Yeni bir anayasa

Abdulkadir MENEK

Yeni, sivil ve demokratik bir Anayasa ile ilgili olarak 2011 yılında yapılan ve Ak Parti’nin yüzde 50 oy aldığı seçimin ardından konu,  ciddi ve kararlı bir şekilde yeniden gündeme alındı. Başbakan, defalarca kararlılık mesajları verdi. Diğer bütün partiler de aynı konuda irade beyanlarını ortaya koydular ve TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında bütün partilerin eşit üye verdiği bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu.

Bu komisyonun en önemli ve dikkati çeken çalışma prensibi şu şekilde tespit edildi. Bütün partilerin üzerinde uzlaştığı maddeler kaleme alınacak ve diğer maddeler daha sonraya bırakılacaktı. Çok sayıda maddenin de üzerinde uzlaşmaya varıldığı ve bunun neticesinde kaleme alındığı, kamuoyuna defalarca deklere edildi.

Belki bu şekilde bir uzlaşma komisyonu ile işe başlamak en doğru yoldu. Çünkü Anayasa bütün toplumun üzerinde uzlaştığı veya uzlaşma yollarının aranması gereken bir temel metindir, bu yönden meseleye bakıldığında metot son derece doğru ve isabetlidir.

Fakat Türkiye şartlarında meseleye bakıldığı zaman, bunun mümkün olmadığını anlamak için de uzun süre düşünmeye gerek yok. Çünkü her partinin kırmızı çizgileri vardır ve bu çizgiler çoğu zaman demokratik sınırların çok gerisinde kalmaktadır. Bize göre, CHP’nin kırmızı çizgilerinde Ak Parti ile mutabakata varması, MHP’nin Ak Parti ve BDP ile mutabakata varması, BDP’nin kendi kırmızı çizgilerinde MHP ve CHP ve Ak Parti ile mutabakata varması bu şartlarda asla mümkün değildir.

Böyle kırmızı çizgilerin havada uçuştuğu bir uzlaşma komisyonunda ortak bir metin hazırlamak ve bunun üzerinde mutabakata varmak maalesef, hayalle iştigalden başka hiçbir mana ifade etmemektedir. Keşke böyle bir uzlaşmaya varmak ve bütün Türkiye’nin ve yetmiş beş milyon vatandaşın ‘’işte benim Anayasam’’ diyebileceği bir metinde uzlaşma imkânı mevcut bulunsaydı.

Bu uzlaşma zemininin yakın bir gelecekte de ortaya çıkabilmesi mümkün görünmüyor. Burada Ak Parti’nin izleyebileceği iki yol vardır. Ya böyle bir uzlaşma zeminini bekleyecek. Ki Türkiye’de hiçbir partinin böyle bir uzlaşma zemininin ortaya çıkması için ömrünün yetebileceğini ihtimal vermiyorum. 12 Eylül 2012 Referandumunda en önemli maddelerinin halkoyuna sunulması esnasında ortaya çıkan derin görüş ayrılıklarının giderilebilmesi de maalesef mümkün değildir. 

Yani şimdi bu uzlaşma komisyonu hangi görüş etrafında uzlaşma sağlayacak? 12 Eylül 2010 Referandumundan kabul edilen maddelerden Ak Parti geri adım atıp CHP’nin çizgisine mi gelecek? Veyahut CHP, bu Referandum sırasında Ergenekon ve Aydınlık gazetesi çevresi ile yaptığı ittifak neticesinde ve büyük bir heyecan ve kararlılık ile savunduğu fikirlerinden vaz mı geçecek? Bu iki ihtimalden birisinin vaki olacağını kabul etmek, bugün siyasetin kenarında dolaşanların dahi kabul edeceği bir düşünce değildir.Ve bence eşyanın tabiatına aykırıdır.

Bu şartlarda izlenmesi gereken tek yol bulunmaktadır. Bu da, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda mümkün olan en geniş uzlaşma zemini sağlandıktan sonra, diğer uzlaşılmayan maddeler için de uzmanlardan oluşan bir heyetin hazırlayacağı ve TBMM’nin onayına sunulacak bir metin hazırlamaktır.

TBMM neticede bir karara varacaktır. Zaten netice halkoyu ile belirlenecek ve kesinleşecektir. Bu konuda halkın sağduyusuna ve demokratik olgunluğuna güvenmek gerekir. Zaten bundan da başka bir yol bulunmamaktadır. 12 Eylül 2010 Referandumunda yüzde 60 civarında kabul oyu veren milletimizin yeni, demokratik ve sivil bir Anayasaya, gönül verdikleri partileri de aşarak güvenoyu vereceklerine inanmak gerekir. CHP, MHP ve BDP’ye oy veren vatandaşlarımızın büyük bir ekseriyet ile partilerinden çok daha fazla demokrat olduğuna ve böyle bir Demokratik Anayasaya evet oyu vereceklerine şahsen inanıyorum.

Ak Parti’nin ve Sayın Başbakan’ın bu konuda bir tereddüt göstermesi ve konuyu daha da ertelemeleri için hiçbir sebep yoktur. Çünkü eğer bazı sebeplere gereğinden fazla değer verilirse, bunlar her zaman mevcut olabilir. Bu önemli noktada bundan önceki dönemlerde, mesela Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ve 12 Eylül 2010 Referandumunda olduğu gibi, halkın sağduyusuna güvenmek gerekir.

Türkiye’nin yeni ve tam demokratik bir Anayasayı daha fazla geciktirmemesi gerekir. Bugün itibariyle konjonktür son derece müsaittir. Böyle önemli bir konunun diğer bazı hesaplara feda edilmemesi gerekir.

Elbette siyaset günü birlik düşünce ve hesaplarla yapılmamalıdır. Siyasetçilerin önünde 20-30-40 yıllık vizyonlar olmalıdır. Bu çok önemli ve gerekli bir politikadır. Türkiye’nin de ve politikacılarımızın da bu noktaya gelmiş olması çok hayırlıdır.

Bugün herkesin sivil ve demokratik bir Anayasa talebinin her vesile ile telaffuz etmesi küçümsenecek bir gelişme değildir. Çünkü esas olan geleceği kurtarmaktır.  Türkiye günü birlik ve günü kurtarmaya dönük politikalardan çok çekti.

Sivil ve demokratik bir Anayasa da geleceği kurtarma vizyonu içinde değerlendirilmelidir. Bu durum milletimizin, üç sefer üst üste ve her sefer oyunu artırarak iktidara getirdiği Ak Parti’ye emanet ettiği büyük bir vecibe ve tarihi bir vazifedir.
Bu büyük ve tarihi vazife bazı siyasi hesaplarla daha fazla geciktirilmemelidir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.