19. Söze Bir Giriş Denemesi-2

Zafer AKGÜL

19. Söze gelecek olursak. Bu risale 14 Reşhadan oluşmaktadır. İlk dikkat çeken kelime budur. Reşha yerine “14 nokta, 14 husus, 14 nükte, 14 mesele veya ne bileyim 14 makam” denebilirdi. Ama reşha demesi hem Risale-i Nur Külliyatındaki konularla hem felsefe, hem tarih, hem eğitim hem ibadet hem kelâm, hem tasavvuf vb. bir çok alana yönelik tezler taşımaktadır.

Reşha, sözlük anlamıyla aerosol halindeki su zerresi, su püskürtüsü, damla, katre, serpinti demektir. Biz burada reşhanın küme elemanı olan katre kelimesi ile başta Mesnevî-i Nuriye olmak üzere diğer risalelere mana ve kavram geçişleri için telmihler bulabildiğimiz gibi şiir dünyasına özellikle Divan Edebiyatındaki katre ve habbe maznunlarına da yol bulabiliriz. Misalen, Şeyh Galib’in “O bahr-i cezbede kim gönlüm ızdırâba gelir. Güher derûn-u sadeften çıkıp habâba gelir” mısrasındaki anlam deryasına da telmihlerle ulaşabiliriz. Yine su kabarcığı teriminden hareketle fizik-kimya gibi maddi âlemlere de kapı açabiliriz. Hasılı, Risalelerde ışık, nur, hidrojen, oksijen, güneş, deniz, yeryüzü vb. karşımıza çıkacak evrendeki her varlıkla kontak kurduracak bir çağrışımlar dünyası sergilenir. Bu sözde Reşha kelimesinin seçilmesi, en yakın planda sözlük anlamından bir adım ilerde küçük cesametine binaen Resulullah’a karşı Bediüzzaman’ın tevazusu, o engin derya gibi Efendimizin şahs-ı manevîsi huzurunda gösterdiği mahviyet ile izah edilebilir. Metnin başında iktibas ettiği “Vema medahtü.. ilaahir” beytindeki temel espriye bakarak Reşha kelimesini bu manada izah edenler elbette haklıdır. Fakat bağlam olarak 6 kapı ilerde 24. Sözde 2. Dal’da geçen Zühre-Katre–Reşha terimlerindeki tanımlar bu kelimenin kullanılmasındaki hikmeti daha mütenasip gerekçeyle bizlere ifade eder. Bize göre oradaki Reşha kavramı, Allah’a doğrudan müteveccih olarak Felsefe ve Tasavvuf yolundan farklı ve çok daha kısa ve isabetli olan Veraset-i Nübüvvet metodu kastedilerek kullanılmıştır. Zira Üstad, meslek, meşreb ve Risaledeki yaklaşımlar dikkate alındığında iman hakikatlerine ulaşmada Veraset-i Nübüvvet metodu üzere gitmiştir. Binaenaleyh Reşha kelimesini Nebevî anlamda yorumlama tercihimiz 24. Sözdeki izahattan ileri gelmektedir.

19. Sözün Birinci Reşhasındaki “Rabbimizi bize tarif eden üç büyük, küllî muarrif var. Birisi şu kitab-ı kâinattır. Birisi şu kitab-ı kebirin âyet-i kübrası olan Hatem-ül enbiya a.s.m.’dir. Birisi de Kur’an-ı Azîmüşşandır.” Metnin dilbilim ve etimoloji açısından ana gövdesine baktığımızda ilk önce “Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var” ifadesinde yoğunlaşmamız lazımdır. Zira cümledeki Rab, -Arefe kökünden müştak tarif edicilik- Muarrif ile Küllî kelimeleri flaş kelimelerdir. Çok detaya girmeden birkaç maddeyle açılım yapalım.

  1. Cümle fiil cümlesi değil de isim cümlesi olarak kurulmuştur. Belağatta isim cümleleri fiil cümlelerinden daha kalıcı ve sabit anlamlara sahiptir.
  2. Cümlenin yüklemi “var” kelimesi cümledeki 3 öznenin hayal değil hakikat; ontolojik olarak mevcut olduğunu, haber cümlelerindeki “Doğrulanma-Yalanlama” pozisyonlarına karşı bir nevi kesinlik ve doğruluk taşıyan bir cümle çatısıyla anafikir desteklenmiştir.
  3. “Halıkımızı, Mabudumuzu vb.” demek yerine Rab isminin seçilmiş olması metinde bir alt cümlelerde geçecek 3 öznenin -Muarrifin- eğitim, muallimlik, rehberlik, mürşitlik yönlerini belirtmede en uygun kelimedir.
  4. Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var” cümlesini dilbilgisi açısından öğelere ayırırsak var, yüklem. -muarrif. Özne üç, sayı sıfatı. Muarrif ise Türkçede isim, Arapçada ism-i fail olarak isimdir. Rabbimizi bize tarif eden: Cümlenin ayrı bir ögesi değildir (sıfat cümlesidir). Muarrif kelimesini niteleyen sıfat-fiil gurubudur. Eden, fiil köklü yani sıfat-fiil gurubudur ki, tarif etmek eyleminin sonundaki en ekiyle kendini gösterir. Bize, Dolaylı tümleç. Rabbimizi: Belirtili nesne. Tarif eden sıfat fiil gurubu içindeki fiilimsidir. Burada dikkat çeken nokta bu isim cümlesinin yüklemi her üç muarrife de bakmakta ve her üçünü de fiil ve faaliyet göstergesi –tarif etme eylemi- içine dahil edilmiştir. Cümlede tarif etme ile ayrı; muarrif oluşla yani tarif edicilikle ayrı iki fiil saklı halde bulunmaktadır. Diyebiliriz ki isim cümlesi kendi içinde fiil cümlesi barındırmaktadır. Eğer Arapçada mastar olan tarif kelimesinin Osmanlıca Türkçesinde ismin sonuna eklenen “etme-eyleme” yardımcı fiiline gerek görmeden sözün -uzamaması için- hazf edilmesini hesaba katarsak cümlede üç fiil faaliyet halinde yani üç muarrife ayrı ayrı üç fiil tekabül etmektedir ki isim cümlesi üç aktiviteyle faaliyet cümlesine dönüşür. Böylece bu üç küllî muarrifin, muarrif kelimesindeki fiil ve faaliyet; tarif mastarındaki faaliyet ve etme yarımcı fiili-kılış fiilindeki faaliyet hem hem nicel hem de nitel açıdan alanlarının ve metodlarının çokluğuna, çeşitliliğine ve farklılıklarına işaret eder. Bu yapı, cümledeki üç failin birbiriyle kendi dil ve metodlarıyla tarif eylemini yapacaklarının ve bu tarif eyleminde bir birbirlerini tasdik ve takviye edeceklerinin ipuçlarını vermektedir. Çünkü Tarif Arapça gramerinde “Tef’il-Teksir” babı denilen kipliğin mastarıdır, muarrif ise bu babın ism-i faili yani, öznesi kalıbındadır. Arif yerine Muarrif olması bundandır. Bilindiği gibi bu kalıba girmiş bir failin ya fiilleri çoktur ya da mef’ulu çoktur. Buna dayanarak üç küllî muarrifin hem kendi aksiyon ve fiilleri ile hem de fiillerinin etki ettiği nesne- objeleriyle Rabbimizi tanıtmada büyük ve geniş bir hacme sahip oldukları temel alınır.
  5. Dediğimiz gibi “Tarif eden” nitelemesinde sıfat cümlesi kurulmuştur. Adjective Claus denilen bu cümleler, özneyi tanımlayan, belirgin hale getiren bir fonksiyon icra eder. “Okula gelen adam” bir sıfattır. Ali’nin babası oluş, durumdur. “Okula gelen adam Ali’nin babasıdır” şeklinde bir cümle kurulunca sıfat cümleciği adamın kimliğini belirten, bildiren ve maruf bir şekle getiren bir görev yapar. Bilme tanıma, bilinen, tanınan hale getirmede saklı bir anlam barındırır. Ayrıca, bütün dillerde cins ismi özel yapmada kullanılan harfler ve edatlar vardır ki bunlar başına geldiği kelimeyi belirsiz ve herhangilikten çıkararak belirli, bilinen ve özel bir konuma getirir. Arapçada “Lam-ı tarif” bir ismin başına geldiğinde bilinmezlikten yani nekre oluştan soyutlayarak bilinen, maruf olan; özellik ve mahsusiyet kazandıran bir hale dönüştürür. Örneklersek: Kitabün kelimesi nekredir, herhangi kimliksiz kitap demektir. Bu nekrenin başına “El” getirilince “El-kitabü” olur ki bu artık Marife bir kitaptır. Yani bilinen bir kitaptan bahsediliyor demektir. Tıpkı İngilizcede “Book, cins isimken başına “The” article belirteci getirilince “The book” olması gibi. Buna vurgu yapmamızın sebebi Rabbimizin bilinmesi ve tanınması meyanında bu üçlü Muarrif Allah’ı tanımamızda, Marifetullah yolunda birer tarif ve tanıtma, bilinmezlikten ve meçhuliyetten bilinen hale getirme konumunda olduklarına işaret etmek içindir. “Küntü kenzen mahfiyyen, fehalaktü’l halke liya’arifunî-Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlukatı yarattım” hadis-i kudsîsindeki “Bilinme” marife ile beyan edilmiştir. Yine “Men arafe nafsehu fekad arefe Rabbehu-Nefsini bilen, Rabbini bilir” hadisindeki bilme fiilinin “alime” yerine “Arefe” ile beyan edilmesi de bu sebeptendir.
  6. Küllî kelimesi ise Kuran-ı Azîmüşşan nitelemesindeki Azîm sıfatıyla belağatta mantık ve hakikat açısından gayet derecede tenasüb içindedir. Şöyle ki küllî kelimesi genel ve umumîlik anlamıyla çokluğu ifade eder. Azîm ise faaliyet ve işlevlik açısından büyüklüğü, şümullü oluşu vasfetmede kullanılır. Mesela Allah’ın isimlerinden olan Kebîr ismi zatında büyüklüğü ifade ederken Azîm ismi fiillerinde ve icraatında büyüklüğü ifade etmektedir. Buna göre Kur’an için “Kur’an-ı Kerîm veya Kur’an-ı Hakîm” sıfatlandırmaları yerine “Kur’an-ı Azîmüşşan” kullanılması tazimle beraber cümledeki Muarrif ve “Üç büyük” kelimeleriyle hem maksada hem de hikmet ve hakikata uygunluğuyla Kur’anın fonksiyonel açıdan çokluğu, büyüklüğü; işlevinin yaygınlığı-umumîliği ve ebedî oluşunu yansıtmada gayet yerinde kullanılmış bir sıfattır diyebiliriz.

Devam edecek

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.