“Yenisini alırız”

Metin KARABAŞOĞLU

Rabb-ı Rahim, dil becerisi kadar el becerisi de nasip etseydi bana, muhakkak ki, bu becerinin bir kısmını oyuncak tamirine harcamayı tercih ederdim.

Rabb-ı Rahîm, ‘girişimci’ bir ruh bahşetmiş olsaydı bana, başlatmış olduğum teşebbüslerden biri, muhakkak ki bir ‘oyuncak tamirhanesi’ olurdu.

Rabb-ı Rahîm, vakıf faaliyetlerine sarfedebileceğim geniş imkânlar bahşetmiş olsaydı bana, kurulmuş olmasını hayal ettiğim onca vakıftan biri olarak, ‘oyuncaları tamir vakfı’ da muhakkak kurulmuş olurdu.

Karşımda psikanalize meraklı bir profesyonel ve amatör olsa, zihninin veya not defterinin bir kenarına, bu ‘oyuncak tamiri’ merakı üzerine birtakım çıkarımları kaydetmeye çoktan başlamış olurdu herhalde,

‘Yaşanılmamış bir çocukluk.’

‘Çocukluk günlerine özlem.’

‘Çocukluk dönemindeki bir büyük kaybın yol açtığı boşluğu doldurma çabası.’

‘Obsesyon.’

Hatta, kendi kendine ‘aklımı seveyim’ demeyi pek sevenler, bu sözü bir kez daha diye diye şöyle bir seçeneği de kaydederlerdi muhakkak:

‘Oyuncak tamiri üzerinden çocukların ve ebeveynlerin sevgisini kazanarak içindeki sevilme ve değer verilme boşluğunu doldurma; sözümona çocuklara sevgi gösterisiyle kendini sevdirme çabası.’

Gelin görün ki, benim kendi aklım, ‘oyuncak tamiri’ üzerine bu merakı, hiç de böylesi seçeneklerle açıklamıyor.

Daha basit bir açıklaması var bunun:

Ben bir babayım. Üçüncüsü henüz dört yaşının içinde üç çocuğun babası...

Dahası, ‘okur-yazar’ biri olmasam ve bu uğraş bütün vaktimi doldurmasa, çocuklarla ilgili bir alanda uğraş vermeyi tercih edecek kadar çocukları seviyorum.

Çocuklar da beni seviyor olsa gerek, yanımıza, yakınımıza gelen, anne-babasıyla birlikte misafir olan çocuklarla ahbap olabilmem için onbeş dakika yetebiliyor.

‘Oyuncak tamiri’ne bu derece gönül vermişliğim de, çocuklarla böylesine hemhal oluşum yüzünden zaten.

Çünkü, eski veya yeni, gıcır gıcır veya yıpranmış, çocukların oyuncakları bir ‘nesne’ değil bir ‘özne’ olarak algıladıklarının; onlara bir ‘teşahhus’ verdiklerinin; onlara bir ‘şahıs’ muamelesini tercih ettiklerinin ve onlarla bu şekilde bir hemhal oluş yaşadıklarının farkındayım.

Ne var ki, kendisi dahil herşeyin fani olduğu şu dünyada hiçbir şey kararında kalmadığı gibi oyuncaklar da kararında kalmıyor. Ya kırılıyor, ya dağılıyor, ya bozuluyor.

İşte böylesi bir anda, konuşup dertleştikleri, hatta ‘lokmalarını paylaştıkları,’ beraber sofraya oturdukları, beraber uyudukları oyuncaklarından ayrı düşme durumunda kalmanın hüznüyle gözlerinden dökülen yaşlar rikkatime dokunuyor.

Ama en çok da, bu hüznü bastırmak ve bu hüznün tercümanı olan ağlayışları susturmak için annelerin, babaların söyledikleri...

“Merak etme, yenisini alırız.”

“Sen hiç ağlama, yarın gider oyuncakçıdan aynısından alırız.”

Beri yanda çocuk “Ben aynısından istemiyorum, ben bunu istiyorum” derken yeterince açık, yeterince büyük, yeterince insanca bir mesaj veriyor olduğu halde, tekrar tekrar söylenen nakarat...

“Yenisini alırız dedik ya oğlum!”

“Yarın gider aynısından alırız diyorum ya kızım!”

Bu sözler, ne yalan söyleyeyim, rikkatimden öte, sinirime dokunuyor.

Çünkü bu sözlerle, bir ‘nesne’yle dahi ‘özne’ ilişkisi kuran bir çocuğa ‘özne’leri ‘nesneleştirme’ zorunlu eğitimine tâbi tutarak, açıkçası insaniyeten düşürüyor, aşağıya çekiyoruz.

Halbuki, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın meselâ Mekke ve Uhud’la veya üzerinde hutbe verdiği hurma kütüğüyle kurduğu bağı hatırlayalım.

Yahut Bediüzzaman’ın ‘bana sekiz sene hizmet etti’ diye tarif ettiği ‘sırtındaki sako’su veya öylece atılmasına razı olmayıp defnini istediği ‘tahta kaşığı’ ile kurduğu bağı... Barla’ya geri döndüğünde nice geceler üzerinde zikrettiği ulu çınara sarılıp ağlayışını...

Demek ki, esasen büyüdüğümüzde de korumamız ve Bâki-i Zülcelâl adına istihdam etmemiz gereken bir hali taşıyor küçüklüğünde çocuklar...

“Yenisini alırız”ların asla tatmin edemediği bir ‘özel’ bağ kuruyorlar zira oyuncaklarıyla.

Aynı oyuncakçıdan alınacak ‘aynı’ oyuncağın, ‘aynı’sı değil, ona benzeyen ‘bir başkası’ olduğunun farkındalar.

O kırık veya bozuk oyuncakla bir hayat yaşamışlardı. Oynamış, üzülmüş, sevinmiş, hız yapmış, yemek yemiş, uyumuşlardı... Bir ‘ortak hayat’ları vardı.

‘Yeni’si alındığında, bu ortak hayat geri gelmeyecek; yeni bir hayat kurulması gerekecek.

İşte bunun farkında çocuklar...

İşte bunun için ‘yenisi’ni değil, kırılmış, yıpranmış, bozulmuş olsa da ‘aynısı’nı istiyorlar. “Yenisini değil, bunu istiyorum” diye, bunun için diyorlar.

İşte çocuk ruhlardaki bu sapasağlam duygu, bu vefa, bu dostluk hissi zarar görmesin istediğim için bir ‘oyuncak tamirhanesi’nin hayalini hep kurdum ve hâlâ kurmaya devam ediyorum.

“Yenisini alırız” telkiniyle büyütülmüş ve herşeyin bir ‘muadili’nin, bir ‘aynısı’nın, bir ‘yenisi’nin mevcut olduğuna inandırılmış çocukların büyüdüklerinde yapıp ettiklerini de görüyorum zira.

Dün bozulan oyuncağın ‘tamiri’ne değil ‘yenisi’ne yönlendirilmiş çocuklar, bugün bozulan dostlukların ‘tamiri’ne değil, ‘yenisi’ne yöneliyorlar zira.

Filan arkadaşınla aran mı bozuldu? Üzülme canım, yenisini alırsın...

Filan dostunun kalbi sana karşı kırık mı? Merak etme, henüz kırmadığın bir kalbi dost ediniver, olsun bitsin.

Evliliğinde işler ters mi gidiyor, boşanıver canım; yenisini bulursun.

Dostluklarda, arkadaşlıklarda ve evliliklerde böylesine yıpranmışlık; yaşanmış ortak hayatların bu kadar kolay ve bu kadar duyarsızca silinip atlanması, çocukluk yıllarında duymaya başladığımız o telkinle birebir ilişkili görünüyor bana:

“Yenisini alırız.”

Bu yüzden, bir ‘oyuncak tamirhanesi’nin hayalini kuruyorum.

Bu yüzden, bir ‘oyuncak tamiri vakfı’ kurulmuş olabilsin istiyorum.

Ne dersiniz, çocukların oyuncaklarının tamiri mümkün olabilse; en azından büyüklerin oyuncakların ‘tamiri’ için çaba sarfettiklerini görebilseler, dostluklar, arkadaşlıklar, kardeşlikler, evlilikler, ortaklıklar bu kadar kolay yıkılmayacak belki.

Çocukların oyuncağını tamire çalışırken tamir ettiğimiz, aslında kendi iç dünyamız, kendi insanlığımızdır sözün kısası.

‘Oyuncak tamirhanesi,’ işte bu yüzden önemli, bu yüzden değerlidir...

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.