tecellîlerinin kemali ve insanın ubudiyetinin neticesinin ortaya çıkmasıdır.
Bu nedenle 10. Söz'ün temel mesajı şu şekilde özetlenebilir:
- Dünya dârü'l-imtihandır; ölüm adem değildir; bahar haşrin numunesidir; insan başıboş değildir; Mahkeme-i Kübrâ haktır; dâr-ı bekā mutlaka gelecektir.
Ve bütün bu delillerin üzerinde, Kur’ân-ı Hakîm'in kat'î hükmü vardır:
“Kıyamet gününde mutlaka diriltileceksiniz.” (Mü’minûn, 23/16)
Bu, Haşir Risalesi'nin bütün aklî, kevnî ve fıtrî delillerinin ulaştığı nihai tasdik noktasıdır.