Yeter artık! Çocuklar ölmesin

Hepimiz İbrahim'in katiliyiz. Ağlamaktan başlamamız gerekiyor öncelikle bunu anlamak için.

Enver Gülşen - Araştırmacı-Yazar

Ağlamayan anlayamaz çünkü! Ağlamak yerine, kavga, slogan ve afişlerimize malzeme yaptığımız çocuklarımızı rahat bırakalım artık. Yeterince çokuk ölmedi mi?

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) kararından sonra çıkan olaylarda gencecik bir fidan öldü. On yedi yaşındaki İbrahim Oruç, görgü tanıklarının ifadelerine göre göğsünün sol tarafına gelen bir kurşunla öldürüldü. Yine görgü tanıkları, İbrahim'in ölmüş bedeninin, polis tarafından, yerlerde dişleri yerlere dökülecek kadar tekmelendiğini ifade ediyordu. Yine gencecik bir çocuk, geleceğimizin umudu olarak baktığımız bir fidan, hiç yoktan feda ediliyordu.

İbrahim'in öldürülmesi birçok farklı kesimi birbirini suçlamaya itecektir. Herkes kendi üzerindeki sorumluluğu görmezden gelerek, suçu başkalarına yükleyecektir. Kupkuru büyük hikâyeler altında ezilecektir küçücük çocuk ruhları. Uğur Kaymaz'a, Ceylan Önkul'a olan da buna benzer şeyler değil miydi? Siyasi ikbalimiz, vatanseverliğimiz, muktedir olma sevdalarımız altında ziyan ettiğimiz minicik bedenler...

Siyasetin devletçesi, iktidarcası, muhalifçesi, polisçesi, askercesi... Hepsinin bu ülkede çoktandır aynîleştiğini görmezden geleceğiz hepimiz. Yazılı ve görsel basının her kademesinde görmeye alıştığımız aynı tipler, yine, masanın üstündeki bir satranç taşını bir yerden öte yana götürür kadar kolayca, kustururcasına canlar üzerinden iktidar mücadelelerini haklandıracaklar. Kupkuru siyasi analizlerle İbrahim'lerin, Uğur'ların adlarını kirletecekler. Savunurken de, eleştirirken de...

İDEALLERİMİZ İÇİN ÇOCUKLAR ÖLMESİN

İbrahim'in öldürülmesinden başta bu satırların yazarı olmak üzere herkes suçludur. Siyasetin, kurulaştırıcı, düşünmeyi ve vicdanı iğdiş edici kördövüşünde yitirdiğimiz şeyleri yeniden aramak yerine, kendimizi sütten çıkmış ak kaşık olarak lanse edip, sadece başkalarını suçladığımız için suçluyuz. Kazdığımız cephelerde çocukları bile ayırıp, "bizim çocuklarımız", "terörist çocukları", "devletin çocukları" diye kategorize ettiğimiz için... Gittikçe vahşileşerek büyük "ideallerimiz" için küçük şeyleri feda etmekten çekinmeyen bir ruh çölüne tutsak kaldığımız için... İbrahim'in öldürülmesinde, gencecik çocuğun kalbine giden o kurşunu atan silahın sahibi kadar, hatta ondan da fazla hepimizin suçu vardır.

YSK üyeleri suçludur! Olacak olanları ve sonradan kararı mecburen değiştirmeleri gerektiğini bildikleri halde, satranç tahtasındaki bir piyonun oradan oraya taşınması gibi kolayca, ülkeyi büyük bir kargaşanın içine attıkları için. Üstelik ilk verdikleri kararı değiştiren kararla en başa dönülebileceğini zannettikleri için suçludurlar. Hâlbuki çember yuvarlak değildir. Dönülen hiçbir nokta, ilk başlanan nokta değildir. İbrahim'ler, Uğur'lar, Ceylan'lar kaybedilir, başlanan nokta ile dönüldüğü sanılan aynı nokta arasında... YSK üyeleri, sorumsuzlukları ile suçludur. Vicdanlı hakkaniyetli bir karar vermek yerine, kupkuru bir politik karar verdikleri için suçludurlar.

Siyaset suçludur. Olayları yatıştıracak kararlar alıp açıklamalar yapmak yerine, çoğunlukla suskun kaldığı için suçludur. Her şeyi basit bir oy meselesine indirgeyip, siyaseti, hizmet ve "gelişme" kavramları altında sığlaştırdığı için suçludur. Kürt meselesinde, çıktığı noktadan çok daha geride bir yere geldiği için suçludur. Askerin siyaset üzerinde hegemonyasına gidermeye yönelik umut verici girişimler yaparken, ülkeyi polis devleti haline getirmeye yönelik hiç de görmezden gelinemeyecek yanlışlar yaptığı için suçludur.

SİYASET SUÇLUDUR

CHP ve MHP gibi muhalefet partileri suçludur. Güzel gelişmeleri dahi baltaladıkları için suçludurlar. Kürt meselesi konusunda tek bir açılım dahi yapamadıkları, çözümsüzlüğü çözüm zannettikleri için suçludurlar. İktidarın yaptığı yanlışlara yönelik bir çözüm yolu önermek yerine, muhalefeti kurulaştırdıkları için suçludurlar. Satranç tahtası üzerinde yaşadıkları ve "insansız" bir siyaseti savundukları için suçludurlar.

BDP yöneticileri suçludur. İktidar ve muhalefetin diğer partileri gibi, ya da askeri ve sivil bürokraside olduğu gibi, muhalefeti satranç tahtası üzerinde piyonlarla oynanan bir oyun sandıkları için suçludurlar. Oyunu kazanmayı dahi düşünmemeleri, sadece oyunu kilitlemeye çalışmaları ile suçludurlar. Onlar için de, aynen hasımları gibi, İbrahim'ler, Uğur'lar piyondur. Cenazelerinde siyasi sloganlar atılacak araçlar! Ancak cenazeleri değerlidir o "araçların"... BDP yöneticileri suçludur. Ağlamayı unuttukları, kupkuru bir kavga siyasetine, en az karşı olduklarını söyledikleri kesimler kadar teslim oldukları için suçludurlar.

UNUTMAYIN HEPİMİZ SUÇLUYUZ

Bu ülkede yaşayan istisnasız hepimiz suçluyuz. Suçluyuz! Çünkü çocuk yüreğini anlamak, bir çocuğun ne kadar çabuk öfkeye kurban verilebileceğini görmek ve onları merhametle kazanmanın ne kadar kolay olduğunu bilip, ona göre davranmak yerine yerine; çocukları, siyasetin kurulaştırdığı vicdanlarımıza perde yaptığımız için suçluyuz. Çocukları merhamet ve şefkat ile yeşertmek yerine, öfkeye araç ya da amaç yaptığımız için suçluyuz. Çocuk öldürmek yerine, ölmeyi tercih etmenin yeğ olduğunu hâlâ öğrenemediğimiz için suçluyuz.

Suçluyuz! Hepimiz suçluyuz. Vicdanı gömdüğümüz ve insanları sadece istatistik malzemesi olarak gördüğümüz için suçluyuz. İktidar ile merhamet ve şefkat, basın ile vicdan, muhalefet ile ahlâk arasında bağların çözülmesine göz yumduğumuz için suçluyuz. Ağlamaktan başlamamız gerekiyor öncelikle bunu anlamak için. Ağlamayan anlayamaz çünkü! Ağlamak yerine, kavga, slogan ve afişlerimize malzeme yaptığımız çocuklarımızı rahat bırakalım artık. Kupkuru siyasi kavgamız ve basınından sivil toplum teşkilatlarına kadar ördüğümüz iktidar mücadelemizde çocuklarımızı rahat bırakalım. Yeter artık! Yeterince çocuk ölmedi mi?
Yeni Şafak

Güncel Haberleri