Yeni Anayasa, Kürtler Ve Osmanlılık

Recai ALBAY

Anayasanın yeniden ele alındığı bugünlerde yaklaşık otuz yıldır ülkemizin başını ağrıtan, ciğerimizi sızlatan, varlıklarımızı kurutan, yükselmemizi ve refahımızı engelleyen Kürt sorununun çözümü için büyük bir fırsatın da yakalandığı kanaatini taşıyorum. Zira tarihi ve Kürtleri iyi bilenler bu sorunun nereden kaynaklandığını da çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle kürt sorunu; ülkemizde paket paket sarmalanıp yeri geldiği zaman piyasaya sipariş edilen diğer sorunlar gibi elit, seçkin!  kişiler tarafından oluşturulmuş sun’i bir problemdir. Halkımızın hiçbir zaman sorunu olmadı. Tıpkı başörtüsü gibi. Laik-antilaik gibi. Sağ-sol çatışmaları gibi.  Kamusal alan gibi.  Alevi- Sünni sorunu gibi paketlenerek beyefendilerin (!) uygun gördükleri zamanlarda sofraya serdikleri bir sorundur Kürt sorunu.

 

Bu sorunu belki de diğerlerinden ayıran en önemli farkı şudur; diğerleri tamamen kontrol altında tutulmuş iken bu sorun artık kontrol edilemez bir boyuta ulaşmıştır. Zira oyunun içine hariçten birçok el karışmış ve karıştırmaktadır. Bu sorunu oluşturan etkili ve yetkili kişilerin menfaatini aşan sınır ötesi menfaatler de artık bu soruna dahil olmuşlar ve menfaatleri gereği bu sorunu beslemekte, açık-kapalı stratejik hesaplar yapmaktadırlar. Evet bir taşla birçok kuş vurulmaktadır.

 

Peki vatandaş olarak bize ne gibi görevler düşüyor?

 

Evvelâ; bu sorunun sun’i bir sorun olduğunu  bilmeliyiz.

 

İkincisi; birilerinin hem ideolojik ve hem de saltanatvari yönetimlerini sürdürmek için oluşturdukları ve korku ile varlıklarını devam ettirdikleri bu ideolojik oyuna  boyun eğmemeliyiz. Ecel birdir tagayyür etmez hükmüne iman etmedik mi?

 

Üçüncüsü; Seçkin zümrenin daima ileri sürdükleri evham ve endişe kartını cesurca görmeliyiz. Yani yok bu memleket bölünürmüş, dahili çatışmalar olurmuş masallarını artık yutmamalıyız.

 

Dördüncüsü; kurt puslu havayı sever, bu nedenle böyle ortamlar da her daim ortaya çıkıp öten horozları, uluyan kurtları tanımalıyız. Zira onların hangi konumda ve hangi nimetler içinde olduklarını, nasıl bir  hayat sürdüklerini artık gözümüze çektirilen perdeyi indirip görebilmeliyiz.

 

Beşincisi; Müslüman Kürtler cumhuriyetin ilk yıllarında bile “muhtariyet” oyununa gelmemiş iken ( 7 Mart 1920 tarihli İKDAM Gazetesi ile 17 Mart 1920 tarihli SEBİL-ÜR REŞAD gazetesindeki “Kürdler ve Osmanlılık” ile Kürdler Ve İslamiyet” makalesiyle Boğos Nubar ile Kürt Şerif Paşa’ya Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği cevab iddiamızın vesikalı kanıtıdır) bugün böyle bir görüşü benimsememekle beraber şiddetle kahir ekseriyeti karşı çıkmaktadır.

 

Altıncısı; Kürtler adına hareket ettiklerini söyleyenler temsil  yetkisini kimlerden ve nasıl aldıklarını ortaya koymalıdırlar. Bugün Kürtlerin yüzde kaçı  hür iradeleriyle kürt iradesi adına hareket ettiklerini söyleyen bu zevata oy vermekte, destek çıkmaktadırlar. Bu husus iç ve dış kamuoyunda oldukça önem arzettiğinden bu oy yüzdesinin mutlaka tesbiti gerekiyor. Tabi bunun için hür bir ortam sağlanmalıdır.Yoksa 82 anayasası gibi korku ve baskıya dayalı bir zeminden aldıkları oy yüzdesini mi gösteriyorlar?(“Anayasa ve Sürgün Müftümüz” adlı makalemde bu husus açıklanmıştır.)

 

 

Yedincisi; Yolunu ve yöntemini bilmem ama gerçek bir kamuoyu yoklaması yapılırsa, güvenlik ve emniyet tam tesis edilirse acaba kürt kamuoyu adına kimlerin daha fazla söz söylemeye hakkı olduğu ve bugün sergilenen tablonun tersi çıkmaz mı? Dolayısıyla şarkta ağa ve lider sıfatıyla dolaşanlar gerçekten Kürt halkının taleplerini mi yoksa Asya’yı ve Afrika’yı sömüren emperyalist güçlerin taleplerini mi  temsil ettikleri çok net bir şekilde ortaya çıkmaz mı?

 

Sekizincisi;  Müslüman  Kürtleri temsil ettiklerini iddia edenler Kürtlerin örf ve adetlerini benimsemedikleri gibi bilhassa İslamiyetle kaynaşmış olan “Kürt Kültürü” ile  uzaktan yakından alakalarının bulunmadığını Müslüman kürtler çok iyi bilmektedirler. Bugün “Kürt Önderliğine” soyunanların özellikle 1980 den önce Marksizmi savunduklarını, bu nedenle Müslüman Kürtler tarafından soyutlandıklarını ve “Devletin Resmi İdeolojistleri” tarafından bu “Marksist Kürtlerin” nasıl yüceltilip halka pazarlandıklarını yine “Muhafazakar Kürtler” yakinen bilmektedirler. (1980’den önce Bingöl’deki TÖBDER yürüyüşlerinde koministler yürüyecek diye köylülerin sopa ve odunlarla nasıl bunları kovaladıklarının canlı şahidiyimdir.)

 

Dokuzuncusu; Kürtler müslümandırlar hem de salabet derecesinde dinine bağlıdırlar. Bu nedenle dinimizin şiddetle reddettiği bir ırkçılığı bir an bile tereddüt etmeden elinin tersiyle reddederler. Geçmiş tarihimiz buna şahittir.

 

Onuncusu; Bilhassa Yakın Tarihimizde Kürt ayaklanması diye gösterilen ayaklanmaların “Resmi İdeolojinin” iddia ettiği gibi gerçekten birer Kürt Ayaklanması mı? Yoksa dine ve inanca yapılan baskılara karşı halkın şiddetli bir infiali mi? ( Sason İsyanı diye adlandırılan ve Cumhuriyet Dönemindeki Kürt İsyanları arasında zikredilen isyanın çıkış sebebine baktığımızda Ağanın uşaklarına yapılan bir cinsel davranış karşısında köyün verdiği tepki üzerine resmi yetkililerin köy isyan etti diye tuttukları rapor üzerine iki yıl devletin başını ağrıtan isyanın(!)bir polisiye olay olduğu bir acı bir vakıadır. Bakınız; Y.T.Ansiklopedisi)

 

Onbirincisi: Bin yıldır aynı topraklarda aynı havayı soluyoruz. İman ve inanç birliği bizi kaynaştırmış, et ve tırnak gibi tek uzuv yapmıştır. Tefriki imkansızdır, bünyeyi parçalar.

 

Bir sonraki makalemizde Devlet’e düşen sorumluluklar üzerinde konuya devam edeceğiz. 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.